|
|
Çay Kültürü |
|
İlk çay biraz keyif, biraz da tıbbi nedenlerle
içilmiş,çay içerek zihni uyanık tutmak, binbir derde deva
özelliklerinden yararlanmak hep söz konusu edile gelmiş.
İşin güzel ve şaşırtıcı yanı ise, çayın sıcak bir içecek
olmanın ötesine geçmesiyle başlıyor. Önce Çinliler, daha
sonra çayı onlardan altıncı yüzyılın sonuna doğru
aldıkları söylenen Japonlar, kendi dini ritüellerine ve
eskiden beri törensel olan yemek adabına uygun düşen bir
çay içme töresini geliştirmişler. Dünya üzerinde
milyonlarca kişi gün boyu çay içerken bunu sıradan bir iş
gibi yaparken, Japonlar ve Çinliler, buna derin bir anlam
yüklüyor.
|
|
|
|
Japonya
Çay, birçok diğer şey gibi Çin'den Japonya'ya taşınmış ama
Japonlar çay tarihini daha iyi belgelemiş, törenselliği
derinleştirmiş ve onu da törensel yemek kültürlerine
uygun olarak kendilerine has bir çay içme töresi haline
getirmişlerdir.
Çayla 17.yüzyılın sonunda sömürgesi Hindistan vasıtasıyla
tanışan İngilizler zamanla çayı yaşamlarının ayrılmaz bir
parçası haline getirdiler. Çayın ilk başlarda pahalı
olması, yaygın bir içecek olmasını engelledi. Bu da çayı
üst düzey toplantılara özgü bir şölen, prenslere ve
asillere ayrılmış bir hediye haline getirdi.
Rusya'da her öğün çay içilmesi bir gelenektir. Ruslar
çaylarını semaverde demlerler, beyazlatılmamış şeker ve
limon suyu ilave ederek içerler. Gerçek bir çay tiryakisi
Rus çayına şeker atmaz, şekeri ağzına alarak çayını içer.
Eski kültürü yaşatanlar arasında, çaya şeker yerine bir
çay kaşığı kaymak koyanların yanısıra, Anadolu'nun kimi
yörelerinde olduğu gibi ve çayı bazen bardak altlığına
dökerek içenlerde bulunmaktadır. Fransa
Fransız entelektüellerinin özel bir çay sevgisi vardır.
Yaygın çay salonlarının yanısıra, romantik isimlerin
takıldıkları çeşitli çayların satıldığı küçük çay dükkanı
zincirleri vardır. Moğolların çay içme biçimleri ise inanılır gibi değil. Çaya biraz yağ, bir tutam tuz, biraz un ya da darı ekliyorlar. Hadi bu neyse, ama ya kuzu etli çaya ne dersiniz? Dilim dilim edilip bir hafta açık havada kurutulmuş kuzu etini çayın içine atıp içerek, soğuk iklim koşullarına ve göçebe hayata karşı güç ve enerji kazanıyorlar.
|
|
|
|
Türkiye 5000 yıllık tarihe sahip çay her ne kadar Türklerin yaşamına geç girmişse de temiz girmiş. Gün boyunca çay içmemizin yanı sıra, kendimize özgü demleme usulü, ince belli cam bardaklar, kıtlama çay gibi katkılarımızla çayın kültür tarihine eklediklerimiz gözardı edilemez. Bunlardan ilki, iyi bir çay demlemenin olmazsa olmaz kurallarından biri olan demliğin sıcak olması şartını, demliği çaydanlığın üstüne oturtularak, ustaca ve güzelce çözümlememizdir. Buna karşın; çayın acıyıp tadının bozulmasını önlemek için; demledikten sonra, çayı süzdürüp başka bir demliğe boşaltmıyoruz o da işin ayrı bir yanı.Peki Türk çay kültüründe olmayan; Amerikan icadı poşet çay, çay topları ve ağları, fazla aromalı çaylar, çaya çok süt ve limon koymak, çayı metal demlikte demlemek yani çaya karşı özensiz davranmak. Türkler, Anadolu'ya gelmeden öncede çayı bilmelerine karşın; çayın Türkiye'ye gelmesi ancak birkaç yüz yıl önceye dayanmaktadır. Çay içiminin Anadolu'da yaygınlaşması 19. yüzyıldan itibaren olmuştur. Türklerde çayın yaygınlaşmasına ilişkin şöyle bir hikaye anlatılır: Hoca Ahmet Yesevi bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misafir olur. O gün hava çok sıcak olduğu için çok yorulmuştur. Evine misafir olduğu Türkmenin komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Türkmen, Hoca Ahmet Yesevi'den dua ister, Ahmet Yesevi de dua eder. Allah'ın izniyle Türkmenin isteği hemen olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur. O yörenin önemli bir ikramı olan çay kaynatıp getirir. Hoca Ahmet Yesevi çayı sıcak sıcak içince terler ve yorgunluğu gider. Sonra, "Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna revaç versin" diye dua etmiştir. İşte çay bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlamış ve şifa verici bir içecek olmuştur. Halk kültürü ve etnografyasında çay önemli bir yer tutar. Çay bugün sosyal hayatımızda yerini dolduramayacak derecede sağlamlaştırmış, onun etrafında oluşan kültürüyle birlikte yaşamaktadır.
Çayla ilgili; tekerlemeler, bilmeceler, mani ve türküler, ilahiler, efsaneler, fıkralar, gelenek ve görenekler başlı başına kültürel değerlerdir. Hatta, çay kelimesi Çince olduğu halde, sözlüklerde ve deyimlerde yerini bulmuş geniş bir kelime ve deyim sayısına ulaşmıştır. Çay, Çay Bahçesi, Çay Bardağı, Çay Demlemek, Çay Fincanı, Çay Fidanı, Çay Fidesi, Çay Kaşığı, Çay Takımı, Çay Vermek, Çay Molası, Çaycı, Çaycılık, Çaydanlık, Çay Parası, Çayevi, Çaygiller, Çayhane, Çay Kazanı gibi kelimelerin yanında; Tavşan Kanı Çay, Çay İçmek, Kıtlama Çay, Çayı Höpürdetmek, Çay İkram Etmek, Paşa Çayı gibi deyimlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yetiştirilmesinden, hazırlanıp tüketilmesine varana kadar olan çay kültürü, bir çay etnografyasını da ortaya çıkarmıştır. Çay kesilmesine yarayan makaslar, sepetler, kutular, demlikler, semaverler, çay kazanları, bardaklar, fincanlar, kaşıklar, tepsiler vb. hepsi çay kültürünün etrafında oluşan etnografik maddelerdir.
Bunlardan en önemlisi, çayın kendisinden ayırd
edemeyeceğimiz semaver kültürüdür. Semaver 19.
yüzyıldan itibaren Ortaasya'da yaygın olarak
kullanılmaya başlanılmıştır. Ahmet Yesevi'den
gelen mirasla çayın şifalı olduğuna inanıldığı
gibi, semaverin de şifa dağıtıcısı olduğuna
inanılır hale gelmiştir. İnsanlara bir hayat,
muhabbet verici, dertlere deva olarak görülür.
Semaverin şifa dağıttığına o kadar inanılırdı ki
hamam çıkışında ve mevlitlerde insanları
rahatlatmak için semaver kaynatılır ve çay
içilirdi. Semaver edebiyatımızda da başlı başına
bir yer tutmaktadır. Semaver şifahaneye
benzetilmiştir.
Daha düne kadar yurdumun kahve ve çay bahçeleri "cafe"lere
özenerek cam bardağı ortadan kaldırmış, porselen
ya da cam fincanlarda servis yapmaya başlamıştı.
Bir de tabii poşet çay girdi ki yaşamımıza, "cafe"lerin
dışında kimi evlerde de yüz yıllık çay demleme
usullerimiz hemen rafa kaldırıp demlik poşeti
çaylar fincanda sunulmaya başlandı. Allah'tan
şimdilerde, turistlere porselen/seramik fincanda
poşet çay sunmanın pek de zekice bir şey olmadığı
kavranmaya başlandı. Bunda "Yunanlılar ince belli
cam bardakta çay veriyormuş" haberinin etkisi oldu
mu bilmiyorum ama son zamanlarda, "cafe"lerden
başlayarak, çay bahçelerinde de çay severlerin
ısrarı üzerine ideal boyutta olmasa da cam
bardaklar kullanılmaya başlandı. Hani şu nedense "Ajda
Pekkan bardağı" denen iri bardaklar. Ama gerçek
çay severlerin gönlünde yatan küçük, ince belli
bardaklar tabii ki.
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||
|
|
|||||||
|
|||||||
| Rize yöremize ait her türlü kültürel veriler artık elinizin altında. Sizler de bizimle unutulmuş kültürel değerlerimizi paylaşın yayınlayalım. | |||
| Sayfanın içeriği A.Kalender E.Balcı tarafından düzenlenmiştir.Katkılarından dolayı Biriz.Biz e teşekkürler | |||
| Anasayfa | Şirin Rize | Rizespor | Forumlar | Oyunlar | Videolar | Şiirler | Fıkralar | Burçlar | Firma Rehberi | Ziyaretçi Defteri | Tv Frekans | |||
|