Osmanlı Döneminde Rize

Osmanlı Döneminde Rize

Osmanlı Döneminde Rize


19 Mayıs 2010 Çarşamba 12:00

*Yollar servetin kapılarıdır*

Padişahım (başbakanım), arzuhalim oldur ki!...

Rize ve Rizeliler hakkında Osmanlı döneminde hazırlanan kapsamlı bir rapor

Karadeniz Sahil Yolunu yöremiz insanına kazandıranlara şükranları-mızı takdim ederiz. Uzun bir sürecin finalini bizlere gösterenlere son-suz teşekkürler. Halkımıza çağdaş ve uygar dünyaya ulaşmak için bir can damarı armağan edenlerden Allah razı olsun. Diğer alanlardaki hizmetlerin de aynı dirayet, kararlılık ve samimiyetle hayata geçirilme-sini bekliyoruz. Bu meyanda yöremizle ilgili çok çok önceden, tarihin evvel zamanlarında kafa yoran insanlardan bir tanesinin, Osmanlı İm-paratorluğu zamanında kaleme aldığı fevkalade önemli bir raporu takdim etmek yerinde olur düşüncesindeyiz.

Karadeniz`in sorunları eskiden de aynıymış. İnsanımız o zamanlarda da gurbete çıkarmış, denizcilik yaparmış, Rusya başta olmak üzere yabancı memleketlere gidermiş, yurdun dört bir yöresine ekmek pa-rası için çıkan insanları buna zorlayan şartlar, o zamanlarda da aynı, günümüzde de.

Osmanlı Arşivlerinde bulunan bu belge-raporda , yöremizin kalkın-masından, insanımızın özelliklerinden, sahil yolundan, Rize`yi iç kesim-lere bağlayacak olan diğer yolların muhakkak suretle yapılmasından, madenlerin işletilmeye açılmasından bahsedilmektedir. Ayrıca, sosyal sorunlar ele alınmakta ve arazinin darlığından ve tarım alanlarının azlı-ğından dolayı toprak ihtilafları olduğu ve bunun da bazı kan davalarına sebebiyet verdiği gözler önüne serilmektedir. İnsanları hakkında ilk o-arak bahse konu olanlar ise, yöre halkının haksızlığa tahammül ede-mez bir yapıda ve silahşor ruhlu olduğu, her hangi bir düşman saldırı-sının, halkın direnişiyle geri püskürtüleceğinden, buradalar da kolayca başarıya ulaşamayacağı gibi hususlardır.

Potomya (Güneysu)`da II. Abdülhamid döneminde yapılması  için padişahtan izin istenen, daha sonra yapıldığı ve zamanla yıkılıp yerine bir başka cami inşa edildiği ve bugün de bu yeniden inşa edilen caminin yerine yenisinin (Güneysu Yeni Camii) yapıldığı Potomya Hamidiye Cami.

Kimin tarafından kaleme alındığı belli olmayan 1900`lü yılların başına, Osmanlı dönemine ait olan ve Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki onbinlerce Rize ile ilgili belgelerden bir tanesi olan bu raporu, günümüz Türkçesi ile vererek sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Sevgili Padişahım!

Malumunuz olduğu üzere bilgi ve terbiye gibi iki seçkin özelliğe sahip olan medeniyet, bir kurtuluş yoludur. Ondan mahrum olan millet, ya-ratılışında olan değerlerini, cahilliği ve fakirliği yüzünden olması gerek-tiği gibi kullanamaz. İnsanlığın bu özelliğinin sebebiyledir ki, milletler derin ve büyük sıkıntılara dalıp giderler. Galip mağlubu tepeler. Yara-tılıştan gelen kabiliyetler ve güzel hasletler, çığırından çıkıp yakınların hukukunu ayaklar altına alarak hıyanete dönüşür. Dolayısıyla milletler iyi bir tablo çizeceğine, aksine, kötü bir görüntü ile karşımıza çıkarlar.
Yüz kırk bin nüfusu ve üç kazası olan olan Rize sancağı, bu seçkin ve güzel memleketin inci gibi işlenmiş bir parçasıdır.

Laz ve cins olarak ondan uzak olmayan Gürcü kavimleri, millet olarak değerlerini, Moskofla yaptığımız iki büyük savaşta, din ve devlet düş-manına, sınırlarından bir adım bile attırmayarak göstermişlerdir. Şu halde bu iki milletin Osmanlı Devlet için güçlü ve vazgeçilmez bir un-sur olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak Gürcüler, Batum`un işgalin-den sonra tamamen Osmanlı ülkesinin içlerine doğru göç ederek da-ğılmak suretiyle Osmanlı sınırındaki yerlerini terk etmişlerdir. Bölge sadece denizcilikteki maharetleri ve mertlikleri ile ön planda olan Laz-ların elinde kalmıştır. Rize halkı, tek başına Osmanlının sınırlarını düş-mana karşı en iyi şekilde muhafaza etmekten geri durmaz.

Karadeniz insanı yaratılışı itibariyle haşin ve demir gibi sağlam mizaçlı ve karakterlidir. Bir başkasına karşı, hatta hısım ve akrabasına karşı bile acımasızca davranmaktan sakınmazlar. Bu özellikleri de pek çok kereler sabit olan suçlardan anlaşılmaktadır. Böyle olmasına rağmen insan nerede olursa olsun yine de insan olduğundan, bir milleti tama-men itham etmek yanlış bir düşüncedir. Aslında yapılması gereken şey  bu suçların nedenlerini araştırmaktan ibaret olsa gerektir.

Rize sancağı, konumu itibarıyla dağlık araziden ibarettir. Yağmuru çok, rutubeti süreklidir. Bundan dolayı da ormanlıkları gayet güzel bir şekilde neşv ü nema bulmuş, yeşermiş ve büyümüştür. Dağların yeşil sefası, yağmur ve rutubetin tesiriyle, kış mevsiminin iki üç ayı hariç tu-tulmak üzere bütün sene devamlı olarak latif ve güzel bir manzara arz eder. Genellikle dağların yüksek yerleri çeşit çeşit ağaçlarla süslenmiş ve toprağı da koyu bir yeşillikle örtülmüştür. Bu manzara insana dağ-ların ve toprağın doğal bir yeşil elbise giydiği izlenimini uyandırıyor.
Buralarda akla hayale gelmedik usullerle geçim sıkıntısına çareler aranır. Ziraat neredeyse gelişigüzel gelişen ve devam eden bir özellik arz eder. Ancak bu arazilerde de insanlar yerleşim amaçlı evler yap-mışlardır. Sahil boyunda ise güzel ve işlek çarşılar vardır. Ekime uy-gun arazinin dağınık oluşu ve evlerin bu arazilerde konuşlandırılması zorunluluğundan dolayı evlerin birbirlerine olan mesafeleri oldukça fazladır. Hatta aralarında dağ, tepe, vadi gibi araziler vardır. Herhangi bir yolsuzluk veya ihtiyaç olması durumunda bir komşunun diğerine gitmesi bayağı bir zahmet ve meşakkatlidir.

Buğday mahsulünün olgunlaşma zamanı olan Temmuz ve Ağustos aylarında her zamankinden daha fazla yağmur yağar. Bundan dolayı buğday mahsulünün ekimi Mayıs başından Haziran on beşine kadar olan zaman diliminde yapılır. Eylül 15`inden Ekim başlarına kadar topladıkları mısır darısıyla yetinmeye kendilerini mecbur etmiş ve bu mecburiyet alışkanlık derecesine varmıştır. Senenin ancak küçük bir kısmını idare edebilen dahilî mahsullerinin, yani elde ettikleri mısırın kifayetsizliğini Batum taraflarından mısır satın almak yoluyla gider-mektedirler.

Çok şükür nüfus artışı iyidir

Geçim sıkıntısı olmakla birlikte bölgenin letafeti, verimliliği ve güzel-liğinden dolayı, Allaha şükürler olsun ki, nüfus artışı yüksektir. Bu artıştan dolayı Rize sancağı baştan başa her tarafı dağınık ve düzensiz olarak inşa edilmiş evlerle doludur. Evsiz boş bir arazisi yoktur. Evle-rin arasının da yarımşar saat mesafeli olmaları dikkat çekicidir. Bu durum, koskocaman arazinin tek bir şehir olmasını sağlamıştır.

Klasik ve bilinen usul üzere kasabalar, köyler, tarlalar ve meralar oluşturmak ve bunların sınırlarını belirlemek bu bölge için imkansızdır.

Zor geçim ve Rize`den göç

Rize sancağının yollarının az olması sebebiyle karayolu bağlantısı ne-redeyse yok denecek düzeydedir. Her tarafı denize baktığından ve denizcilik gelişmiş olduğundan halkından pek çok adamlar çoğunlukla Rusya sahillerinin Batum, Poti, Anakarya, Sohum, Anapa ve Kırım taraflarına gitmekle rençberlik, dülgerlik, marangozluk ve bunlara benzer işlerle ekmek paralarını kazanmak için nice zahmetler çek-mekte oldukları devamlı gözlenen bir durumdur. Bütün halkın bu şe-kilde geçimini kazanması tabii mümkün olamayacağından bir kısmı da kayıkları ve sandal tabir ettikleri ufak yelken gemileriyle deniz nakli-yatçılığını tercih etmişlerdir.

Bu yol da oldukça tehlikeli bir yoldur.

Fındık, fasulye, keten: Rize

Memleketlerinin ihracatı biraz fasulye ve fındıktan ve Rize`ye mahsus olmak üzere bir miktar keten bezinden ibarettir. Yolların azlığı yüzün-den bunları yapmakta zorluk çekmektedirler. Hatta bu yüzden or-manlarından kereste üretip onları nakletmekte bile zorlanmaktadırlar. Ancak yöre halkı, coğrafya kitaplarında da yazıldığı üzere geçmiş zamanlarda işledikleri madenleri ve Erzurum`la sınır olan İspir, Keskin ve Hodiçor` un geniş ovalarına bir iskele ve çıkış kapısı olarak bu o-valar mahsulatının nakliyatı gibi istifadelerden mahrum kalmamışlardır.

Kırım ve Romanya sahillerine gidenler de vardır. Ayrıca sayıları sınırlı olmakla birlikte sandallarıyla ve kayıklarıyla genellikle Karadeniz`in Anadolu sahillerinde de nakliyatçılık edenlere de rastlanır. Bunlar, de-niz olduğu zamanlarda sıkıştıklarında kayalar arkasına sığınarak seyrü seferlerine devam etmektedirler. Ancak bu sahiller arasındaki nakliyat çok azdır. Bunun için bu nakliyat yöre insanlarının geçimlerine yetme-mektedir ve bunlardan anlaşıldığına göre gerçekten bölge insanının geçim sıkıntısı had safhadadır. Bu durum da onların tuz kaçakçılığı etmelerine sebep olmuştur.

Ah gurbet zalim gurbet

Dağlar ve ormanlıklar içinde dağınık şekilde ve birbirine uzak mesa-fede bulunan meskenlerin durumu ve erkeklerinin geçimlerin sağlamak için gurbete gitmek zorunda kalmaları, pek çok suç işlenmesine ve eşkıyanın rahatlıkla at oynatmasına ortam hazırlamaktadır. Bu büyük sıkıntıların sonucunda da nice nice suçlar işlenmektedir. Bu olumsuz sosyal şartlar, insanları, geçimlerini sağlamak için gurbete çıkmaya mecbur bırakmaktadır. Evin büyüğünün gurbete çıkmasından dolayı da evin geçimi delikanlıların omuzlarında kalmıştır. Bu yüzünden deli-kanlılar askerlikten kaçmaktadırlar.

Bunlar genellikle Rusya`ya savuşup ara sıra gizlice evlerine gelmektedirler. Dolayısıyla pek çok delikanlı asker firarisi durumuna düşmektedir.

Yakışıklı, gururlu, efendi delikanlılar

Lazlar ekseriya yakışıklı, zeki, tahkire, aşağılanmaya ve kendisiyle dalga geçilmesine tahammül etmez, tatlı sözden ve hoş davranıştan hoşlanır adamlardır. Ancak bu hayat kavgası arasında yaratılışındaki bu özellikleri muhafaza etmesi zor olduğundan dolayı serserilik ve intikamcılık gibi özellikleri zorunlu olarak kazanma durumu ile kaşı karşıya kalıyorlar. Mesela zekaları bir takım yalan ve iftira gibi şey-lerde kendini gösteriyor. Bedenlerinin kuvvetini de serserilik ve ka-badayılıkta kullanıyorlar. Bu durum da onların sert mizaçlı, çabuk a-lıngan ve kırılgan, acımasız ve şefkatsiz olmak gibi hasletlerini, huy-larını zorunlu olarak ön plana çıkarmıştır. Netice itibariyle bütün bun-lar, onların pek çok suçları işlemelerine ve birbirlerine karşı katı bir şekilde davranmalarına sebeptir.

Arazi kıt, kadına mirastan pay yok!

Mesela miras kavgalarının kaynağı, esas sebebi arazinin kıtlığı ve fakirliktir.
Yukarıdaki nedenlerle bu iki sebep bir araya gelince miras kavgaları kaçınılmaz bir hal alıyor. Bu da intikam almak duygusunu besliyor. Akraba arasında giderilmesi mümkün olmayan büyük ihtilaflar ve hatta bunların sonucunda da düşmanlıklar ortaya çıkmaktadır.

Bu şartların insanlara verdiği acımasızlık o safhaya gelmiştir ki, mesela kadına mirastan pay ayırmak ayıp karşılanmaktadır.

İkinci bir husus da, kadınların değerinin ayaklar altına alınmasıdır. Erkekler kadınlara tasallut etmektedirler. Bu durum o kadar acıdır ki, belki de yöredeki bütün kötülüklerin sebebi erkeklerin kadınlara olan bu tasallutudur, diyebiliriz. Bu tasallutun da sebeplerinden birisi zorla nikah ve boşama olaylarıdır.

Birisiyle nikahlanmak aralarındaki suçun cezasını ortadan sanki kal-dırıyor veya erkeğin karısını sorumsuzca boşamasının yasalarda bir cezası bulunmuyor.

Asayiş için refah şart

Memleketimizde ve bilhassa Rize sancağında asayişin sağlanması zorla mümkün görülmemektedir. Belki buradaki insanların asayişleri-nin sağlanmaları ve itaat altına alınmaları onların refah derecelerinin yükseltilmesiyle olur. Bu da memleketin tümünün ıslahına çalışılmakla meydana gelir. Bundan dolayı ıslahat hareketlerinin bir an önce baş-laması gerekmektedir.

Bu düşünceler doğrultusunda Rize sancağının ıslahı ve kalkınmasının sağlanması, istikrarlı, kararlı ve yapıcı bir hükümetin varlığına ve yöre insanın işlerinin ve kazançlarının teminine bağlıdır. Çünkü bu şekilde yapılan icraat, insanların medeniyetten istifade etmelerine, medeniyet-ten lezzet almalarına sebep olacaktır. Bu da medeniyettin ilerlemesine, halkın daha düzenli yaşamalarına, hatta böyle bir hayata meyletmele-rine, dolayısıyla devlet ve millet arasında sıcak bağların kurulmasına sebep olacaktır.

Madencilik ve ormancılık

Lazistan sancağı yukarıda arz olunduğu üzere bazı madenleri ve bir çok ormanları içinde barındırmaktadır. İki büyük hazine gibi servete sahip olmasına rağmen arazisinin tarıma elverişli olmaması yüzünden geçim sıkıntısı çekmesi karşısında, komşusu olan Rusya Hükümeti`nin Batum`da gösterdiği ilerlemeye karşı şu sıkıntı içinde henüz bu iki ser-vet kaynağını açıp işletemediğinden, yani madencilik ve ormancılık yapamadığından, ayrıca on beş seneden beridir imara, yörenin kalkın-masına yönelik hükümet tarafından bir teşebbüs gösterilemeyip Rize halkının önceden olduğu gibi fakirlik içinde kaldığına üzüntüyle şahit olmaktayız.
 

Yollar servetin kapılarıdır

Yollar, servetin kapılarıdır. Bundan dolayı yol yapmadıkça, servetin kapısını açmadıkça zengin olunmaz.

Lazistan sancağında yol inşa edilmesinin evvelden beri yasak oluşu askerî bir tedbir ise onun takdiri ehil ve erbabına aittir.

Sevgili hünkârım, bilgilerinize saygılarımla arz ederim!

Dipnot için bilgi: Vakıf Rize Dergisi, Ağustos-Eylül 2005 Sayı: 33, Sayfa: 58-60


Muhammet Safi

Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.