|
ÇAKAL
DÜĞÜNÜ
Bizim çocukluğumuzda anlatılırdı.
Dedelerimiz zamanında birini çakal ısırdığında 40 gün düğün
yaparlarmış. Sebebide çakalın ısırdığını 40 gün uyanık
tutmakmış. Kuduz çakal tarafından ısırılan kişi 40 gün uyanık
tutulabilirse kudurmaktan kurtulurmuş. Çakal düğününüde şöyle
yaparlarmıış: Köyün ortasında büyük bir ateş yakarlar,
delikanlılar bu ateşin etrafında horon kurup oynarlarmış. Horona
genç kızlarda katılırmış. Bu şekilde şenlik kurulup eğlenmeye "çakal
düğünü" derlermiş.
Daha sonraları gençler bir araya toplanıp
sebepsiz yere sırf eğlence olarak, yaptıkları bu tip
eğlencelerede "çakal düğünü" demeye başlamışlar.
Bazen çakallarda bu bağrışmalara karşılık
veririmiş. Bu da şakalaşmalara neden olurmuş.

EV
YAPANLARA HEDİYE
Eskiden ev yapanlara hediye getirirlerdi.
Bu hediye evin bahçesine bir meyve ağacı dikmek şeklinde olurdu.
Bazende değişik dokumalar hediye edilirdi. Ev tamamlanıp sıra
çatı yapmaya gelince omuz ağaçları çakılır ve çatının tam
tepesine beyaz bir çarşaf asılıdı. Usta keserini daha hızlı
vurur ve bu vuruşların sesi ta uzaklardan duyurulurdu. Bu
sesleri duyan ve çarşafı gören komşular bez cinsinden hediye
götürür bunlar çatının bir ucundan diğer ucuna asılırdı. Çatı
tamamlana kadar bunlar bunlar asılır, sonunda ustanın olurdu.

CAMİ YEMEĞİ
Daha dün gibi. Bazı yerlerde hala devam
ediyor olabilir.Cami hocasına her hane sıra ile yemek
getirirdik. Öğle yemeği için giden yemekler akşamada giderdi.
Genellikle hocaya yemeğin en iyisini gönderiri, bir şey eksik
etmemeye çalışırdık. Muhlama, pilav, yoğurt, baklava, ev
makarnası, cığırta...
Hoca yemeği ile ilgili şöyle bir fıkra da
vardı:
Oflu Hoca
bir gün kabağın cennet meyvesi olduğundan ve kabak yemenin
faziletlerinden bahseder. Bu vaazdan sonra hocaya hergün kabak
yemeği gelmeye başlar. Hoca, kabak yemekten bıkar. Öğle kabak
akşam kabak. Hoca, kabak yemekten bıkar. O kadar bıukar ki
birgün ezanı şöyle okur:
Eşhedü En Lailahe İllallah
Sabah kabak, akşam kabak bezdik ya
resulallah
.......
Cemaat toplanıp hocaya gider. Derler
ki:
-Hoca sen ne yaptın, sen bize kabağın
faziletinden bahsetrmedin mi? Bizim yaptığımızsana iyilik olsun
diyedir. Hiç cennet taamından bıkılır mı? Sana kabak yemeği
getirmekle hem sen, hem de biz sevap kazanıyorduk.
Hoca kendini şöyle savunur:
- Ola uşaklar? Kabak cennet tamamıdur
deduk ama bu fakir fukara taamıdur. Hacı hoca yemeği değildur.
Hoca yemeği hoşaf ile baklavadur.
|
|
KAPANDI GİTTİ ÇAĞI
Şaravaz, pepeçura, kastaniça kabağı
Sacayak, pelki, hosti, kapandı gitti çağı,
Kunci, minci, korkota, koloti unutuldi,
Malahtara, likmene hasret kaldı gazyağı.
Burma, mabeyin, darni, kot, tereteri, hopeçi,
Gerdel, lahmi, pulama, küpun ağzında peçi,
Çali, çupi, kutuni, davli ve kondaridan,
Şimdi bahsettuğumde güleyi bizum paçi.
Lağus, şokali, lobya, pafuli, perçem, andi,
Metuşi, sehter, çiten altındakiler yandi.
Zimbilaçi tikeni, kardaşi hamduspara,
Benum gibi fukara, sirgan yedi uyandi.
İşkemi, seke, konsol, evun temele taşı,
Çiçili, kolistavra, langonanun kardaşi,
Furnesi, tumurlisi, çumuşi, çilbur yerken,
Paluzenun yanında dururdi etmeğaşi.
Hurtuli ve şurtuli, muncur, sumsuk, zibidi,
Pifoli, koso, muşi, kurçeli bizum idi.
Pasmanika, lohtiko, zuzuli ve çimidi,
Fundukla fitrukayi acep hangimuz yedi.
Murmurisle mamuris uyuturdi bizleri,
Pumburi, şepidinun hala bende izleri.
Çilipuli ve puli, karatağuk, çişona,
Alemidiye donuk makoçinun gözleri.
Geçen zaman içinde, değişti bizdeki dil,
Şimdi bu sözcükleri, ister oku, ister sil.
Rizeli arkadaşum, anam, babam, kardaşum
Alem bilmezse bile, ne deduğumi sen bil.
Mustafa KAR 1987
|