|
|
Çayın Dünü Bugünü |
|
Çay, dünyada sudan sonra, en fazla içilen ve içme
alışkanlığı gittikçe artan bir gıda ve içecek maddesi
olarak, 5000 yıldan beri bilinen, sevilen, efsanesi,
deyimleri, şiirleri, sanat ve sanayisi ile bir
çay kültürü
oluşturmuştur.
|
|
|
|
İlk Girişim Türkiye'de çay yetiştirme konusunda ilk girişimin Tanzimat devrinde 1888 yılında yapıldığı, dönemin yazılı belgelerinden anlaşılmaktadır. Edinilen bilgiye göre Japonya'dan getirilen çay tohumları Bursa ilinde ekilmiş, ancak ekolojik özelliklerin çay yetiştiriciliği için uygun olmaması nedeniyle bu girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
İzzet Efendi
İzzet Efendi 1819'da Edirne'de doğdu. İstanbul'a gelerek
devlet hizmetine girdi. Hicaz vali vekilliği, Suriye merkez
mutasarrıflığı ve Basra Valiliği gibi çeşitli memuriyetlerde
bulundu. En son vazifesi olan Adana valiliği görevi ise çaya
olan merakından dolayı saray tarafından 'lutfen' verildi. Bu
çay meraklısını tanıyıp hatıralarında ondan bahsedecek
olanlar, İzzet Efendi'nim idareyle yahut valilikle hiçbir
alákasının olmadığından yakınacak, 'ziyaretine gelenleri
makam odasında bizzat yaktığı büyükçe semaverinden eliyle
çay ikram ettiği'ni biraz tatlı biraz da şikáyetçi bir
tavırla nakledeceklerdi. |
|
|
|
İlk Rapor
Türkiye'de çay yetiştirilmesi konusunda temel
oluşturan girişim ise 1917 yılında
gerçekleştirilmiştir. Zamanın 'Halkalı Ziraat
Mektebi Alisi' müderrislerinden botanikçi ve eski
Mardin Mebusu Ali Rıza ERTEN'inde aralarında
bulunduğu bir heyet Batum ve çevresinin Türkiye'ye
geri verilmesini izleyen günlerde inceleme yapmak
üzere yöreye gönderilmiştir. Bu inceleme esnasında
Ali Rıza Bey çay, narenciye ve bambunun Batum
civarında yetiştirilmekte olduğunu görmüş; bu
bitkilerden bilhassa çayı ilmi olarak da etüt
etmiştir. İncelemelerini batıya doğru ilerletmesi
neticesinde, Rize ve havalisinin toprak ve iklim
özellikleriyle Batum ve civarı toprak ve iklim
karakterlerinin birbirlerine çok benzer olduğunu
gören Ali Rıza ERTEN, çayın Anadolu'muzun bu
parçasında da yetiştirilebileceği kanaatine
varmıştır.
Bu teknik gezinin neticeleri
daha sonraları
'Şimali Şarki Anadolu ve Kafkasyada Tetkikatı Ziraiye'
adlı bir kitapta yayınlanmıştır. Memleketimizde ilk defa
olarak bu kitapta, çayın Rize dolaylarında yetiştirilmesinin
mümkün olduğu, sebepleri ile birlikte ifade edilmiştir.
Kitapta çayın Türkiye'deki dünü açısından o günkü İstanbul
Gümrüğüne dış alım yoluyla gelen çay miktarları da yer
almaktadır.. 407 Sayılı Çay Kanunu Savaş öncesi para kazanmak üzere Batum ve yöresine giden Doğu Karadenizlilerin savaştan sonra bu olanağı bulamamaları, sorunların daha belirgin şekilde ortaya çıkmasına neden oldu. İşsizlik ve yoksulluk nedenleriyle bölge insanlarının yurdun değişik yerlerinde çalışma zorunda olmaları ve ailelerinden uzakta yaşamaları bölgede iş alanlarının yaratılmasını zorunlu kıldı. Sorunun çözüme kavuşturulması ve bölge insanlarına gelir kaynağı yaratılması için o günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde önemli görüşmeler yapıldı. Uzun görüşmeler sonunda Büyük Millet Meclisi'nde 6 Şubat 1924 tarihinde 'Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve Çay Yetiştirilmesi' adında 407 sayılı Kanun kabul edildi.
Kanunun yürürlüğe girmesinden hemen sonra çay tarımı ile
ilgili ön denemeler yapmak, bölgede meyveciliğin
gelişmesini sağlamak amacıyla Rize'de 'Bahçe Kültür
İstasyonu' kuruldu. İşleri organize etmesi ve yürütmesi
için Ziraat Umum Müfettişi
Zihni DERİN
görevlendirildi. İzleyen yılın başında çay ve
narenciye konularında bilgi ve görgüsünü artırması, çay
tohumu satın alması için Rize Ziraat Memuru Batum'a
gönderildi.
Batum'dan satın alınan bir miktar çay tohumu ile Rize'de
bugünkü Merkez Fidanlığında çay fidanı üretilmeye
başlandı.
Rize Merkez fidanlığında üretilen fidanlar bir yandan yöre halkına dağıtılırken bir yandan da üretim denemeleri yapılması için pek çok ilimize gönderildi. Bu illerin tümündeki koşullar, Ali Rıza ERTEN'in raporunda ayrıntılı şekilde açıklanmış bulunan çayın ekolojisine uymuyordu. Zaman ilerledikçe çay fidanlarının üretim ve dağıtımındaki heyecan, üreticilerin ilgisizliğine paralel olarak azaldı. Gerekli destekten yoksun bulunan ve yeterli bilgi verilmeyen üreticiler, geleceğin neler getireceğini bilmedikleri için çay tarımına olan ilgilerini yitirdiler. Kendi Kendine Yetme İlkesi Hükümetin, Kendi Kendine Yetme ilkesini benimsemesi ve 1933 yılında bunu bir programa bağlaması üzerine, ülkemizde çay tarımı yeniden gündeme geldi. Ancak organizasyonun sağlanması ve hazırlık çalışmalarının tamamlanabilmesi için iki yıl daha geçti. 1935 yılında Ziraat Vekili Prof. Dr. Muhlis ERKMEN'in bir bilim heyeti ile birlikte Rize'ye yaptığı inceleme gezisinde, bölgenin çay tarımı ve sanayisinin gelişmesine her yönden elverişli olduğu kanısına varıldı.
Tartışmalar ve
yazışmalarla iki yıl daha geçer ve 1937 yılına gelinir. Çay
tarımının yerleştirilip geliştirilmesi için
Zihni DERİN
tam yetki ile yeniden görevlendirilir. Geçmişte kaybedilen
yılların deneyimleriyle sıkı tutulan işler bu kez daha
bilinçli ve programlı şekilde yürütülmeğe başlanır.
Tohum damızlık bahçeleri
kurmak, fidan üretip yeniden üretmek amacıyla, 1937, 1939 ve
1940 yıllarında Sovyetler Birliği'nden Gürcistan kökenli
toplam 70 ton çay tohumu satın alınarak üretim
yaygınlaştırılır.
1939 -1946 yılları arasında
çalışan Fidanlık Atölyesi 3788 Sayılı Çay Kanunu 27 Mart 1940 tarihinde çıkarılan 3788 sayılı Çay Kanunu ile çay tarımının ve üreticilerin desteklenmesi güvence altına alındı. Bu kanun ve bu kanuna dayalı çıkarılan kararname ile çay tarım alanları, ekolojik ilkelere göre Araklı deresinden Sovyetler Birliği hududuna kadar değin ve 15 km içeriye kadar olabilecek şekilde belirlendi.
Altının 9 lira olduğu 1938 senesine kadar yaprağın kilo
fiyatı 60 kuruş olarak tespit edildi.
İkinci Dünya Savaşının
ortaya çıkardığı pahalılık karşısında 150 kuruş.
Yaş yaprak fiyatlarının Reşat
Altını ile karşılaştırılması yaygın olduğu için bu değerleri
bir tablo haline getirmenin hoş olacağını düşündük. İlk Çay Kredisi Çay tüketim ve dış alım durumu göz önüne alınarak 30 bin dönümlük bir alan, çay tarımı için ayrıldı ve Ziraat Bankası'nın 5 yıl süreyle üreticiye faizsiz olarak 25 lira kredi vermesi kararlaştırıldı.
4223 Sayılı Kahve Çay İnhisarı Kanunu
Kahvenin yanında çay da bu kanun ile Tekel'e alınmış ve üretilen çaylar Tekel idaresine verilmiştir. Anılan kanunda; çayın devlet tekeli altında olduğuna, bu tekelin Tekel Genel Müdürlüğü'nce sağlanacağına, çayın perakende satış fiyatının yurdun her yanında aynı olacağına ve yaş çay yaprağının kanuni yetkisi olmayanlar tarafından üretilmesi, işlenmesi, satılması, Türkiye'ye sokulmasının 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun hükümlerine bağlı olacağına ilişkin hükümler yer almıştır.
İlk Çay
Fabrikası
Bu yıllarda elde edilen yaş
çay yaprağı Zihni Derin atölyelerinde işlendi. Giderek yaş
çay üretiminin artması nedeniyle çay fabrikası kurma
zorunluluğu ortaya çıktı. İlk çay fabrikasının temeli 21
Haziran 1946 tarihinde atılarak, 60 ton/gün kapasiteli
olarak 1947 yılında Rize'nin Fener mevkiinde işletmeye
açıldı.
Çay fabrikasının açılış
töreni töreni 16 Temmuz 1947 tarihinde yapılmıştır.
Trabzon'dan gelen Tümgeneral Naci Altuğ ile Gümüşhane
Valisi, Trabzon Belediye Başkanı ve Trabzon İngiliz
Konsolosu'nun da hazır bulundukları binlerce Rizelilerin
iştirak ettiği bu törene İstiklâl Marşı ile başlanmış,
ilk olarak söz alan Rize Belediye Başkanı 16 Temmuz
gününün Rize tarihinde bir dönüm noktası ve istikballer
vâdeden büyük bir gün olduğunu belirttikten sonra
Rizelilerin bu bayramına katılmak üzere gelen
misafirlere şehir namına teşekkürlerini bildirmiş ve
bölgemize yeni bir servet kaynağı sağlıyan büyüklerimizi
minnet ye şükranla anmıştır. Bundan sonra Çay
Organizatörü Zihni Derin, çayın Rize'deki tarihçesini
anlatmış ye Devlet Ziraat işletmeleri Kurumu Meclis
İdare Reisi Atıf Bayındır, bir hitabede bulunmuş, İzmir
Milletvekili Mustafa Rahmi Köken de kordelâyı kesmek
suretiyle fabrikayı açmıştır.
Takip eden yıllarda bir yandan Türkiye nüfusunun artması, bir yandan çay içme alışkanlığının yaygınlaşmasına karşın; yıl ve yıl yaş çay alanlarının gelişmesi ve buna paralel olarak fabrika sayısı ve işleme kapasitesinin artmasıyla Kendi Kendine Yeterlilik İlkesi'nin gerçekleşmesi süreci devam edecekti.
Efendim
özgeçmişimde de belirttiğim gibi Yıl 1954....
İzzet Ateş
Rize Çay Fabrikaları Merkez Müdürlüğünde müdür olarak göreve
başlamıştır.
İşe başladığının ikinci ayında İzzet Ateş genel müdürlüğe;
inşa halinde olan iki fabrikanın da yetersiz olacağını, daha
başka fabrikaların kurulması gerektiğini ve bunun için de
makinelere ihtiyaç olduğunu bildirir. Aldığı cevap makine
tedarikinin döviz bulunmadığı için imkansız olduğu idi.
Bunun üzerine İstanbul’a giderek durumu bir defa da sözlü
olarak anlatır. Müdürler encümeni teklifii kabul ederek,
makinelerin yerli imali için araştırma yapmaya, onu ve Genel
Müdür Muavinini memur eder. Araştırma sonunda Makine Kimya
Fabrikalarında çay makinelerinin imal edilebileceği
görülür..
Makineler imal edilirken,
acele olarak bunların monte edileceği yer sorunu da
halledilmeliydi. Bu da M.K.E. Ankara Silah Fabrikasında
temin edilen Nissen barakaları ile halledilir. Böylece
atölye ismi verilen küçük isletmelerde meydana gelir.
Zamanla fabrikalar inşa
edildikçe, barakalar fabrikalara taşınır.
İlk Çay İhracatı 1947 yılından beri1 fabrika bazında üretimine başlanan çay 1963 yılına gelindiğinde 18 fabrika ve 1.340 ton/gün işleme kapasitesine çıkmıştı. Bu yıla kadar iç piyasa ihtiyacı karşılanamaz durumda idi, talep ancak ithalat yoluyla dengelenebiliyordu. Ama Türk çaycılığı bu yıldan itibaren Dünya çay pazarındaki konumunu değiştiriyor, ithalatçı bir ülke durumundan ihracatçı bir ülke haline geliyordu. İlk ihracat 1963 yılında 143 ton olarak gerçekleşmişti. İlk Yabancı Raporlarda Çay
Londra'da 1940 ve 1950'li
yıllarda Türk Çayı hakkında Robert O.Mennel tarafından
hazırlanan muhtelif raporlarda Türk çayı hakkında aşğıda
göreceğimiz gibi olumlu görüşler arzedilmektedir.
İlk bakışta, güzel bir görüntüye sahip, çok iyi kıvrılmış, FOP tipi Darjeeling çaylarını andırıyor. Ancak iyi bir tasniflem olmadığı belli, tozlardan arındırılması lazım. Likör rengi oldukça kaliteli, parlak ve temiz, ancak tat zayıf ve metaliksi. Posa rengi çekiciliğiyle kaliteyi işaret ediyor. (1947) (FOP) tipi çayın biçimine gelince, sıkıca kıvrılmış, temiz, uzun, ince yapraklardan müteşekkil olup, uzun zamandan beri Darjeeling ve Seylan çaylarında gördüklerimizden daha üstündür. Böyle bir yaprak çay, Avrupa'nın hemen her yerinde büyük kolaylıkla satılabilir. (BOP) çayı da muntazam, iyi bir biçimde ve güzel renktedir. (OF) çayı ise parlak ve altın başlı olup, İran ve Ortadoğu piyasaları için son derece cazip bir çaydır.(1949) Samimi olarak, bu çayların fevkalade güzel manzaraları karşısında hayranlık duydum. Çok arzu ederimki Hindistan ve Seylan çaycılarımızda bu tarz imalat yapsınlar. Bu çayların menkuu ise mat ve düze mütemayil olup terai ve melez Darjeeling karekterinde fakat daha tatlı ve latiftir. Hülasa olarak söylemek isterim ki Türkiye'nin bu çaylardan çokça miktarda ihraç edecek durumda olmayışından Seylan, Hindistan ve Cava çaycıları istifade etmektedir. (1950) Çok iyi hazırlanmış olmaları itibariyle emsali Hint ve Seylan çaylarının bir çoğundan üstündür. Seylan da çay istihsal müesseselerinin hiç değilse buna benzer şekilde çay imal etmelerini arzu ederim.Türkiye bu çayları dış piyasaya arz etmiş olsaydı Hint ve Seylan müstahsillerine müthiş bir darbe indirirdi. (1953) 1960'larda Çay Tarımının Sorunları
Inhisarlar Vekâleti ve Türk
Devlet İnhisarlar Umum Müdürlüğünün daveti üzerine özel bir
eksperler heyeti, Türkiye çay sanayi üzerinde tetkiklerde
bulunmak üzere 8- 23 Mayıs 1963 periyodu zarfında çay
sahasını ziyaret etmiştir.
Heyet, aşağıda isimleri ve görevleri belirtilenlerden
oluşmuş bulunuyordu.
J. Goldschmidt, Zonon N.V., Amsterdam İşletme Müdürü ve Çay Eksperi Dr. Ir. T. Visser, Bahçe Bitkilerinin Islahi Enstitüsü, Wageningen. Daha önce Seylan Çay Araştırma Enstitüsü Ir.J.Warkhoven, Kraliyet Tropik Enstitüsü, Amsterdam. Daha önce Endonezya da Çay Teknolojisti ve Zirai Müşavir. Ir.J.Van Der Vis, Agronomist, N.V.Deli, Maatschappij, Amsterdam. Bu heyetin çay hasadı ile ilgili 1963 yılında tespit ettiği çay hasadı ile ilgili bazı problemleri ve çözümlerini aşağıda sıralıyoruz: Resmi Toplama Standardı diğer çay üreticilerde olduğu gibi, iki buçuk yaprak olmakla beraber, uygulamada daha müsamahakar davranılarak gayri resmi bir standart oluşturulmuş. Toplanan ürünün ancak %11'lik bir kısmı standarda uygun veya başka bir ifade ile "iki buçuk yaprak" tan oluşan filizlere sahip. Kusurlu toplama vardır. Bu kusur kısman insan kısmen tarımsal hatalardan kaynaklanmaktadır. Üretici azami gayretle bir defa da mümkün olduğu kadar fazla çok yaprak toplamayı arzu ettiğinden sürgün aralarıda fazla olmaktadır. Üretici kendi açısından daha sık toplamayı (mevsimde 4-6 defa) 'ekonomik' görmemektedir. Devamlı toplama olması gerekirken; ocak üzerinde devamlı toplamamadan dolayı bazı filizler büyük, bazıları ise küçük kalmaktadır. Bazı filizler faal bazı filizler ise uyku halindedir. İki buçuk yapraklı filizler mevsiminde pek küçüktür. Ancak bir kısmının küçük kalması da Çin vasıflı olduğundan ileri gelmektedir. Bu safhada toplamaları zor olduğundan büyüyünceye kadar bekletilirler. Filizler kısa zamanda banjhi haline gelmektedir, bu başka emarelerle birlikte, ağacın kuvvetsiz olduğuna delalet eder ki, bunun sebebi bahçenin bakımsızlığındandır. Derhal yapılması gerekenler, yabani ot mücadelesi, gübreleme ve budamadır. Mevsimin başında resmen 'iki yaprak ve bir tomurcuk' talep ederken, gayri resmi olarak 4 ve hatta 5 yapraklı sürgünlere göz kapatmak, psikolojik bakımından iyi bir usul değildir. Toplama ile ilgili olarak aşağıdaki şartların yerine getirilmesi şarttır: Toplamanın daha sık yapılmalı Toplama uygun bir standartta olmalı. Mevsimin başında 1-2 hafta müddetle sürgün başına 3 yaprak, banjhi (uyuyan tomurcuk) ve 2 yaprak, daha sonra 'iki buçuk yaprak, 'iki yaprak tomurcuk' ve tek banjhiler kabul edilebilir. Evvela balık yaprağın üstünde iki yaprak bırakmak suretiyle, Mayıs ayının ortalarında ve sonlarında balık yaprağının bir üst yaprağına kadar, Temmuzdan itibaren de balık yaprağına kadar toplamak icap eder. Yaprak veriminin teşviki, banjhi sürgünlerinin henüz körpe iken toplanması, kaba banjhi sürgünlerinin atılması ve berteraf edilmesi ve toplam atablasındaki verimsiz 'karga ayaklarının' kırılması suretiyle olacaktır.
Ekonomik ve sosyal yönden daha etkin bir hale getirilmesi amacıyla çay tarımı ve çay sanayi 1971 yılında yeniden düzenlendi. 6 Aralık 1971 tarihinde çıkarılan 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu ile Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü vasıtasıyla sürdürülen çay tekeli; el değiştirerek, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu, sermayesi ile sınırlı bir Devlet teşekkülü olan ÇAYKUR kurularak çay endüstrisi ve tarımı Çay Kurumu adı ile oluşturulan bu organizasyon aracılığıyla sürdürülmeye başlandı.
Çay Kurumu
Dönemi
Tekelin devriyle başlayıp 3092 sayılı yasa'nın yürürlüğe girdiği 19 Aralık 1984'e kadar uzanan bu dönemin başlangıcında 2420 ton/ gün kapasiteli olan 32 yaş çay fabrikası, Yapımı devam eden fabrikalarında tamamlanması ile 1985 yılı yaş çay kampanyasına 45 yaş çay fabrikası ve 6.000 ton/ gün yaş çay işleme kapasitesi ile girilmişti. Bu süreçte çay tarımı ve endüstrisinde önemli gelişmeler olmuştu. 404 bin dekarlık çay dikim alanı 654 bin dekara ulaşmıştır. 'Çayda En Büyük Değişiklik'
Çaydaki gelişmelerin dünü ve
bugünü dikkate alındığında, çayda en büyük değişikliğin 4
Aralık 1984 tarihli ve 3092 sayılı Çay Kanunu ile
gerçekleştiği görülür. Bu kanunla çayın tarımı, üretimi,
işlenmesi ve satışı serbest bırakılmıştır. Böylece gerçek ve
tüzel kişilere üreticilerden yaş çay yaprağı satın
alabilmelerine, çay işleme ve çay paketleme fabrikalarını
kurup işletmelerine imkan tanınmıştır. Kanun çayda devlet
tekelini kaldırmış, devlet sektörü ile özel sektörün yan
yana çalışması sağlanmıştır. Ancak çay tarım alanlarının
belirlenmesi Bakanlar Kurulunun yetkisine bırakılmıştır.
Bakanlar kurulunun belirlediği alanlar dışında çay tarımı
yasaklanmış, çay tarım alanlarına giren yörelerde çay
bahçesi kuracakların önceden ruhsat almaları zorunlu
kılınmıştır. Şu anda; Doğu Karadeniz Bölgesi'nde 45'i kamuya ve 312'si özel sektöre ait olmak üzere, toplam 357 üretim fabrikasında 17.689 ton/gün kapasite ile faaliyet gösterilmektedir. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü
İktisadi Devlet Teşekkülleri
ve Kamu İktisadi Kuruluşlarının yeniden düzenlenmesini
gerçekleştiren 19 Ekim 1983 tarih ve 2929 sayılı kanuna
dayanılarak 1497 sayılı Çay Kurumu kanunu, 112 sayılı Kanun
Hükmündeki Kararname ile değiştirildi.
Çay Kurumu, Çay İşletmeleri
Genel Müdürlüğü adı altında Kamu İktisadi Kuruluşuna
dönüştürüldü. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü 8 Haziran 1984
tarihinde çıkarılan 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname
ile bir kez daha yeniden düzenlendi ve teşkilatlandırıldı.
Çaykur'un son teknolojik
gelişmelerle tam otomasyona geçen 46 yaş çay fabrikasının
mevcut kapasitesi 6800 tona ulaşmış bulunmaktadır. Yurtiçine
yayılan 9 Pazarlama Bölge Müdürlüğü ile iç çay piyasasına
yıllık 100.000 ton üzerinde paketli çay sevkı ve satışı
gerçekleşmekte, böylece çay tüketimimizin %70'lik bölümü
Çaykur tarafından karşılanmaktadır.
1994 tarih ve 4046 Sayılı
Kanun ile Çaykur Kamu İktisadi Kuruluşu listesinden
çıkarılarak İktisadi Devlet Teşekkülleri arasına dahil
edilmiştir.
Bir Çay İhracatçısı
Olarak Türkiye
1980'li ilk
yıllarda Türkiye'deki çay üretiminin iç piyasa talebini
ancak karşılar durumda olması çay ihracat çalışmalarının
geçici bir süre için gündem dışında kalmasına neden
olmuş; ancak, ek plantasyon sahalarının kurulması sonucu
1985 yılında üretim fazlası verilmiş ve dolayısıyla
yeniden ihracata yönelik çalışmalar hızlandırılmıştır.
Devletler arasında çay ihracatının gerçekleşebilmesi için çeşitli ön görüşme ve bağlantılar yapılmış, fakat 1986 yılında SSCB'de meydana gelen nükleer kazanın etkisinin çay plantasyon sahalarımızda da kendini göstermesi bu bağlantıların gerçekleşmesini engellemiş, Türk çayı bu sefer de tabii bir afet yüzünden bir müddet için daha dünya pazarlarından uzak kalmıştır. 1990'lı yıllara girerken Çaykur bütün olumsuzlukları gidermiş ve dünya çay piyasasına tekrar girmiştir. 2004 yılına geldiğimizde, özellikle, gayri resmi yollardan yurdumuza giren çayın azalması, çay alım planı ve budama projesinin tavizsiz olarak uygulanması nedeniyle Türkiye'de üretim, tüketim dengesi oluşmuştur. Bu durumda; yurt içinde kullanım oranı düşük olan "Dust" olarak adlandırılan toz çaylar, fanning çaylar ve paketli çaylar dışında çay ihracatını zorlamanın dengeleri bozacağı açısından pek makul olmayacağı düşüncesi hakim olmaktadır. Özel Sektörün Durumu
3092 Sayılı yasanın yürürlüğe konulmasından sonra:
Bir kısım müteşebbisler özel sektörün çok karlı
bir sektör olduğunu, kısa sürede büyük kazançlar
sağlayacağını düşünerek, gerçek bir fizibilite yapmadan
yetersiz bir işletme sermayesi ile çay sektörüne
girmişlerdir.Özel sektör çay işleme tesisleri ve çay
fabrikalarının sayısı 312 'e yükselmiş kapasiteleri ise
günlük 11 bin tona kadar ulaşmıştır. Bir kısmının teknik
ve hijyenik yönden sahip olması gereken özellikleri
taşırken bir kısımları için bu özellikleri taşıdığı
söylenebilir mi?
Üretici
ve tüketicilerinin bir çok olumlu beklentileri olmuştu.Çay
üreticileri: özel sektörün devreye girmesi ile ürününü kısa
sürede hasat edeceği, daha rahat satacağı, parasını da daha
rahat alacağı beklentisindeydi. Ancak kalanların üretim izni alma çalışmalarını yoğunlaştırmaları sevindirici ... Tabi özel sektörden beklenti Çaykur'un lokomotif görevini yaptığı projelere taklılıp gitmekten ziyade, çayın alternetifi çaydır diyerek, çay daki yeni alternatifleri üretmesidir.... Unutulmamalı ki; çay da gelecek özel sektörün omuzunda yükselecek, gönül ister ki o omuzlar dün bugün o yükün altında olanların, o yükle ayağa kalkanların omuzları olsun. Pazara gerek yerli gerek onların yabancı ortaklatının girmesi kaçınılmaz.... Zaman birliktelik zamanı, bugünlerden yarınlara hazır olmak, geçmişten ders almak, yeni yeni prrojeler üretmek, alternatif çay üretimlerine gitmek zamanı.
Bu arada son on
yılda dünya'da yıllık siyah çay üretimi %1 artarken, yeşil
çayın %2,5'luk bir artış seviyesini yakalamasına, ve
Çaykur'un önderliğinde
yeşil çay
üretimine tekrar başlaması sevindirici bir nokta.
2006 yılında Çaykur'un 2005
yılında hedeflediği 600 bin tonluk yaş çay rekoltesine
paralel bir alım gerçekleştireceği, Teşekkül bünyesinde
üretim, stok ve satış dengesinin kurulduğu, bunun devam
edeceği tahmin edilmektedir. Ancak Özel Sektör açısından
2005 yılından kalan stoklar nedeniyle; 2006 yılının
üreticiye yönelik olarak biraz zor geçeceği, alımlarda
biraz nazlı davranacağı gözükmektedir.
Yurt dışından doların düşük değerde olması nedeniyle resmi ve gayri resmi çay girişleri nedeniyle özel sektör bazında stokların oluşmaya başlaması sıkıntılı günlere işaret etmektedir.... 30 Nisan 2006 |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|