Ekrem Orhon , Karayolları Bölge
Müdürü iken , Rizelilerden gelen talepler üzerine belediye başkanı seçilir.
Kısa bir süre sonra ağır bir hastalık geçirir ve yurt dışında tedavi olur.
Bu esnada çok ağırdır ve neredeyse kendisinden ümit kesilmiştir.
Binlerce kilometre uzaktaki
belediye başkanları için Rizeliler o gece tüm Rize camilerinde hatim
indirirler ve dua ederler.
Ertesi gün Ekrem Orhon yurt
dışındaki hastanede birdenbire iyileşir. Memleketine döndüğünde ,
Rizelilerin yaptıklarını öğrenir ve çok duygulanır.
Bundan sonra hayatını Rize'ye
adayacağını çevresindekilere bildirir.
gerçekten de öyle olur. 60 lı
yıllarda Ekrem Orhon ve Rize ismi yan yana anılmaktadır.
Ekrem Orhon , şehir alanının
yetersiz olduğunu ,.Rize'nin gelişmesindeki en büyük engelin bu olduğunu
düşünmektedir. Keşke bu büyük adam o yıllarda bu düşüncesinin ne kadar
yanlış olduğunu görebilseydi. Çünkü bugün artık apaçık meydandadır ki ,
dolgu alanına yapılan Rize , kimliksiz , şahsiyetsiz bir beton yığınından
ibaret iken , şehrin orijinal dokusu İsviçre köylerini andıran bir
standarttadır.
Ekrem Orhon bu düşüncesini
hayata geçirmek için , Amerika'daki okul arkadaşlarındaki , çevresindeki
nüfuzu kullanarak , o yıllarda Türkiye'nin hiçbir kurumunda bulunmayan
büyüklükteki makineleri ve kamyonları Rize'ye getirir.
Denizi dolduracaktır ama ,
belediye meclisinden bu kararı geçirmekte zorlanır.
Herkes onunla alay etmektedir.
Uyyy hiç deniz dolar mi daaaa
:))
Neyse i kerhen bir karar çıkar
ama , Ekrem Orhon , kimsenin kendisine inanmadığının farkındadır.
Bu inançsızlıkla başarısız
olabileceğini de görmüştür.
HERKES İSKELEYE GELSUN
DAAAA...
Bir gün belediye hoparlöründen
bir anons yapılır.
Anons son derece sadedir:
HERKES İSKELEDE TOPLANSIN !!
Bu ilginç anonsu duyan merakla
iskeleye koşar.
Bir de bakarlar ki , belediye
başkanı iskelede bir yukarı bir aşağı hışımla dolaşmaktadır.
-Ula başkan , nedur bu , neden
çağurdun bizi ...
- Bekleyun ulan kopeliler. (
kopeli aslında köpek yavrusu demektir)
Neyse , iskele epeyce
kalabalıklaşır.
Başkan , bir işaretle bir
mavnayı iskeleye çektirir. ( Mavna : motorsuz tekne )
Olay daha ilginç hale gelmiştir
, kalabalık artar.
Ekrem Orhon , yeterli kalabalık
toplanınca , bir işaret verir ve ileride bekleyen taş yüklü dev kamyonlardan
biri hareket eder ve iskeleye gelir.
Ekrem Orhon , kamyona bizzat
manevra yaptırarak , kamyondaki taşı mavna'ya boşalttırır.
Olay giderek daha ilginç hale
gelmektedir.
Kalabalık artar.
Ekrem Orhon bir işaret daha
çakar , ikinci dev kamyon da gelip taşları mavnaya boşaldır.
Sağdan soldan sesler yükselir:
-Ula başkan , ne edeyisun?
-Siz karışmayun kopeliler...
Neyse kamyonlar bir iki derken
mavna yavaş yavaş suya gömülmeye başlar.
-Ula başkan , batacak ula ne
edeyisun...
-Karışmayun ulan kopeliler..
-Ula batacak ula...
-Karışmayun ula..
-Ula batayi....
Derken son bir kamyonla mavna su
alır ve batar.
Ekrem orhon ahaliye seslenir:
-Ey Rize'liler , deniz
dolgusuna başladım !!!
Bu ironik başlangıç günlerce
Rize'de konuşulur. Üzerinde mütalaalar yapılır. İnanan vardır , inanmayan
vardır.
Büyük zorluklarla deniz
doldurulmaktadır ama iğne ile kuyu kazar gibi.
Ankara'dan destek yoktur.
Ekrem Orhon kendi kıt kaynakları
ile baş başadır.
Bir süre sonra , dolgu alanı
için imar planı yaptırır.
Rize ileri gelenleri bunu alayla
karşılarlar:
-Ula başkan , saa helal olsun ,
denizi parselleyup satayisun...
Başkan uzun süren bu dolgu
çalışmasının ortalarında Rizelilerin desteğini kaybetmeye başlar.
Rize merkezindeki yerleşikler
gururludur. En yakın köylerdeki insanlara dahi köylü muamelesi
yapmaktadırlar. Köylüler de şehirlinin bu tavrına içerlemektedir.
Ekrem Orhon bu çelişkiyi de
paraya çevirmenin yolunu bulur.
Köylüleri ikna eder : denizdeki
bu yerleri alın , size 10 kat imar , Rizelinin önüne apartmanları
dikeceksiniz.
Siz olacaksınız şehirli , yalı
apartmanı sahibi , onlar arkada kalacaklar.
Bu fikir tutar ve Ekrem Orhon
denizden parsel satarak bu dolguyu tamamlar.
Bugün Rize nüfusunun büyük
bölümü dolgu alandaki apartmanlarda yaşamaktadır.
Rize'yi gören yabancılar , bir
yandan doğanın muhteşemliğine hayran kalmakta , bir yandan da bu güzel
doğada bu beton yığınlarının hangi akıl ile yapıldığına şaşıp
kalmaktadırlar.
Rize Türkiye'nin en uzun
kordonunu elde etmiştir ( 15 km) Yüksek yüksek apartmanları da vardır ama ,
Zümrüt Rize'nin zümrüdü çizilmiştir artık..
Bu hikaye Rize'de yaşadığım
yıllarda dinlediğim hikayedir.
Bu hikayede aksayan taraflar
olması mümkündür.
Bazı yanlışlıklar da olabilir.
Çünkü sonuçta halktan dinlediğim şeyleri derledim.
Ama Ekrem Orhon'u bizzat
tanıdım.
1981 yılında Çay kur önünde inşa
ettiğim Atatürk Anıtı açılışı esnasında zamanın genel müdürü rahmetli Yılmaz
Telatar , Ekrem Orhon ve zamanın Rize Valisi tarafından yapılan açılış
töreninde , müellif olarak bulunmuştum.
Açılış konuşması yapma şerefini
de bana bahşetmişti rahmetli Yılmaz Telatar. Bu nedenle anıtın üzerindeki
örtünün çekilmesi esnasında onlarla birlikteydim.
Örtü açıldı ve rölyefler ortaya
çıktı.
Ekrem Orhon hemen özgün
tepkisini gösterdi :
-Ula bu Ataürk'ün
yanındaki karinun memeleri sürmeneliye benziyi.
Çok enteresan , sinerji dolu
lider bir insandı.
Mezarı için Rize kalesi izni
zamanın mülki amirinden alınamadı.
Rize mezarlığında mezar
açıldı.Cemaat camiden çıktı , doğru Rize kalesi'ne yönlendi ve Rizelilerin
kararı ile Rize Kalesi'ne defnedildi.
Toprağı bol olsun.
Rizeli hemşerilerime
sevgilerimle.