İnsan bazen bir şehre sadece doğduğu yer olduğu için değil, kendini var ettiği yer olduğu için bağlanır.
Çünkü bazı şehirler insanın nüfus cüzdanında değil, hafızasında yaşar. Benim için Rize böyle bir yer…
Bugün burada yazmaya başlamamın sebebi sadece Rizeli olmam değil. Bazen bir şehrin sana verdiklerini, yıllar sonra bir vefa borcu gibi geri ödemek istersin. Çünkü bazı topraklar insana sadece bir adres vermez; bir bakış açısı, bir karakter, bir hayata tutunma biçimi kazandırır.
Anneannem sık sık “Çocukluğu insanın kalesidir” derdi. Yıllar geçtikçe bu sözün anlamını daha iyi anlıyorum. Çünkü insanın en sağlam duvarları çocukluğunda örülüyor. Dünyaya nasıl bakacağımız, doğayla kurduğumuz bağ, meraklarımız, hayallerimiz ve hayata karşı direncimiz o ilk yıllarda şekilleniyor. Benim çocukluğumun kalesi Rize….
Hemşin’de filizlenen hayatımın en nadide anıları; bu şehrin yağmurla yıkanan havasında, berrak suyunda, karayemiş dallarında, çay bahçelerinin kokusunda, dağların sessizliğinde ve insanların samimiyetinde saklı.
O topraklar bana sadece güzel anılar bırakmadı. Merak etmeyi, üretmeyi, doğanın kıymetini bilmeyi, zorlukların, onursuzluğun, ahlaksızlığın karşısında güçlü kalmayı öğretti.
Bugün hayata sıkıca sarılmamı sağlayan köklerimin büyük bir kısmı, Rize’nin o eşsiz coğrafyasında atıldı. Şimdi ise bu köklerle yeniden bağ kurma zamanı… Çünkü doğduğumuz topraklara borcumuz sadece geçmişi hatırlamak değil; geleceğe katkı sunmakla değerleniyor. Dünyanın büyük dönüşümler yaşadığı bir dönemde şehirlerimizin hikâyelerini yeniden yazmamız gerekiyor. Tarımdan gıdaya, iklimden doğaya, yerel değerlerden yeni ekonomik modellere kadar her alanda kendi potansiyelimizi keşfetmeliyiz.
Rize; sadece çayın, yağmurun ve yeşilin şehri değil. Rize’de mandalina yetişir, çay yetişir, bahçelerde ortancalar açar… Ama Rize’nin en kıymetli yetiştirdiği şey insandır.
Bu topraklar cesur insanlar yetiştirir. Merak eden, üreten, hayal kuran, yaratıcı, çalışkan ve dürüst insanlar… Belki de Rize’nin en büyük bereketi; dağlarından, derelerinden, bahçelerinden önce insanında saklıdır. Çünkü bir şehri şehir yapan sadece toprağından çıkan ürünler değil, o toprakta yetişen insanların dünyaya kattıklarıdır. Bu nedenle artık burada sizlerle birlikte Rize’nin hikâyelerini konuşacağız.
Tarımı, gıdayı, iklim değişikliğini, beslenme kültürünü, yerel değerleri, yenilikleri ve çözüm arayışlarını paylaşacağız. Bazen bir çiftçinin emeğini, bazen bir girişimin cesaretini, bazen geçmişten gelen bir geleneğin geleceğe nasıl taşınabileceğini anlatacağız. Güzel havadisleri paylaşacağız. Sorunları görünür kılacağız. Ama her şeyden önce umudu büyütmeye çalışacağız. Çünkü inanıyorum ki bir şehrin gerçek zenginliği sadece sahip olduğu kaynaklar değil; o kaynakları geleceğe taşıyacak insanlarının hayalleri, yarattığı sosyal etki, heyecan…
Rize’nin dağlarından, derelerinden, çay bahçelerinden gelen hikâyelerle yeni bir yolculuğa başlıyoruz. Şimdi artık demlenen hayatlarımızı paylaşma zamanı.
Köklerimizden güç alarak… Geleceğe bakarak… Vefa duygusuyla… Merhaba Rize.