1955 yılında Rize’ de doğan Hüsnü Kürkçü spor ve sosyalitesi geniş
bir ailenin çocuğudur. Babası Muharrem Kürkçü’ nun , Rize sporunun mihenk
taşlarından Güneşspor’ da futbolcu , yönetici , amatör ve profesyonel
Rizespor’da kurucu olarak görev yapmış olmasından dolayı daha çocuk yaşta
kendisini futbolun içinde bulmuştu. Futbol macerası çocukluk yıllarında
mahalle aralarında arkadaşları ile yaptığı maçlarla başlıyordu. O yıllarda
onu izleyenlere gelecekte yıldız bir futbolcu olacağı sinyalini veriyordu.
1970 yılında dönemin Rizespor yöneticileri alt yapının önemini
kavra......... Rizespor genç
takımını oluşturuyorlardı. Hüsnü Kürkçü de aynı yıl Rizespor genç takımına
dahil oluyordu. Burada ortaya koyduğu meziyetleri Rizespor yöneticilerinin
gözünden kaçmıyor ve 1973-74 futbol sezonunda amatör lisanla Rizespor A
takımına yükseliyordu. A takımda bir yıl başarı ile top koşturan Kürkçü,
1974-75 futbol sezonunun
başında 1. ligde yer alan Orduspor’ a transfer oluyordu. Hüsnü
Kürkçü, Orduspor’da bir yıl gibi kısa bir süre futbol oynamasına karşın
Ordulular’ın sevgisin kazanıyor, 1975-76 sezonunda tutkunu olduğu
Rizespor’a geri dönüyordu. Sergilediği futbolu ve kişiliği ile
Rizeliler’in sevgisine mahzar oluyordu. Maç ve antrenmanlar sonrası hep
Rizeliler’le iç içe oluyordu.
Ayaktakiler: Refah, Tuncay, Haldun, Hüsnü, Levent,
Muharrem
Oturanlar :
Oktay, Müfit, Aydın, Kahraman ve Fuji
Mehmet.
Rizespor’da bir sarı fırtına var
Karadeniz futbolunun efsane futbol eleştirmenlerinden İsmet
Hatipoğlu da, WM 74 Dünya Kupası’nın kahramanlarından Hollandalı yıldıza
müthiş benzerliğini ön plana çıkararak, o günlerde Hüsnü ile yaptığı
röportajı, okurları için, “Rizespor’da bir sarı fırtına var” başlığıyla
servise koymuştu. Hatipoğlu usta, röportajına, “Sarı fırtına ‘Cruyff’la
konuştum” diye başlıyordu.
İşte şimdi sizi İsmet Hatipoğlu - Hüsnü
Kürkçü diyaloguyla baş başa bırakmanın tam zamanı: “Hüsnü bana Türkiye
ligleri’ni eleştirdi. ‘Rizespor bu yıl şampiyon olamazsa gelecek yıl
mutlaka olur. Çok yakında Çay-Kur ile birleşecek Rizespor’un hiçbir
meselesi kalmaz. Sadece artık, şampiyonluk hesapları yapılır’
dedi.
Bizim Cruyff da Rizespor’da top
kovalıyor. İsmi Hüsnü, ama ona gerek deplasmanda, gerekse Rize Stadı’nda
‘Haydi Hüsnü’ diye bağıran bir tek kişi yok. ‘Haydi Cruyff’ diye seslenip,
bağıranlar pek çok. Rizespor genç takımında oynadıktan sonra, ‘A’
kadrosunun değişmeyen orta saha adamı olan Hüsnü, gerek fizik, gerek renk,
gerekse başarılı futboluyla ‘Hollandalı’ya son derece benziyor. Bu genç adam biraz daha
geliştiğinde onu Cruyff’ tan ayırmak gerçekten zor
olacak.
Cruyff’ u sordum, yerli Cruyff’ a, ‘Onu
sadece gazetelerde gördüm. Bu bölgede televizyon da yoktu ki, dünya
kupasında izleyebilseydim.
Onu hiç merak etmiyorum.
O beni merak ediyorsa, buyursun Rize’nin dünya çapında meşhur
çayından bir bardak ısmarlayayım.
Hem bana artık onun
ismi ve lakabıyla hitap ediyorlar.
Akraba sayılırız.”
İşte gün geçtikçe olgunlaşan sarı fırtına Hüsnü, bu sezon da
Rize’de futbolun rengi olmuştu. Doğu Karadeniz’de Yeşil-Mavi tiryakilerin
1. Lig umutları ise daha yeşeremeden solmuştu. İşin özü, çayı bilmeyiz ama
sezonun son harmanında, futbol rekoltesi bir acayip
olmuştu!.

Rizespor 1986-87
Ayaktakiler: Abdullah, Can, Sinan, Yusuf Ziya, Oğuz,
Hüsnü
Oturanlar :
Muharrem, Hakan, Turgut, İsa ve Harun.
Kaptan Hüsnü ticaret hayatında...
Ekip, kalede ve forvet mevkiinde kalifiye derecesi yüksek
elemanlarla güçlendirilirken, Rizespor’un onbeş yıllık emektarı, Hüsnü
Kürkçü de yavaş yavaş kendini futbol dışı yaşama hazırlamaya başlıyordu.
Sezon başında futbolu bırakma kararı alan Hüsnü Kürkçü, Rize merkezindeki
Belediye Caddesi’nde “Kürkçüler Manifatura” adıyla yeni bir mağaza açarak
ticaret hayatına atılıyordu.
Dükkanı, Rizeli futbolseverlerin adeta işgaline uğrayan kaptan
Hüsnü, bir taraftan da başkan Turgut Yılmaz’la görüşerek aldığı karar
doğrultusunda jübile hazırlıkları yapıyordu. Amca oğlu ile açtığı yeni
ticarethanesine ilişkin olarak, “Biz ticaretin içinden gelen bir aileyiz.
Jübilemden sonra bir süre dinleneceğim ve yabancısı olmadığımız ticaretle
uğraşacağım. Bu arada gözüm arkada kalmayacak. Zira, kaptanlığı yeni
transferimiz Hasan’a devredeceğim. Aslında bu dükkan-ticaret girişimi
Rizespor’un altın renkli kaptanı Hüsnü Kürkçü için ilk değildi. Daha önce
de, “Evren Video” isminde bir videocu dükkanı açmış ve bu dükkanı daha
sonra Çayelispor’ a geçen takım arkadaşı Ömer Tornacı’ ya devretmişti. 15
yılı bulan uzun futbol geçmişini tümüyle Rizespor’a adayan, acemiliği,
gençliği ve ustalığı Yeşil-Mavili yuvada yaşayan, kaptanı ve hatta bir
haftalığına da olsa teknik direktörlüğünü yürüten Hüsnü Kürkçü, yeşil
altın çay diyarının yorgun savaşçısı idi. Eğitim Enstitüsü mezunu olan
Kürkçü, bütün öğrenim hayatını da Rize’de tamamladı.
Ayrılık kolay değil.
Ve Hüsnü Kürkçü 8
Ağustos 1988 tarihinde Beşiktaş’la yapılan jübile maçı ile yeşil sahalara,
sevdalısı olduğu yeşil- mavili formaya veda ediyordu. Onu anlamanın, yeni
hayatına da alkışlarla uğurlamanın zamanı gelmişti
artık.
Kaptan Hüsnü’nün jübile maçında Beşiktaş ile Rizespor karşı karşıya
geliyordu. Rizespor’a on beş
yıl hizmet eden, futbolu bıraktım demesine rağmen son yılında takımın zor durumunda yine yerini
seve seve alan kaptan Hüsnü artık sahalara veda ediyordu. Her devirde
sahaların efendisi, centilmeni Kürkçü, hüzünlü anlarını yaşıyordu. Rize
Atatürk stadında son kez takımının başında kaptan olarak sahaya çıkan
emektar kaptan, 10. dakikadan sonra omuzlarda gözlü yaşlı sahayı terk
ediyordu. Beşiktaşlı kaptan Metin’in isteği üzerine başlama vuruşunu
Kürkçü yapıyordu. Rizeliler bu anlamlı günde emektar kaptanlarını yalnız
bırakmıyor, tribünleri
dolduruyorlardı.
Sahaya son kez Yeşil-Mavili takımla kaptan çıkan Hüsnü, topu ve
başlama vuruşunu Beşiktaşlı kaptan Metin’in isteği üzerine aldı. Hüsnü’nün
jübilesi için tribünleri dolduran seyirciler sahada Beşiktaş’ın
yedeklerini görünce şok oldular. Oyuna iyi başlayan taraf konuk takım
Beşiktaş oldu. Daha 9. dakikada Halim’in soldan yaptığı ortayı Tevfik
kaleci Pahl’a teslim etti.
Maçın 12. dakikasında kaptan Hüsnü, son kez çıktığı sahaya
arkadaşlarının omuzlarında veda ederken yenini genç oyuncu K. Harun’a
bırakıyordu.
1989-90
sezonunda
Cesarettin Alptekin ve Hüsnü Kürkçü
ikilisinin teknik yönetimindeki Rizespor, ikinci ligde bir şeyler yapma
savaşımı veriyor, fakat ne takımda ne de kentte eski hava bir
türlü
oluşturulamıyordu.
Sembol Kaptan, altın kalpli
Hüsnü...
Adı
Rizespor’la özdeşleşen, Yeşil-Mavili yuvanın simgelerinden Hüsnü,
1994-95
sezonunda
Yeşil-Mavililer’ in
bir kez daha can simidi oluyordu. Kulübün iyice darda kaldığını gören Rize’nin cefakarı,
gözbebeği Hüsnü Kürkçü, “Peki takımı yalnız bırakamam. Rizespor için
ricayı emir addediyorum” deyip, yeniden eşofmanlarını kuşanıyor ve teknik
patron olarak ekibin hizmetine koşuyordu. Sarı Hüsnü, altın Hüsnü, altın
kalpli Hüsnü!.
Kürkçü ailesinin üç nesil
hizmeti
İşte böylesi bir yönetim boşluğu arasında yeni yıla girildi.
Çareyi, 10 Ocak 1990 günü yönetimi Divan Başkanı Muharrem Kürkçü’ ye
vermekle buldular. Atama ile kulüp başkanlığı görevini yüklenen
Rizespor’un kurucularından Muharrem Kürkçü, Yeşil-Mavili kulübün simge
isimlerinden kaptan futbolcusu ve aynı günlerin antrenörü Hüsnü’nün babası
ve Rizespor’un bu günkü kadrosunun
geri dörtlüsünde görev yapan Evren Kürkçü’ nün dedesi idi. Böylece
Kürkçü’ ler, üç nesil Rizespor’a hizmet eden müstesna bir aile olarak,
herkesin takdirini kazanıyordu, ancak Rizespor’a başkan dayanmıyordu.
Divan Başkanı Muharrem Kürkçü, zor zamanda başkanlık titrini de üzerine
almıştı. Sezon bitimi yönetim başkanlığındaki nöbeti, emekli Çay-Kur’cu
Hamit Oral’ a devrederken şerefli bir görevi gücünün yettiğince en iyisiyle
yapmış olmanın tatlı yorgunluğunu yaşıyordu.
Futbolculuk hayatında bir çok başarıya imza atan Hüsnü Kürkçü bir
maç öncesi dönemin Rize Valisi Ömer Büyükkent tarafından kutlanırken. Arkada
dönemin Gençlik ve Spor İl Müdürü Ömer Akmehmet
gözükmektedir.
Dile kolay başarılar ve hatıralarla dolu on beş yıl. O yıllara bir
yolculuk yapalım diyoruz ve
Hüsnü Kürkçü’ den unutamadığı iki hatırasını dinliyoruz: “1980-81
sezonu vatani görevimi yapmak için askere gitmiştim. Rizespor flaş bir
takımdı. Bütün takımlara kök söktürüyordu. Osman, Zafer ve Sinan ‘dan
muhteşem bir üçlü oluşturulmuş, Rizespor tüm takımların korkulu rüyası
olmuştu. Ama ligin ikinci yarısının son maçlarında Rizesporlu futbolcular
üzerine görsel ve yazılı basında yapılan açıklamalar takımı olumsuz yönde
etkileyerek ve bazı dış etkilerle Rizespor küme düşmüştü. Bu olay beni çok
etkilemişti.
En çok
sevindiğim olay ise; 1987-88 sezonuydu. 1. ligde oynuyoruz. İki maçımız
vardı. Biri Sakarya
deplasmanı, diğeri de kendi sahamızda Bursaspor’du. Durumumuz kötüydü ama
bu iki maçı da almamız gerekiyordu. Sakaryaspor ile öyle bir maç oynuyoruz
ki tüm Türkiye bizi izliyor. Top bir o kaleye, bir bu kaleye gidip
geliyordu. Müthiş bir maç oynuyorduk. Maçın sonlarına yaklaşıyorduk. 3-2
yenik durumdaydık. Bir gol atarak durumu 3-3 yaptık ama bize yetmiyordu.
Mutlaka kazanmamız gerekiyordu. Son dakikaları oynuyorduk ve atak üstüne
atak yapıyorduk. Son dakikaydı ve müthiş bir gol atarak 4-3 öne geçerek
maçı kazanmıştık. Mutluluktan uçuyorduk. Artık Bursa maçını düşünmeye
başlamıştık ve son hafta Bursaspor’u yenerek kümede kalmıştık. O kadar
sevinmiştim ki sanki yeniden doğmuş gibiydim. Bu iki maçı hiç
unutmam”.