|

Potomya
(Güneysu)'da II. Abdülhamid döneminde yapılması için
padişahtan izin istenen, daha sonra yapıldığı ve zamanla
yıkılıp yerine bir başka cami inşa edildiği ve bugün de bu
yeniden inşa edilen caminin yerine yenisinin (Güneysu Yeni
Camii) yapıldığı Potomya Hamidiye Cami.
Kimin tarafından kaleme alındığı belli olmayan 1900'lü
yılların başına, Osmanlı dönemine ait olan ve Başbakanlık
Osmanlı Arşivindeki onbinlerce Rize ile ilgili belgelerden
bir tanesi olan bu raporu, günümüz Türkçesi ile vererek
sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Kuva-yı Milliye
Milis Yüzbaşılarından İpsiz Recep ve Çete
elemanları
(Fotoğraf: Fatih
Kar-KAKNÜS)
Sevgili
Padişahım! Malumunuz olduğu üzere bilgi ve terbiye gibi iki seçkin
özelliğe sahip olan medeniyet, bir kurtuluş yoludur. Ondan
mahrum olan millet, ya-ratılışında olan değerlerini, cahilliği
ve fakirliği yüzünden olması gerek-tiği gibi kullanamaz.
İnsanlığın bu özelliğinin sebebiyledir ki, milletler derin ve
büyük sıkıntılara dalıp giderler. Galip mağlubu tepeler. Yara-tılıştan gelen kabiliyetler ve güzel hasletler, çığırından
çıkıp yakınların hukukunu ayaklar altına alarak hıyanete
dönüşür. Dolayısıyla milletler iyi bir tablo çizeceğine,
aksine, kötü bir görüntü ile karşımıza
çıkarlar.

(Fotoğraf: Fatih
Kar-KAKNÜS)
Yüz kırk
bin nüfusu ve üç kazası olan olan Rize sancağı, bu seçkin ve
güzel memleketin inci gibi işlenmiş bir parçasıdır.
Laz ve cins olarak ondan uzak olmayan Gürcü kavimleri,
millet olarak değerlerini, Moskofla yaptığımız iki büyük
savaşta, din ve devlet düş-manına, sınırlarından bir adım bile
attırmayarak göstermişlerdir. Şu halde bu iki milletin Osmanlı
Devlet için güçlü ve vazgeçilmez bir un-sur olduğu açıkça
ortaya çıkmıştır. Ancak Gürcüler, Batum'un işgalin-den sonra
tamamen Osmanlı ülkesinin içlerine doğru göç ederek da-ğılmak
suretiyle Osmanlı sınırındaki yerlerini terk etmişlerdir. Bölge
sadece denizcilikteki maharetleri ve mertlikleri ile ön planda
olan Laz-ların elinde kalmıştır. Rize halkı, tek başına
Osmanlının sınırlarını düş-mana karşı en iyi şekilde muhafaza
etmekten geri durmaz.

Rize ile
ilgili olarak Osmanlı döneminde kaleme alınmış Osmanlıca
belgenin ilk sayfası
Karadeniz insanı yaratılışı itibariyle haşin ve
demir gibi sağlam mizaçlı ve karakterlidir. Bir başkasına
karşı, hatta hısım ve akrabasına karşı bile acımasızca
davranmaktan sakınmazlar. Bu özellikleri de pek çok kereler
sabit olan suçlardan anlaşılmaktadır. Böyle olmasına rağmen
insan nerede olursa olsun yine de insan olduğundan, bir
milleti tama-men itham etmek yanlış bir düşüncedir. Aslında
yapılması gereken şey bu suçların nedenlerini araştırmaktan
ibaret olsa gerektir.
Rize ile ilgili olarak Osmanlı döneminde kaleme alınmış
Osmanlıca belgenin ikinci
sayfası
|
|
Rize sancağı,
konumu itibarıyla dağlık araziden ibarettir. Yağmuru çok,
rutubeti süreklidir. Bundan dolayı da ormanlıkları gayet güzel
bir şekilde neşv ü nema bulmuş, yeşermiş ve büyümüştür.
Dağların yeşil sefası, yağmur ve rutubetin tesiriyle, kış
mevsiminin iki üç ayı hariç tu-tulmak üzere bütün sene devamlı
olarak latif ve güzel bir manzara arz eder. Genellikle dağların
yüksek yerleri çeşit çeşit ağaçlarla süslenmiş ve toprağı da
koyu bir yeşillikle örtülmüştür. Bu manzara insana dağ-ların ve
toprağın doğal bir yeşil elbise giydiği izlenimini
uyandırıyor.
Rize ile
ilgili olarak Osmanlı döneminde kaleme alınmış Osmanlıca
belgenin üçüncü sayfası
Buralarda
akla hayale gelmedik usullerle geçim sıkıntısına çareler
aranır. Ziraat neredeyse gelişigüzel gelişen ve devam eden bir
özellik arz eder. Ancak bu arazilerde de insanlar yerleşim
amaçlı evler yap-mışlardır. Sahil boyunda ise güzel ve işlek
çarşılar vardır. Ekime uy-gun arazinin dağınık oluşu ve evlerin
bu arazilerde konuşlandırılması zorunluluğundan dolayı evlerin birbirlerine olan mesafeleri oldukça fazladır. Hatta
aralarında dağ, tepe, vadi gibi araziler vardır. Herhangi bir
yolsuzluk veya ihtiyaç olması durumunda bir komşunun diğerine
gitmesi bayağı bir zahmet ve meşakkatlidir.

Rize'den
bir manzara
(Fotoğraf: Fatih
Kar-KAKNÜS)
Buğday mahsulünün olgunlaşma zamanı olan Temmuz ve
Ağustos aylarında her zamankinden daha fazla yağmur yağar.
Bundan dolayı buğday mahsulünün ekimi Mayıs başından Haziran
on beşine kadar olan zaman diliminde yapılır. Eylül 15'inden
Ekim başlarına kadar topladıkları mısır darısıyla yetinmeye
kendilerini mecbur etmiş ve bu mecburiyet alışkanlık
derecesine varmıştır. Senenin ancak küçük bir kısmını idare
edebilen dahilî mahsullerinin, yani elde ettikleri mısırın
kifayetsizliğini Batum taraflarından mısır satın almak yoluyla
gider-mektedirler.
Çok şükür nüfus artışı iyidir
Geçim
sıkıntısı olmakla birlikte bölgenin letafeti, verimliliği ve
güzel-liğinden dolayı, Allaha şükürler olsun ki, nüfus artışı
yüksektir. Bu artıştan dolayı Rize sancağı baştan başa her
tarafı dağınık ve düzensiz olarak inşa edilmiş evlerle
doludur. Evsiz boş bir arazisi yoktur. Evle-rin arasının da
yarımşar saat mesafeli olmaları dikkat çekicidir. Bu durum,
koskocaman arazinin tek bir şehir olmasını sağlamıştır.
Klasik ve bilinen usul üzere kasabalar, köyler,
tarlalar ve meralar oluşturmak ve bunların sınırlarını
belirlemek bu bölge için imkansızdır.
Zor geçim ve Rize'den göç
Rize
sancağının yollarının az olması sebebiyle karayolu bağlantısı
ne-redeyse yok denecek düzeydedir. Her tarafı denize
baktığından ve denizcilik gelişmiş olduğundan halkından pek
çok adamlar çoğunlukla Rusya sahillerinin Batum, Poti,
Anakarya, Sohum, Anapa ve Kırım taraflarına gitmekle
rençberlik, dülgerlik, marangozluk ve bunlara benzer işlerle
ekmek paralarını kazanmak için nice zahmetler çek-mekte
oldukları devamlı gözlenen bir durumdur. Bütün halkın bu
şe-kilde geçimini kazanması tabii mümkün olamayacağından bir
kısmı da kayıkları ve sandal tabir ettikleri ufak yelken
gemileriyle deniz nakli-yatçılığını tercih etmişlerdir.
Bu yol da oldukça tehlikeli bir yoldur.
Fındık, fasulye, keten: Rize
Memleketlerinin
ihracatı biraz fasulye ve fındıktan ve Rize'ye mahsus olmak
üzere bir miktar keten bezinden ibarettir. Yolların azlığı
yüzün-den bunları yapmakta zorluk çekmektedirler. Hatta bu
yüzden or-manlarından kereste üretip onları nakletmekte bile
zorlanmaktadırlar. Ancak yöre halkı, coğrafya kitaplarında da
yazıldığı üzere geçmiş zamanlarda işledikleri madenleri ve Erzurum'la sınır olan İspir, Keskin ve Hodiçor' un geniş
ovalarına bir iskele ve çıkış kapısı olarak bu o-valar
mahsulatının nakliyatı gibi istifadelerden mahrum
kalmamışlardır.
Kırım ve Romanya sahillerine gidenler de vardır. Ayrıca
sayıları sınırlı olmakla birlikte sandallarıyla ve
kayıklarıyla genellikle Karadeniz'in Anadolu sahillerinde de
nakliyatçılık edenlere de rastlanır. Bunlar, de-niz olduğu
zamanlarda sıkıştıklarında kayalar arkasına sığınarak seyrü
seferlerine devam etmektedirler. Ancak bu sahiller arasındaki
nakliyat çok azdır. Bunun için bu nakliyat yöre insanlarının
geçimlerine yetme-mektedir ve bunlardan anlaşıldığına göre
gerçekten bölge insanının geçim sıkıntısı had safhadadır. Bu
durum da onların tuz kaçakçılığı etmelerine sebep
olmuştur.
Ah gurbet zalim gurbet
Dağlar ve ormanlıklar içinde dağınık şekilde ve
birbirine uzak mesa-fede bulunan meskenlerin durumu ve
erkeklerinin geçimlerin sağlamak için gurbete gitmek zorunda
kalmaları, pek çok suç işlenmesine ve eşkıyanın rahatlıkla at
oynatmasına ortam hazırlamaktadır. Bu büyük sıkıntıların
sonucunda da nice nice suçlar işlenmektedir. Bu olumsuz sosyal
şartlar, insanları, geçimlerini sağlamak için gurbete çıkmaya
mecbur bırakmaktadır. Evin büyüğünün gurbete çıkmasından
dolayı da evin geçimi delikanlıların omuzlarında kalmıştır. Bu
yüzünden deli-kanlılar askerlikten
kaçmaktadırlar.

Rize'de
Cumhuriyet döneminde yapılan yol çalışmalarından bir görünüş
(Fotoğraf: Fatih
Kar-KAKNÜS)
Bunlar genellikle Rusya'ya savuşup ara sıra gizlice
evlerine gelmektedirler. Dolayısıyla pek çok delikanlı asker
firarisi durumuna düşmektedir.
Yakışıklı, gururlu, efendi delikanlılar
Lazlar ekseriya yakışıklı, zeki, tahkire, aşağılanmaya
ve kendisiyle dalga geçilmesine tahammül etmez, tatlı sözden
ve hoş davranıştan hoşlanır adamlardır. Ancak bu hayat kavgası
arasında yaratılışındaki bu özellikleri muhafaza etmesi zor
olduğundan dolayı serserilik ve intikamcılık gibi özellikleri
zorunlu olarak kazanma durumu ile kaşı karşıya kalıyorlar.
Mesela zekaları bir takım yalan ve iftira gibi şey-lerde
kendini gösteriyor. Bedenlerinin kuvvetini de serserilik ve
ka-badayılıkta kullanıyorlar. Bu durum da onların sert mizaçlı,
çabuk a-lıngan ve kırılgan, acımasız ve şefkatsiz olmak gibi
hasletlerini, huy-larını zorunlu olarak ön plana çıkarmıştır.
Netice itibariyle bütün bun-lar, onların pek çok suçları
işlemelerine ve birbirlerine karşı katı bir şekilde
davranmalarına sebeptir.
Arazi kıt, kadına mirastan pay yok!
Mesela miras
kavgalarının kaynağı, esas sebebi arazinin kıtlığı ve
fakirliktir. Yukarıdaki
nedenlerle bu iki sebep bir araya gelince miras kavgaları
kaçınılmaz bir hal alıyor. Bu da intikam almak duygusunu
besliyor. Akraba arasında giderilmesi mümkün olmayan büyük
ihtilaflar ve hatta bunların sonucunda da düşmanlıklar ortaya
çıkmaktadır.
Bu şartların
insanlara verdiği acımasızlık o safhaya gelmiştir ki, mesela
kadına mirastan pay ayırmak ayıp karşılanmaktadır.
İkinci bir
husus da, kadınların değerinin ayaklar altına alınmasıdır.
Erkekler kadınlara tasallut etmektedirler. Bu durum o kadar
acıdır ki, belki de yöredeki bütün kötülüklerin sebebi
erkeklerin kadınlara olan bu tasallutudur, diyebiliriz. Bu
tasallutun da sebeplerinden birisi zorla nikah ve boşama
olaylarıdır.
Birisiyle nikahlanmak aralarındaki suçun cezasını
ortadan sanki kal-dırıyor veya erkeğin karısını sorumsuzca
boşamasının yasalarda bir cezası bulunmuyor.
Asayiş için refah şart
Memleketimizde
ve bilhassa Rize sancağında asayişin sağlanması zorla mümkün
görülmemektedir. Belki buradaki insanların asayişleri-nin
sağlanmaları ve itaat altına alınmaları onların refah
derecelerinin yükseltilmesiyle olur. Bu da memleketin tümünün
ıslahına çalışılmakla meydana gelir. Bundan dolayı ıslahat
hareketlerinin bir an önce baş-laması gerekmektedir.
Bu düşünceler doğrultusunda Rize sancağının ıslahı ve
kalkınmasının sağlanması, istikrarlı, kararlı ve yapıcı bir
hükümetin varlığına ve yöre insanın işlerinin ve kazançlarının
teminine bağlıdır. Çünkü bu şekilde yapılan icraat, insanların
medeniyetten istifade etmelerine, medeniyet-ten lezzet
almalarına sebep olacaktır. Bu da medeniyettin ilerlemesine,
halkın daha düzenli yaşamalarına, hatta böyle bir hayata
meyletmele-rine, dolayısıyla devlet ve millet arasında sıcak
bağların kurulmasına sebep olacaktır.
Madencilik ve ormancılık
Lazistan
sancağı yukarıda arz olunduğu üzere bazı madenleri ve bir çok
ormanları içinde barındırmaktadır. İki büyük hazine gibi
servete sahip olmasına rağmen arazisinin tarıma elverişli
olmaması yüzünden geçim sıkıntısı çekmesi karşısında, komşusu
olan Rusya Hükümeti'nin Batum'da gösterdiği ilerlemeye karşı
şu sıkıntı içinde henüz bu iki ser-vet kaynağını açıp
işletemediğinden, yani madencilik ve ormancılık
yapamadığından, ayrıca on beş seneden beridir imara, yörenin
kalkın-masına yönelik hükümet tarafından bir teşebbüs
gösterilemeyip Rize halkının önceden olduğu gibi fakirlik
içinde kaldığına üzüntüyle şahit olmaktayız.
Yollar
servetin kapılarıdır
Yollar,
servetin kapılarıdır. Bundan dolayı yol yapmadıkça, servetin
kapısını açmadıkça zengin olunmaz.
Lazistan
sancağında yol inşa edilmesinin evvelden beri yasak oluşu
askerî bir tedbir ise onun takdiri ehil ve erbabına
aittir.
Sevgili hünkârım, bilgilerinize saygılarımla
arz ederim!
Dipnot için bilgi: Vakıf Rize
Dergisi, Ağustos-Eylül 2005 Sayı: 33, Sayfa:
58-60
Muhammet
Safi
Başbakanlık
Osmanlı Arşivi Uzmanı
|