|
Küçük Hasan ın hikayesi
nasıl başladı?
7 Eylül 1962 tarihinde
Rize’de doğdum. Futbol ailemize yabancı değildi. Babam Mustafa Vezir
Rizespor’un kuruluşunda ve ilk kadrosunda yer aldı. Kendisine
dönemin meşhur takımlarından Beykozspor’ dan transfer teklifi geldi.
Dedem ona çok düşkündü. Müsaade etmedi, babamın Beykoz’a gitmesine.
Ağabeyim Ali de Rizespor Amatör ve Esnafspor takımlarında futbol
oynadı. Hal böyle olunca aile içi sohbetlerin ana konusunu da hep
futbol oluşturdu. Ben de babam ve ağabeyim gibi mahallede konuşulmak
istiyordum. Küçük Hasan, o günlere mücadeleler sonucu geldi. Ayrıca
Kardeşim Muharrem Rizespor’da uzun yıllar top koşturdu, kaptanlık
yaptı, formasını terlettiği her takımda başarılı oldu. Yine küçük
kardeşim Murat Rizespor’da futbol oynadı. Bir dönem Trabzonspor’un
transfer gündemine geldi. Bir yıl futbola ara verdi. En küçüğümüz
olduğundan olsa gerek¸ ben ona çok düşkünüm. Biraz nazlı büyüdüğü
için futboldan koptu.
Futbolu meslek olarak
seçmeye ne zaman karar verdiniz? Bu durum öğrenim hayatınızı nasıl
etkiledi?
Futbolcu olma fikri bende ta ortaokul çağlarında ağırlık kazandı. O
yüzden liseden sonra üniversite imtihanlarına girip de kazanamayınca
benim için öğrenim hayatı noktalanmış oldu. Kendimi artık tamamen
futbola vermeliydim ve de öyle yaptım. Zaten futbola olan ilgim
okulumu aksatıyordu.
Futbolcu olarak
hafızanızda yer etmiş isimler kimlerdir?
Şenol Güneş ağabey.
Gerçek bir profesyonel. Kendi kavgasını çok iyi verir. Transfer
döneminde yöneticilerle oturur, son kuruşuna kadar pazarlık eder.
Sonra da bunun hakkını en iyi şekilde vermeye çalışır. Kısacası
yaşayışı, mücadelesi ve davranışları ile saygı duyduğum bir
profesyonel kişidir. Türkiye’de Cemil Turan, dışarıda Rummenigge.
Her ikisi de teknik üstünlükleri olan futbolculardı.
Kendinizi nasıl bir
futbolcu olarak tanımlarsınız?
Çabuk, süratli oyunu,
yardımlaşmayı seven, iki ayağını bir kullanabilen, mükemmele yakın
bir zamanlaması olan, sertliklerden yılmayan biri olarak
tanımlarım.
İlk futbolculuk
deneyiminiz ve hocalarınızdan bahsetsek biraz...
Futbola 1978 yılında
Çaykurspor’ da başladım. Çaykurspor o zamanlar bir okuldu. Rize
sporuna çok yetenekler kazandırdı. Burada ilk hocam Erkan Birol idi.
Kendisi Rize’nin yetiştirdiği yetenekli futbolculardandı. Örnek bir
insandı. Bu vesile ile kendisini rahmetle anıyorum. Bir yıl sonra
Rizespor genç takımına dahil oldum. Cesarettin Alptekin ve Cevat
Öztürk hocalardan ilk futbol derslerini aldım. Yarına bakışım
oldukça farklı idi. Ta o günlerde sadece At Meydanı mahallesinde
değil bütün Rize’de herkes beni konuşsun istiyordum. Bu isteğim
ilerleyen yıllarda gerçeğe dönüşüyor, sadece Rize değil tüm Türkiye
futbolumu ve transferlerimi konuşur hale geliyordu, ama hiçbir zaman
bu durum beni şımartmadı. Aksine sorumluluklarımı artırdı. 1980
yılında A takıma yükseldim. Tezcan Uzcan hocam Rizespor’un teknik
direktörlüğü görevini yürütüyordu. Futboluma büyük katkıları oldu.
İki sezon Rizespor’da başarıyla top koşturdum. Rizespor taraftarı
beni çok sevdi ben de onları. Çünkü onlarla aynı topraklarda
büyüyüp, aynı havayı soluyordum.
Rizespor’da
unutamadığınız maçlar..?
1986-87 sezonunda
Rizespor forması altında , son maçta deplasmanda Sakaryaspor’la
oynuyorduk. Bu maçı mutlaka kazanmamız lazımdı. Yenilgi ve
beraberlik halinde küme düşeceğiz. Son on beş dakikaya 3-1 yenik
halde giriyoruz. Sonra öyle bir kenetleniyoruz ki üst üste attığımız
gollerle maçtan 4-3 galip ayrılıyoruz ve Rizespor küme düşmekten
kurtuluyor.
Bir de futbol hayatımın
en zor 90 dakikası dediğim bir maç var. Pazar günü şampiyonluk maçı
için İskenderun spor’la karşılaşacağız. Maçtan iki gün önce babaannem
vefat etti. Tezcan Uzcan hocam, “Hasan izinlisin” dedi. Oysa
o maç Rizespor için çok önemliydi. ”Oynayayım hocam” dedim
ve maçı 2-1 kazandık. Maçın skorunu belirleyen gol benim ayağımdan
gelmişti.
Rize’de sergilediğiniz
futbol ve başarılarınız kısa sürede fark edilmenizi sağlamış
olmalı...
Evet birçok takımdan
transfer teklifleri aldım.1983 yılında Trabzonspor’a transfer oldum.
Bu transferin mimarı Ahmet Suat Özyazıcı idi. Kendisi sadece Trabzon
değil Türk futbolu için büyük kazançtır. Trabzonspor’da dört yıl
futbol oynadım. Bu dönem içinde lig ve kupa şampiyonlukları yaşadım
ve mili takımda başarılı maçlar çıkardım. Transfer dönemi gelip
çatmıştı. Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Karşıyaka’dan
transfer teklifleri alıyordum . Yalnız o yıllarda Rizespor zor
dönemlerden geçiyordu. Böyle bir zamanda bir Rizeli olarak
memleketime hizmet etme duygusu ağır bastı. Buna bir de ailemin ve
çevremin ısrarı eklenince 1987 yılında tekrar Rizespor’a döndüm.
Bana takım kaptanlığı görevini vermişlerdi. Hüsnü Kürkçü ağabeyim
futbolu bırakmıştı. Takıma ağabeylik yapsın düşüncesi ile
yöneticilerimiz kendisine futbola ve Rizespor’a dönmesi yönünde
çağrıda bulundu. O da taşın altına elini koyarak Rizespor’a döndü.
Tekrar bize kaptanlık ve ağabeylik yaptı. Çok güzel günlerimiz
oldu. Rizespor’da kardeşlik duyguları üst düzeydeydi.
Derken Fenerbahçe
maceranız başlıyor...
Fenerbahçe’den sürekli transfer
teklifleri alıyordum. Sonunda Fenerbahçe kulübü ile dört futbolcu
(Orhan+ Önder+ B. Bilal+ İskender) + 125 milyon lira bonservis
bedeli karşılığı anlaşma imzaladım. Bu transferden elime sadece 39
Milyon 500 bin lira geçti. Aslında bu buluşma iki yıl gecikmeli
gerçekleşti. 1987-88 sezonunda Fenerbahçe ile prensipte anlaşmıştım,
ancak bu transfer, dönemin Fenerbahçe teknik direktörü Yılmaz
Yücetürk’ün anlaşılmaz engeline takılmıştı.Fenerbahçe'ye
transferinizin ardından takıma büyük katkı sağlayarak 103 gollü
şampiyonluğun önemli mimarlarından biri oldunuz. Küçük Hasan’ı
efsane yapan karşılaşmalardan 4-3'lük Fenerbahçe-Galatasaray maçı
var. Ondan biraz söz eder misiniz?
3 Mayıs 1989’da oynanan o
maç benim için tam bir dönüm noktasıydı. Futbol hayatımın en önemli
maçıydı. İlk yarıyı 3-0 yenik kapatmıştık. Kimse bizden galibiyet
beklemiyordu. Devre arası soyunma odasında teknik direktörümüz Todor
Veselinoviç, bizi maçı lehimize çevirebileceğimize inandırdı. İkinci
yarıda G.Saray’a 4 gol birden atarak tarihi bir başarıya imza attık.
Bu başarıya 3 golle katkıda bulunmam beni ayrıca mutlu etti. Ömrüm
boyunca unutmam mümkün değil. Zaten o maçı izleyen hiçbir
futbolsever de bunu unutamıyor. O sezon Fenerbahçe forması altında
19 gol attım.
“Beni Fenerbahçe’den
Metin Aşık koparmıştır”
Fenerbahçe’den
Galatasaray’a geçişiniz o dönem nasıl karşılandı?
Güzel bir sezon
geçirmiştim. Fenerbahçe’de oynarken, Galatasaray’a karşı oynadığımız
kupa maçında attığım ve skorun değişmesine neden olan üç gol de işin
tuzu biberi olmuştu. Transferde Galatasaray’ın gündemine gelmiştim.
Kendileri bana daha önce de talip olmuşlardı. Ergün Gürsoy ve
Yurdaşen Karahasan, Galatasaray’ın transfer komitesinde yer
alıyordu. Onlar benim transferimi çok istiyordu, ama ben önce
kulübümle görüşeyim, sonra sizinle konuşurum diyordum. Onlar da bu
duruma olumlu bakıyorlardı. Fenerbahçe’nin futbol şubesi sorumlusu
Metin Aşık’tı. Fenerbahçe’den
ayrılmama neden oydu. Ben Fenerbahçe’de kalmak istiyordum. Rıdvan,
Aykut ile Oğuz’a 850 milyon lira verilirken bana 550 milyon
öneriliyordu. Oysa ben bir sene önce adeta bedava gelmiştim
Fenerbahçe’ye. Sadece 39 milyon 500 bin liraya imza
atmıştım.Galatasaray bana 1 milyar 200 milyon ödedi. Ayrıca düğün
masraflarımı da üstlendi. Fenerbahçe’nin teklif ettiği ücret
Galatasaray’ın peşinatı kadardı. Metin Aşık, 550 milyon liradan
yukarıya çıkmadı ve “Nereye istiyorsan oraya
git”
dedi. Dört kez görüştük, dördünde de aynı şeyi söyledi. Böylece hem
bana hem Fenerbahçe’ye zarar verdi. Lig bitmişti. Kupa maçı
finalinde Beşiktaş’la karşılaşacaktık. Bu son maçı oynamadan gitmem
içimde hep bir ukte olarak kaldı. Hal böyle olunca Ergün Gürsoy ve
Yurdaşen Karahasan beni alıp götürdü.Ergün
Gürsoy ismi hayatınızda önemli bir yer tutuyor. Öyle görünüyor.Ergün
Gürsoy bana her konuda yardımcı oldu. Oğluma onun ismini verdim.
Galatasaray’da iki yıl futbol oynadım. Sonra yönetim değişti, gelen
yönetim Ergün ağabeye muhalifti. Bana da Ergün Gürsoy’un adamı diye
cephe aldılar ve benim Galatasaray’dan ayrılmama neden oldular.
Galatasaray’da ilk sezonumda 13, ikinci sezonda 7 gol attım. İkinci
sezonumda Mustafa Denizli bana şans vermedi. İki kulüpte de güzel
günlerim oldu. Fenerbahçe’de lig, Galatasaray’da kupa
şampiyonlukları yaşadım.Olay
transfer futbol hayatınızı nasıl etkiledi?Metin
Aşık’ın tutumundan dolayı farklı bir şekilde gelişen transferin
zararını ben gördüm. Şu anda antrenörlük yapıyorum. Ne
Fenerbahçe’ye, ne Galatasaray’a, ne de Trabzonspor’a mal olamıyorum.
Bir kulübe mal olmuş olsaydım çok daha iyi yerlere gelebilirdim.
Arkadaşlarıma bakıyorum. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş,
Trabzonspor lobisini kullanarak çok iyi yerlere gelebiliyorlar. Ben
de bunu hak ediyorum diye inanıyorum. Daha önce görev yapığım
takımlarda başarılarım da ortada. Neden önümüz açılmıyor
bilemiyorum. Bize güvensinler. Rizespor’da yetişmiş eski futbolcular
birer değerdir. Onlara sahip çıkılmalı ve şans verilmelidir. Rizeli
teknik adamların futbol piyasasına kazandırılması lazım. Bu şekilde
Rizespor’a futbolcu kazandırma açısından büyük katkı sağlanmış
olur.Gatatasaray’ dan
sonra hangi takımlarda yer aldınız? Futbolculuğunuzun son durağı
neresi oldu?O
dönem 1.ligde yer alan Bakırköyspor’ da üç yıl, Adanaspor’ da bir yıl,
Karabükspor’ da iki yıl futbol oynadım. Karabükspor’ u 2.ligden 1.lige
çıkarmanın mutluluğunu yaşadık. Futbolu bırakma kararı almıştım.
Hatta ligler başlayalı altı ay olmuştu. Adnan Dinçer, Kartalspor’ da
oynamam yönünde ısrarlı davrandı.”Sen
sahada dur, yeter”
dedi. Kıramadım. Futbolculuğumun son durağı Kartal oldu.Futbolu
bıraktınız, ama futboldan kopamadınız.Evet
futbol sahalarının tozunu bir kere yuttunuz mu kopamıyorsunuz. İlk
antrenörlük deneyimimi Karabükspor’ da yaşadım. Küme düştü, düşecek
denen takımla sezonu dördüncü olarak tamamladık. 2002-03 sezonunda
Çorluspor’ da görev aldım. Burada sistemli bir çalışma ile
Çorluspor’ u 3.ligden 2.lige taşıdık. 2003-04 sezonunda
Kasımpaşaspor’u çalıştırdım.2004-05 sezonunda Pazarspor’ u 3.ligden
2.lige çıkardık ve 2.ligde Pazarspor’ da altı ay görev yaptım.
Babanız, siz ve
kardeşleriniz... Aile boyu futbolcusunuz. Çocuklarınızda bu
anlamda bir ışık görüyor musunuz?İki
oğlum var. Ergün 15, Emre 4 yaşında. Ergün şu anda Selimiyespor alt
yapısında futbol oynuyor. Yetenekli ama eksikleri var. O eksiklerini
tamamladığında Türk futbolu büyük bir yıldız kazanacak
kanısındayım.
Şeytan Rıdvan’dan bir
Küçük Hasan anısı:
Fenerbahçe’de oynarken
kamptayız. Öğlen yemeğinde takım olarak buluştuk. Servisin
yapılmasını bekliyoruz. Karşımda Hasan Vezir, sağımda ise Kaptan
Müjdat Yetkiner var. Müjdat ve benim, en sevmediğimiz şeylerin
başında, boş tabağa sürtülen çatal ve onun çıkardığı ince iç
gıcıklayan ses gelir. Bunu çok iyi bilen Hasan, gözlerimizin içine
baka baka, çatalı tabakta bir oraya bir buraya gezdirip
duruyor. Sonunda Müjdat dayanamadı patladı; "Beni ayağa kaldırma"
Hasan’dan gelen cevap fıkra gibiydi: "Sana yapmıyorum ki...
Rıdvan’a yapıyorum."
Fotoğraf ve belgeler Hasan
Vezir’in aile albümü ve Fatih Sultan Kar koleksiyonundan
alınmıştır.
Yazı söyleşi resimler için
Çaykur Rizespor dergisine ve Fatih Sultan Kar'a teşekkürler.
Sayfadaki içerikler izinsiz
kullanılamaz. |