Çaya Bakışımızı Değiştirmezsek, Çay Bizden Vazgeçecek

Abone Ol

Bu şehir bir asırdır çayla nefes alıyor.
Çayla büyüdü, çayla ev kurdu, çayla çocuk okuttu.
Ama son yıllarda çayın nefesi daralıyor.
İrtifa kaybediyor. Hem de sessiz sessiz…

Rakamlar bağırıyor, biz hâlâ duymuyoruz

Rize Ticaret Borsası verileri ortada.
2025’te işlenen yaş çay miktarı: 1 milyon 338 bin ton.
Bir önceki yıla göre düşüş var.

Sebep mi?
İklim, verimsizlik, yanlış gübre, yanlış yöntem, yorgun toprak…

Ama asıl sebep başka:
Biz hâlâ çaya dünün ürünü gibi bakıyoruz.

Toprak yorulmuş.
Üretici yorulmuş.
Fabrika dolmuş.
Depolar çuvalla dolu ama raflarda satış yok.

Toprak konuşur, dinlemeyen kaybeder.

ÇAYKUR devlet kurumu mu, marka mı?

ÇAYKUR’a hâlâ “sosyal fayda kurumu” gözüyle bakıyoruz.
Zarar edince şaşırıyoruz.
Şaşırmayalım.

Devlet refleksiyle marka yönetilmez.
Marka vizyon ister.
Cesaret ister.
Pazarlama ister.

“Dünyada kar yağan tek çay Rize’de yetişir” demek yetmiyor artık.
Bu sloganla en fazla bir kez alkış alırsın.
İkinci kez kimse dönüp bakmaz.

Kahve ne yaptı?
Hikâye yazdı.
Ambalaj yaptı.
Deneyim sattı.

Biz hâlâ çayı çuvalda saklıyoruz.

Hikâyesi olmayan ürün, rafta toz olur.

Gençler çaydan uzaklaşıyor

Araştırmalar net:
Genç nüfus çaydan uzaklaşıyor.
Demleme zahmetli geliyor.
Tüketim alışkanlıkları değişiyor.

Dünyayı suçlamayalım.
Gençleri suçlamayalım.
Biz yenilenmedik.

Aromalı çaylar, soğuk çaylar, fonksiyonel çaylar…
Hepsi başka ülkelerin oyunu değil.
Hepsi pazarlama aklı.

Unutmayalım:
Türkiye’de üretilen çaylarda pestisit yok.
Bu dünya çapında bir avantaj.
Ama avantaj, anlatılmazsa çöptür.

Kalite sessizdir, pazarlama konuşur.

Kaçak çay gerçeğiyle yüzleşelim

Bir diğer tehlike:
Kaçak çay.

Gaziantep, Diyarbakır, Adana…
Yabancı menşeli dökme çay tüketimi zirvede.

ÇAYKUR verileri söylüyor:
Gaziantep’te kişi başı ÇAYKUR tüketimi yılda 60 gram.

Demek ki mesele sadece üretmek değil.
Mesele anlatmak.
Mesele ikna etmek.

Sahibi çıkılmayan ürün, başkasının olur.

Gazetecilik de çay gibi: sorumluluk ister

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.
Yağmurda, çamurda, enkazda, sokakta…
Kameranın arkasında ama hayatın tam içinde olanların günü.

20 yılı geride bırakmış biri olarak şunu net söylüyorum:
Gazetecilik değişti ama sorumluluğu değişmedi.
Şehrine, topluma, ülkeye faydayı düşünmeden yapılan her iş eksiktir.

Basın mensubu olmak, ağırlık taşımaktır.
Haber geçer, iz bırakır.

Kalenderce
Çay bizim kaderimizdi, kaderimiz olmaktan çıkmasın.
Toprağa küserek, vizyonsuzlukla, “nasıl olsa alıcı var” rehavetiyle bu iş yürümez.
Çayı kurtarmak istiyorsak önce bakış açımızı kurtaralım.
Yoksa çay bizi değil, biz çayı kaybederiz.