<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Rizedeyiz: Rize Haber, Rize Haberleri</title>
    <link>https://www.rizedeyiz.com</link>
    <description>2005'ten bu yana doğru, güvenilir ve tarafız haberin adresi RİZEDEYİZ.com!

Rize, Rize Haberleri, Rize'den haberler, son dakika</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.rizedeyiz.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2005. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 13 May 2026 00:15:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[20'li Yaşlarda Kolon Kanseri Alarmı: Belirtiler Hemoroidle Karışıyor]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/20li-yaslarda-kolon-kanseri-alarmi-belirtiler-hemoroidle-karisiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/20li-yaslarda-kolon-kanseri-alarmi-belirtiler-hemoroidle-karisiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, mide ve kolon kanserlerinin artık 20'li yaşlarda da görülebildiğini belirterek gençlerin dışkıda kan görülmesini hemoroid sanıp geçiştirmemesi gerektiğini söyledi. Durak, 'Ben gencim, kanser olmam düşüncesi tanıyı geciktiriyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, son yıllarda mide ve bağırsak kanserlerinin daha genç yaşlarda görülmeye başladığını belirterek, özellikle dışkıda kan görülmesi gibi belirtilerin hemoroid düşünülerek ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Yaşam tarzındaki değişimlerin kanser riskini artırdığına dikkat çeken Durak, erken teşhis için düzenli kontrollerin önemine vurgu yaptı.</p>

<p>'Artık 20'li ve 30'lu yaşlarda da görüyoruz'</p>

<p>Kanser vakalarının yaş ortalamasının giderek düştüğünü ifade eden Doç. Dr. Serdar Durak, 'Artık hemen hemen tüm kanser türleri daha genç yaşlarda görülmeye başlanıyor. Eskiden 50-60 yaş üstünde görülmesi daha normal karşılanırken, artık 20'li ve 30'lu yaşlarda da birçok kanser türünü görebiliyoruz. Özellikle mide ve bağırsak kanserlerinde bu durum dikkat çekiyor' dedi.</p>

<p>Bu durumun nedenlerine değinen Durak, 'Genetik faktörler ve beslenmeyle ilgili nedenler etkili olabiliyor. Ancak yapılan çalışmalarda, asıl nedenin yaşam ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi olduğu gösteriliyor. Obezitenin artması, sigara ve alkol tüketiminin yaygınlaşması, hareketsizlik ile kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketiminin artması bu durumun başlıca nedenleri arasında yer alıyor' açıklaması yaptı.</p>

<p>'Hemoroid deyip geçiştiriliyor'</p>

<p>Genç yaşta görülen kanserlerin daha agresif ilerleyebildiğini belirten Durak, 'Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde yeni vakaların en az beşte birinin 50 yaş altındaki bireylerde görülmesi bekleniyor. Genç yaşta görülen kanserlerin bir kısmında genetik altyapı da olabiliyor. Bu durumlarda hastalık daha hızlı, daha sinsi ve daha agresif ilerleyebiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Birçok hastanın belirtileri önemsemediğini kaydeden Durak, 'Ben gencim, kanser olmam düşüncesiyle belirtiler göz ardı edilebiliyor. Örneğin dışkıda kan görülmesini hemoroide bağlayıp geçiştiren hastalar oluyor. Bu nedenle de tanı çoğu zaman ileri evrede konuluyor' dedi.</p>

<p>'Kanlı dışkılama her zaman kanser demek değil'</p>

<p>Kanlı dışkılamanın her zaman kanser anlamına gelmediğini ancak mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Durak, 'Kanlı dışkılama ya da dışkılama sırasında kan gelmesi her zaman kanser anlamına gelmez. Ancak bu tür durumlarda mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına muayene olmak gerekiyor. Şikayetler devam ederse mutlaka kolonoskopi ile altta farklı bir neden olup olmadığı araştırılmalı' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Tarama yaşı 50'den 45'e düşürüldü'</p>

<p>Mide ve kolon kanserlerinin belirtilerine ilişkin bilgi veren Durak, mide kanserinde karın ağrısı, bulantı, kusma, açıklanamayan kilo kaybı ve yutma güçlüğünün görülebildiğini söyledi. Kolon kanserinde ise dışkıda kan, tekrarlayan karın ağrıları, kansızlık ve kilo kaybının dikkat çekici belirtiler arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Kolon kanseri tarama yaşının düşürüldüğünü belirten Durak, 'Eskiden kolon kanseri için tarama yaşı 50 olarak kabul ediliyordu. Ancak hastalığın daha genç yaşlarda görülmeye başlanması nedeniyle bu yaş sınırı 45'e düşürüldü. İlerleyen dönemde bu yaşın daha da aşağı çekilmesi gündeme gelebilir' dedi.</p>

<p>'Kolonoskopi sırasında kanser öncüsü polipler temizlenebiliyor'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenli kontrollerin önemine dikkat çeken Durak, 'Kolonoskopi sırasında 'polip' adı verilen ve kansere dönüşme riski taşıyan yapılar tespit edilebiliyor. Bu polipler aynı işlem sırasında temizlenebiliyor. Eğer temizlenmezlerse 1 yıl, 3 yıl ya da 5 yıl içinde kansere dönüşebiliyorlar. Böylece hasta kansere dönüşmeden tedavi edilmiş oluyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sağlıklı yaşamın kanser riskini azaltmada önemli olduğunu belirten Durak, 'Kilo kontrolü sağlanmalı, işlenmiş ve tütsülenmiş gıdalar daha az tüketilmeli, sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmeli, düzenli hareket edilmeli. Özellikle aile öyküsü bulunan kişiler kontrollerini aksatmamalı' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/20li-yaslarda-kolon-kanseri-alarmi-belirtiler-hemoroidle-karisiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/agency/iha/20li-yaslarda-kolon-kanseri-alarmi-belirtiler-hemoroidle-karisiyor.jpg" type="image/jpeg" length="27080"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doktorları Şaşkına Çeviren Olay! Hepsi Karnından Çıktı]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/karnindaki-devasa-sislik-22-kiloluk-tumor-cikti-kabizlik-diye-dusundum-dedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/karnindaki-devasa-sislik-22-kiloluk-tumor-cikti-kabizlik-diye-dusundum-dedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da yaşayan 62 yaşındaki Şükran Samanlı, karnındaki şişlik ve ağrının kabızlıktan olduğunu düşünerek doktora gitmeyi ihmal etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adeta hamile bir kadın görüntüsüne ulaşan Samanlı'nın karnındaki şişliği 22 kiloluk tümörden kaynaklandığı tespit edildi. Ameliyatla tümörü alınan Samanlı, 'Nefes alamıyordum, taş gibi bir şeydi. Neredeyse boğazıma kadar çıkacaktı, o korkuyla kendimi acile attım. Kabızlık diye düşündüm çünkü sık sık oluyordum. Hatam oldu, doğumlardan sonra kadın doğum muayenesine hiç gitmedim' dedi. Operasyonu gerçekleştiren Op. Dr. Emin Erhan Dönmez, ise 'Devasa bir kitle saptadık, ameliyat 6 saat kadar sürdü. 50 cm civarında, yaklaşık 20-22 kilogram olduğunu düşünüyoruz. Yumurtalık tümörleri biraz sinsi, üçüz gebelik boyutunda vardı hatta daha büyüktü diyebiliriz' şeklinde konuştu.</p>

<p>İstanbul'da yaşayan 2 çocuk annesi 62 yaşındaki Şükran Samanlı, edinilen bilgiye göre bir süre önce karnında şişlik ve ağrı hissetmeye başlarken durumu zaman zaman yaşadığı kabızlık gibi problemlere bağladı. Samanlı, bu süreçte doktora gitmezken karnı adeta hamile bir kadın görüntüsüne ulaştı. Neredeyse nefes alamaz hale geldiğindeyse İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvurdu. Hastanın devasa şişkinlikteki karnını gören hekimler büyük şaşkınlık yaşadı. 13 Mart'ta yatışı yapılan hasta tetkiklerin ardından jinekolojik onkoloji bölümüne yönlendirildi. Op. Dr. Emin Erhan Dönmez ve ekibinin yaptığı incelemelerde Samanlı'da yumurtalıktaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesi ile oluştuğu ifade edilen yumurtalık tümörü tespit edildi. Genellikle sinsi ilerlediği belirtilen kasık ağrısı, karında şişlik gibi durumlar oluşturabildiği aktarılan hastalığa karşı Op. Dr. Dönmez ve ekibi hemen harekete geçti. Hastanın hem hareket kabiliyetini sınırlandıran hem organlarına baskı yaptığı belirlenen kitle için ameliyat kararı alındı. Yapılan tüm hazırlıkların ardından 7 Nisan'da gerçekleşen başarılı operasyonla yaklaşık 50 cm ve 22 kilo civarındaki kitleden kurtulan hasta da rahat bir nefes aldı. Samanlı, 23 Nisan'da taburcu edilirken tedavisinin devam edeceğini belirten Op. Dr. Dönmez, hastasının durumu ve tedavisine ilişkin bilgi verdi. Dönmez, kişilerin bedenlerinde herhangi bir farklılık hissettiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurması gerekliliğine dikkat çekti. Öte yandan hastanın karnındaki devasa şişlik ameliyat öncesi hali ve tıbbi görüntülemelere yansıyan görüntüsüyle gözler önüne serildi.</p>

<p>'Kabızlık diye düşündüm, neredeyse boğazıma kadar çıkacaktı'</p>

<p>Yaşadıklarını anlatan 62 yaşındaki Şükran Samanlı, 'Korkuyla geldim, ne çıkacak ne olacak diye panik yaptım. Gücüm kalmadı, nefes alamıyordum, acile yatırıldım. Ameliyata girdim, şimdi rahatım, nefesimi çok rahat alıyorum. Çok kötü bir şeydi, karnımda ne olduğunu anlayamadım, gebelik gibi değil. Gebelikte yine bir esneklik olur, bu taş gibi bir şeydi. Midemin üstüne çıkmıştı, neredeyse boğazıma kadar çıkacaktı. O korkuyla kendimi acile attım, böyle bir şeyle karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmedi. 2,5-3 ay bekledim, benim de hatam oldu. Karnımı görseniz korkardınız, taşınmaz hale geldi. Yusyuvarlak, şekilsiz yamulmalar oldu, yattığım zaman alt taraflarda göçme oluyordu, sonra taşlaşıyordu. Kabızlık falandır diye düşündüm çünkü sık sık kabız oluyordum. Bende de hata oldu, doğumlardan sonra kadın doğum muayenesine hiç gitmedim' dedi.</p>

<p>'Beni torunuma kavuşturun dedim'</p>

<p>Samanlı, 'Kişilerin şüphelendikleri zaman bir an önce hastaneye gitmelerini tavsiye ediyorum' diyerek sözlerine şöyle devam etti: 'Doktor bey ameliyata karar verince beni torunuma kavuşturun hocam diye gözlerinin içine baktım, o günü hiç unutmuyorum. Öksüz torunum var, ona bakıyorum sadece onu düşündüm. 78 kilo civarlarındaydım şimdi 57 küsurlardayım. Halimi görenler 'Neyi bekliyorsun, doktora git, git' diyorlardı, neyle karşılaşacağımdan o kadar korktum ki o yüzden bu duruma geldim. Kimse korkmasın hele ki böyle bir hoca ile karşılaştığı zaman çok teşekkür ederim'</p>

<p>'Kitlenin bir anda kaldırılması hayati risk ortaya çıkarabilirdi'</p>

<p>Hastasına ilişkin konuşan Op. Dr. Emin Erhan Dönmez, 'İlk acil servisimize karında son 2 aydır giderek artan şişkinlik ve karın ağrısı şikayetleriyle başvuruyor. İlk tetkiklerinde karnı dolduran kitle olması üzerine bize konsülte edildi, gerçekten pelvik bölgeden diyaframa kadar hatta akciğeri itecek kadar büyük, devasa bir kitle saptadık. MR ve ultrasonografik değerlendirmelerde kitlenin yumurtalık tümörü olduğunu düşündük.</p>

<p>Her iki akciğerin alt loblarında sönme olmuştu, kanın oksijenlenmesi bozulmuştu. Bunun sebebi de kitlenin akciğere ve diyaframa yapmış olduğu baskı. Hasta o kadar büyük bir kitleyle gündelik işlerini yapmakta, yürümede, sağa sola dönmede zorluk çekiyor hatta rahat bir uyku bile uyuyamıyordu. Bizi zorlu bir süreç bekliyordu, farkındaydık. Ameliyat 6 saat kadar sürdü, tüm karnı dolduran yaklaşık 50 cm civarında bir kitle saptadık. Kitlenin bir anda damarların üzerinden kaldırılmasıyla hastanın hemodinamisi bir anda bozulabilir, dolaşımsal ve solunumsal hastanın hayati riskini ortaya çıkarabilecek komplikasyonlar olabilirdi' dedi.</p>

<p>'Yaklaşık 20-22 kilogram olduğunu düşünüyoruz'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Kontrollü şekilde yaklaşık 6-7 litresini ameliyat esnasında boşalttık' diyerek ve hastanın tedavisinin sürdüğünü aktaran Op. Dr. Dönmez, 'Kitleyi çevre dokulardan, yapışmış olduğu organlardan yavaş yavaş ayırarak total olarak çıkardık. Ameliyattan önce hastamızın kilosu yaklaşık 79 kilo iken ameliyattan sonra 57 kilo civarında. Kitlenin yaklaşık 20-22 kilogram olduğunu düşünüyoruz. Farkındalık oluşturmak istediğimiz olay; bedenlerinde herhangi bir değişiklik saptadıklarında, bu kadar büyük bir kitleye ulaşmadan sağlık kuruluşlarına bir an önce başvurmaları. 10 cm'lik ile 50 cm'lik bir kitleyi ameliyat etmek aynı zorlukta olmayacaktır. Yumurtalık tümörleri biraz sinsi ilerliyor, 70-80 kadında bir gözükebiliyor. Meme ve rahim kanserine göre sıklık olarak daha az ama klinik belirti vermediği için genelde yüzde 70-75'ini ileri evrelerde saptıyoruz. Daha mortal gidebiliyor' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Üçüz gebelik boyutunda hatta daha büyüktü'</p>

<p>Hastalığın sinsi olduğunu ifade ederken dikkat edilmesi gereken belirtilere yönelik bilgi veren Op. Dr. Dönmez, 'Hastamızda olduğu gibi karında büyüme, mideye baskı yaptığı için yemek yiyememe, erken doyma, hazımsızlık, bağırsaklara baskı yaptığı için gaz deşarjında ve büyük tuvalet alışkanlıklarında değişkenlik' diyerek sözlerine şöyle devam etti: 'Bütün kadınlarımıza yıllık jinekolojik muayeneyi öneriyoruz. Hastamız şanslıydı çünkü tümör karın içerisine dağılmamıştı. Bazı tümörler 2 santim iken tüm karına yayılabilir, bazı tümörler de 50 santime kadar herhangi bir patlama olmadan büyüyebilir. Kitle dışarıdan görünüm olarak bir üçüz gebelik boyutunda vardı hatta daha büyüktü diyebiliriz. Gebelikte süreç birazcık daha uzun, yavaş yavaş karın büyüdüğü için toleransı biraz daha fazla olabiliyor. Yumurtalık tümörleri hızlı büyüdüğü, yaklaşık 2-3 ay içerisinde bu boyuta ulaştığı için toleransı biraz daha düşük oluyor'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/karnindaki-devasa-sislik-22-kiloluk-tumor-cikti-kabizlik-diye-dusundum-dedi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/36-23.png" type="image/jpeg" length="69579"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Evigen'den Hantavirüse Karşı Kritik Uyarı]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/doc-dr-evigenden-hantaviruse-karsi-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/doc-dr-evigenden-hantaviruse-karsi-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Arjantin'den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi.<br />
<br />
"İnsandan insana bulaşmıyor"<br />
Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.<br />
<br />
"Karadeniz Bölgesi'nde zaman zaman rastlanabiliyor"<br />
Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye'de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi'nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi.<br />
<br />
"Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor"<br />
Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz"<br />
Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/doc-dr-evigenden-hantaviruse-karsi-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/fg-44.png" type="image/jpeg" length="17840"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çam Ve Sakura Şehir Hastanesi'nde İlk Suda Doğum]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/cam-ve-sakura-sehir-hastanesinde-ilk-suda-dogum-kuzey-bebek-saglikla-dunyaya-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/cam-ve-sakura-sehir-hastanesinde-ilk-suda-dogum-kuzey-bebek-saglikla-dunyaya-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde ilk hidroterapi eşliğinde travay (suda doğum) başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Anneler Günü öncesi bebeğini kucağına alan Bella Yüksel, 'Suda doğum, çok rahat. İlk olmuşuz herkese tavsiye ediyorum, normal doğumu çok daha kolaylaştıran bir süreç. Bebeğimizin adı Kuzey oldu, kucağıma aldığım ilk an çok güzel bir andı' dedi. Uzm. Dr. Şadiye Hande Soyer Somunsu, 'İlk defa suda doğumumuzu gerçekleştirdik. Doğum sancıları daha az hissediliyor. Çoğu zaman ekstra bir müdahaleye gerek kalmadan doğum gerçekleşiyor. Müzik, aroma terapi, masaj teknikleri sürekli gebemizin yanındayız' dedi.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı'nın gerekli şartları sağlayan hastanelerde uyguladığı hidroterapi eşliğinde travay (suda doğum) gebeler tarafında tercih ediliyor. Türkiye'de yüksek sezaryen oranlarına karşı çalışmalar sürerken uzmanlar, suyun gebelerin rahatlaması ve kasların gevşemesi ile kadınların daha az ağrı hissederek doğumlarını gerçekleştirmesine imkan sağladığını ifade ediyor. Doğumlar uygun ısıdaki suda yapılırken bu çerçevede Anne Dostu Hastanelerden olan Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde ilk suda doğum da gerçekleştirildi. Anneler Günü öncesi 25 yaşındaki Bella Yüksel ve İsmail Yüksel çifti ilk bebekleri Kuzey'i suda doğum sonrası kucaklarına aldı. 3 kilo 750 gram olarak dünyaya gelen Kuzey bebek, sağlıkla taburcu edilirken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Şadiye Hande Soyer Somunsu sürece ilişkin bilgi verdi. Doğumun gerçekleştirildiği küvetin ısıdan hijyene kadar birçok kontrolden geçtiği ifade edilirken Uzm. Dr. Şadiye Hande Soyer Somunsu, uygun gebelerde suda doğum planlamalarının yapıldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Normal doğumu çok daha kolaylaştıran bir süreç'</p>

<p>Bebeğini kucağına alan 25 yaşındaki Bella Yüksel, '2 yıllık evliyiz, bebeğimiz oldu, şehir hastanesinde doğdu. Güzel bir deneyimdi. Aklımda olan bir fikirdi, çok da istediğim bir doğum şekliydi. Farklı hastaneleri de araştırmışlığım vardı. Suda doğum, çok rahat ve sancılarımın çok azaldığı bir süreç oldu, doğumum çok kolaylaştı. Çok rahat gözüküyordu, deneyimlemek istedim hem sancılar az olsun hem daha kolay bir doğum geçireyim diye. İlk olmuşuz, biz de şaşırdık, iyi ki yapmışız. Suya geçtiğim zaman çok rahatladım, psikolojik olarak rahatladım, ebelerimizin doktorlarımızın yardımıyla hep yanımdalardı. Herkese de tavsiye ediyorum, normal doğumu çok daha kolaylaştıran bir süreç, daha çok teşvik eden bir süreç olduğunu düşünüyorum. Bebeğimizin adı Kuzey oldu, 3 kilo 750 gram doğdu. Kucağıma ilk aldığım an çok güzel bir andı. Herkese nasip olur inşallah' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Çok güzel bir sürpriz ve unutulmaz bir anı oldu'</p>

<p>33 yaşındaki baba İsmail Yüksel, 'Süreç biraz zorluydu ama eşim çok güçlüydü, hekimlerimiz ve ebelerimizin her zaman yanında olmasının desteğiyle de suda doğum eşimi çok rahatlattı. Eşime sarıldıktan ve Kuzey'i kucağıma aldıktan sonra tüm dertlerimiz unutuldu. Suda doğumda ilk olduk, evladımızın hikayeli doğması bizim için çok güzel bir sürpriz ve unutulmaz bir anı oldu' dedi.</p>

<p>'Çoğu zaman ekstra bir müdahaleye gerek kalmadan doğum gerçekleşiyor'</p>

<p>'Suda doğum uygun gebelerde tam donanımlı ünitelerde deneyimli bir ekip tarafından yapılmalıdır' diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Şadiye Hande Soyer Somunsu, 'Hastanemizde uluslararası standartlarda sterilizasyon ve takip süreçlerine uygun doğum ünitemizi açtığımız için mutluyuz ve faaliyete geçirmekten dolayı da büyük gurur duyuyoruz. İlk defa Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde suda doğumumuzu gerçekleştirdik. Anne ve bebek sağlığına çok dikkat ederek detaylı inceliyoruz. Pozisyonu veya öncesindeki enfeksiyon riski, farklı bir durumu var mı şeklinde değerlendiriyoruz, uygunsa planlıyoruz. Anne adayına rahatlama bebeğe de anne karnındaki sıcaklığı sunuyor, doğum eyleminin aktif fazı özel hazırlanmış doğum havuzlarında gerçekleşiyor. Doğum sancıları daha az hissediliyor. Çoğu zaman ekstra bir müdahaleye gerek kalmadan doğum gerçekleşiyor. Kuzey bebeğimiz ilk gebeliğiydi, 3 bin 750 gram olarak dünyaya geldi' diye konuştu.</p>

<p>'Uygun gebeliklerde güvenle uygulayabildiğimiz bir yöntem'</p>

<p>'Gebelerimizin düzenli olarak kontrole gelmesi önemli' diyen Uzm. Dr. Soyer Somunsu, sözlerine şöyle devam etti: 'Doktorlara kendilerini bırakmalarını ve takiplerini aksatmamalarını öneriyoruz. Gebe okulumuzda eşli olarak da eğitimlerimiz verilmektedir. Bu şekilde doğuma daha hazırlıklı yaklaşmalarını bekliyoruz. Anne Dostu bir hastane olduğumuz için de hem fiziksel şartlar hem refakatçiyle beraber daha ev konforunda, bir yandan da tıbbın güvenilirliğinde bir hizmet sunuyoruz. Suda doğum için karar verdiğimiz gebelerde uygun sterilite sağlandıktan sonra suyun sıcaklığı 35-37 derece arasında ayarlanıyor. Düzenli aralıklarla da kontrol ediyoruz. Suyun içinde sürekli olarak ebe eşliğinde de takip ediyoruz. Hem bebeğin hem annenin takibi devam etmekte. Uygun gebeliklerde güvenle uygulayabildiğimiz bir yöntem. Müzik, aroma terapi, masaj teknikleri sürekli gebemizin yanındayız'</p>

<p>Gebe okulu ile sürece bilinçli hazırlık</p>

<p>Öte yandan, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Gebe Okulu'nda anne ve anne adaylarının gebelik, doğum ve doğum sonrası sürece fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan hazırlanması sağlanıyor. Alanda teorik ve uygulamalı, eşli eğitimlerin yanı sıra emzirme eğitimi ve danışmanlığı, yenidoğan bakımı gibi birçok konuda bilgilendirmeler yapılıyor. Böylelikle ailelerin süreci daha bilinçli ve sorunsuz geçirmesi hedefleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/cam-ve-sakura-sehir-hastanesinde-ilk-suda-dogum-kuzey-bebek-saglikla-dunyaya-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/agency/iha/cam-ve-sakura-sehir-hastanesinde-ilk-suda-dogum-kuzey-bebek-saglikla-dunyaya-geldi.jpg" type="image/jpeg" length="27497"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsim Geçişlerinde Kronik Hastalıklar Ve Kanser Riskine Dikkat]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/mevsim-gecislerinde-kronik-hastaliklar-ve-kanser-riskine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/mevsim-gecislerinde-kronik-hastaliklar-ve-kanser-riskine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim geçişleri ve düzensiz yaşam alışkanlıkları, bağışıklık sistemini etkileyerek kronik hastalıkların daha sık gündeme gelmesine neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Sadi Rüştü Vural, düzenli sağlık kontrolleri ve yaşam tarzı değişikliklerinin hem kronik hastalıkların hem de kanser riskinin azaltılmasında önemli rol oynadığını anlattı.</p>

<p>Mevsimsel değişiklikler, hava sıcaklıklarındaki ani farklılıklar ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması, bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabiliyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde bu dönemlerde enfeksiyonlar daha sık görülürken, metabolik hastalıklara bağlı şikâyetlerde de artış yaşanabiliyor. Diyabet, hipertansiyon, tiroit hastalıkları ve karaciğer rahatsızlıkları, erişkin yaş grubunda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alırken; sağlıksız yaşam alışkanlıkları bazı kanser türlerinin gelişme riskini de artırabiliyor.</p>

<p>Medicana Kadıköy Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sadi Rüştü Vural, özellikle 40 yaş sonrası düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, erken tanının birçok hastalıkta tedavi başarısını artırdığını belirtti. Uzm. Dr. Vural, kronik hastalıkların çoğu zaman sinsi belirtilerle ortaya çıktığını ifade ederek şu bilgileri verdi: 'Yorgunluk, halsizlik, iştah değişiklikleri, sindirim sistemi problemleri, ani kilo değişimleri ve uzun süren şikâyetler yalnızca metabolik hastalıkların değil, bazı kanser türlerinin de erken belirtileri arasında yer alabiliyor. Düzenli kan testleri ve hekim kontrolleri sayesinde bu hastalıklar erken dönemde tespit edilebiliyor. Özellikle sindirim sistemi ve karaciğerle ilgili belirtilerin uzun süre devam etmesi durumunda mutlaka değerlendirme yapılması gerekiyor.'</p>

<p>Yaşam alışkanlıkları hastalık riskini etkiliyor</p>

<p>Kronik hastalıkların görülme sıklığında yaşam tarzının önemli rol oynadığı biliniyor. Düzensiz beslenme, fiziksel hareketsizlik, yetersiz uyku ve yoğun stres, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olurken metabolik dengeyi de olumsuz etkileyebiliyor. Sigara ve alkol kullanımı ise yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla değil, bazı kanser türleriyle de ilişkilendiriliyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalıklardan korunmada önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Vural, şöyle konuştu: 'Dengeli beslenme, yeterli sıvı tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin desteklenmesine yardımcı olur. Özellikle mevsim geçişlerinde sebze ve meyve tüketiminin artırılması metabolik sağlığın korunmasına katkı sağlar. Sigara ve alkol kullanımının sınırlandırılması da hem kronik hastalık hem de bazı kanser türlerinin riskini azaltabilir.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenli takip erken müdahale şansı sağlıyor</p>

<p>Kronik hastalıkların kontrol altında tutulabilmesi için düzenli takip büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle diyabet, hipertansiyon, tiroit ve karaciğer hastalığı bulunan bireylerin periyodik kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurguluyor. Düzenli laboratuvar testleri ve tarama programları sayesinde hastalıklara bağlı komplikasyonların önüne geçilebiliyor. Erken müdahalenin yaşam kalitesi açısından önemli olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Vural, 'Kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi, hastalığın ilerleme hızını azaltabilir ve komplikasyon riskini düşürebilir. Özellikle sindirim sistemi hastalıkları ve kanser taramalarında erken tanı, tedavi sürecini olumlu etkileyen önemli faktörlerden biridir' dedi.</p>

<p>Bağışıklık sistemi ve enfeksiyonlara dikkat</p>

<p>Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasını azaltabiliyor. Mevsim geçişlerinde sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde daha ağır seyredebilirken günlük yaşam alışkanlıkları bağışıklık sistemi üzerinde belirleyici rol oynuyor. Uzm. Dr. Vural, bağışıklık sisteminin desteklenmesi için düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: 'soğuk ve değişken hava şartları bağışıklık yanıtını etkileyebilir. Düzenli uyku, hijyen kurallarına dikkat edilmesi, yeterli ve dengeli beslenme ile fiziksel aktivitenin sürdürülmesi bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı olur. Özellikle kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin enfeksiyon belirtilerini yakından takip etmesi önem taşır.'</p>

<p>Sindirim sistemi sağlığı ihmal edilmemeli</p>

<p>Sindirim sistemi ve metabolik sağlık birbiriyle yakından ilişkili bulunuyor. Karaciğer ve pankreas fonksiyonlarındaki değişiklikler metabolik dengeyi etkileyebilirken, uzun süren sindirim sistemi şikâyetleri bazı önemli hastalıkların habercisi olabiliyor. Sindirim sistemi belirtilerinin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Vural, 'Karın ağrısı, şişkinlik, düzensiz bağırsak alışkanlıkları ve sindirim sorunlarının uzun süre devam etmesi durumunda değerlendirme yapılmalıdır. Lifli gıdalarla beslenmek, yeterli sıvı tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak hem sindirim sistemi hem de metabolik sağlık açısından fayda sağlayabilir' dedi.</p>

<p>Ruhsal sağlık da metabolik sistemi etkiliyor</p>

<p>Yoğun stres ve kaygı durumlarının yalnızca ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkileyebildiği belirtiliyor. Uzun süreli stresin kan şekeri, tansiyon ve sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği ifade ediliyor. Stres yönetiminin önemine değinen Uzm. Dr. Vural, 'Yoğun stres altında metabolik dengede değişiklikler görülebilir. Günlük yaşam içerisinde nefes egzersizleri, düzenli uyku, sosyal destek ve gevşeme yöntemleri hem ruhsal hem de fiziksel sağlığın korunmasına katkı sağlayabilir. Kronik hastalıkların yönetiminde bedensel ve ruhsal sağlığın birlikte değerlendirilmesi gerekir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Günlük yaşamda uygulanabilecek basit ancak düzenli alışkanlıkların kronik hastalık riskini azaltmada önemli rol oynadığını belirtiliyor. Dengeli beslenme, hareketli yaşam, yeterli uyku, hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve düzenli sağlık kontrolleri; hem bağışıklık sisteminin güçlenmesine hem de metabolik sağlığın korunmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin hekim kontrollerini ihmal etmemesi ve önerilen tarama programlarını düzenli sürdürmesi öneriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/mevsim-gecislerinde-kronik-hastaliklar-ve-kanser-riskine-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/agency/iha/mevsim-gecislerinde-kronik-hastaliklar-ve-kanser-riskine-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="97758"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sedef Hastalığı Kalbi Tehdit Edebilir]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/sedef-hastaligi-kalbi-tehdit-edebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/sedef-hastaligi-kalbi-tehdit-edebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk arasında sadece bir 'cilt döküntüsü' olarak bilinen sedef hastalığı (psoriasis), aslında bağışıklık sisteminden kalp sağlığına kadar tüm vücudu etkileyebilen kronik bir süreci kapsıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi edilmediğinde eklemlerde kalıcı hasara yol açabileceğini, kalp damar hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini belirterek uyardı.</p>

<p>Deri üzerinde gümüş renkli, parlak pullanmalarla kendini gösteren ve adını bu görüntüsünden alan sedef hastalığı (psoriasis), dünya genelinde milyonlarca kişinin yaşam kalitesini etkiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, sedefin sadece estetik bir kaygı değil, vücudun içten dışa verdiği kronik bir 'enflamasyon' sinyali olarak kabul edildiğini belirtti. Prof. Dr. Neslihan Şendur, deri, saçlı deri ve tırnakları etkileyen bu hastalığın doğumdan itibaren her yaşta görülebileceğini ancak genellikle genç erişkinlik döneminde başladığını ifade etti. Sedef hastalığının nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak genetik faktörlerin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, 'Hastalığın genetik temelini inceleyen çalışmalar, oluşumunda tek bir genin değil, birden çok sayıda genin rolü olduğunu göstermektedir. Ortaya çıkışında veya alevlenmesinde fiziksel, kimyasal ve ruhsal travmalar, çeşitli enfeksiyonlar, stres, bazı ilaçlar, güneş ışığı ve iklim değişiklikleri gibi birçok faktör tetikleyici olmaktadır. Ayrıca son yıllarda obezite, diyabet, hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı gibi sistemik sorunlar da bu sürece eşlik eden önemli faktörler arasına eklenmiştir' dedi.</p>

<p>Hastalığın tetikleyicisi stres</p>

<p>Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını, hastalığın belirli bir gen ile aktarılmadığı için genetik hastalıklar arasında da yer almadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalık en önemli tetikleyicisinin stres olduğunu belirtti. Şendur, 'Stres sedef hastalığını başlatan ve artıran önemli bir faktördür. Araştırmalar duygusal faktörlerin sedef hastalığının oluşumunda, hastalığın şiddetlenmesinde çok önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Beslenme, hastalar tarafından çok üzerinde durulan ve sorulan bir durum. Akdeniz tipi beslenme, Omega-3 yağ asitleri, taze sebze ve meyve önerilen gıdalardır. Hastalığın seyri ve özellikleri nedeni ile eşlik eden insülin direnci, hipertansiyon, obezite, kalp-damar hastalıklarının kontrolü açısından da şeker, karbonhidrat, alkol, sigara, işlenmiş gıdalar ve benzerlerinden korunmak gerekir. Düzenli egzersiz ve Akdeniz diyeti ile beslenme tedavileri destekler ve eşlik edebilecek hastalıkları kontrol eder' açıklamasını yaptı.</p>

<p>Sedef için tek bir reçete mümkün değil</p>

<p>Sedef hastalığının tedavisinde tek bir reçetenin mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Neslihan Şendur, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>'Sedef hastalığında standart bir tedavi yoktur. Seçilen tedaviler hastaların yaşına, hastalığın tipine, yaygınlığına, daha önce aldığı tedavilere ve eşlik eden hastalıklarına bağlı olarak değişir. Tedavi belirlenmeden önce hastanın çalışma düzeninden ekonomik durumuna kadar birçok parametre gözden geçirilir. Özellikle uzun süreli ve yaygın hastalığı olan, yaşam kalitesi bozulan ve diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler büyük önem kazanmıştır. Ayrıca topikal ilaçlara yanıt vermeyen veya sistemik tedavi alamayan hastalarda, özellikle çocuklarda fototerapi (ışık tedavisi) hala güncelliğini koruyan başarılı bir yöntemdir. Sedef, sadece bir deri hastalığı değildir; tedavi edilmediğinde kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve metabolik sendrom riskini artırır. Ayrıca hastaların yüzde 5-30'unda gelişebilen psoriatik artrit (sedef romatizması), eklemlerde kalıcı ve dejeneratif hasarlar bırakabilir. Bu nedenle erken tanı hayati önem taşır.'</p>

<p>İzmir gibi bölgelerin iklimsel avantajına da değinen Şendur, 'Sedef hastalığı, iklim değişikliklerinden etkilenen bir hastalık. İzmir gibi nemli ve güneşli iklim özellikleri hastalar için yararlı olacaktır. Güneşin ve sedanter yani stressiz, sakin yaşamın tedaviye olumlu etkileri vardır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doktorun önerdiği ürünler kullanılmalı</p>

<p>Sedef hastalığının uygun tedavi ile iyileştirilebileceğini ancak tedavi kesildiğinde hastalığın herhangi bir nedenle yeniden başlayabileceğini belirten Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi yöntemleri ve yeni gelişmeler hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Neslihan Şendur, 'Hastalığın ortaya çıkış nedenleri ve gelişim mekanizmasına uygun hedef tedaviler geliştirilmeye devam ediliyor. En önemli konu hastalığın kontrolü ile remisyonun sağlanabileceği konusunda kişilerin eğitilmesi, risk faktörleri konusunda uyarılmasıdır. Bazen hastalığın spontan iyileşebilmesinin yanı sıra hastalığın tekrarlayıcı olduğu ve hayat boyu süreceği konusunun vurgulanması da hastaların tedaviden beklentileri konusunda önemlidir' diye konuştu. Bitkisel çözümlerin hekime danışılmadan uygulanmasının hastalık sürecine olumsuz yansıyabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastaların özellikle banyoda deri bütünlüğünü bozacak uygulamalardan kaçınması gerektiğini ve dermatoloji uzmanlarının önerdiği krem, nemlendirici gibi bakım ürünlerini kullanmaları gerektiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/sedef-hastaligi-kalbi-tehdit-edebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/agency/iha/sedef-hastaligi-kalbi-tehdit-edebilir.jpg" type="image/jpeg" length="48615"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuzda Bu Belirtiler Varsa Dikkat]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/cocugunuzda-bu-belirtiler-varsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/cocugunuzda-bu-belirtiler-varsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk çağında sık karşılaşılan idrar yolu enfeksiyonlarına karşı ebeveynleri uyaran Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven; tuvalet alışkanlığının ertelenmemesi, bol sıvı tüketimi ve doğru temizlik kuralları ile hastalığın büyük oranda önlenebileceğini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, çocuklarda sık görülen idrar yolu enfeksiyonunun önemsenmemesi halinde böbreklerde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Hastalık ve korunma yöntemlerine değinen Dr. Yurtseven, idrar yolu enfeksiyonlarının genellikle 1 yaş altı sünnetsiz erkek çocukları ile 1 yaş üzeri kız çocuklarında sıklıkla görüldüğünü belirtti. İdrar yolu enfeksiyonunun çocukluk döneminde her 10 kız çocuğundan ve her 30 erkek çocuğundan birinde en az bir kez yaşandığına dikkati çeken Yurtseven, hastalığın temel nedenlerinin tuvalet ihtiyacını ertelemek, temizlik kurallarına uymamak ve yetersiz su tüketimi olduğunu aktardı.</p>

<p>'Kız çocuklarında alt temizliği önden arkaya yapılmalı'</p>

<p>Hastalığın erken tespit edildiğinde basitçe tedavi edilebildiğini vurgulayan Yurtseven, 'İhmal edilir ve önemsenmezse böbreklerde sorun olabiliyor. Ailelerin tuvalet eğitimini çocuklarına doğru kazandırmaları lazım. Özellikle kız çocuklarında alt temizliğinin önden arkaya doğru yapılması çok basit ama etkili, önemli bir yöntemdir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sıvı tüketimi ve kabızlık ilişkisine de değinen Yurtseven, bol sıvı alımının sık tuvalete gitmeyi sağladığını, böylece mikroorganizmaların idrar yolunda tutunmasının engellendiğini belirtti. Yurtseven ayrıca, kabızlığın idrar yolu enfeksiyonu riskini artırdığını hatırlatarak çocukların lifli gıdalarla beslenmesini önerdi.</p>

<p>Aileler ne zaman doktora gitmeli</p>

<p>Ailelerin çocuklardaki enfeksiyonu nasıl tespit edebileceği konusunda da bilgiler veren Dr. Yurtseven, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Çocuklarda nedeni bilinmeyen bir ateş varsa aileler bize başvurabilirler. Çocukların idrarında her zamankinden farklı bir koku, renk değişikliği veya bulanıklık varsa, yan ve karın ağrısı tarif ediliyorsa, normalden sık idrara çıkılıyorsa enfeksiyondan şüphelenilip hekime başvurulması gerekiyor. Bebekler ise genellikle kendilerini ifade edemedikleri için idrar yaparken huzursuzluk, emmede azalma ve ateş görülüyorsa mutlaka bir doktora gidilmelidir.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/cocugunuzda-bu-belirtiler-varsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/errr.png" type="image/jpeg" length="19719"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sınav Döneminde Kontrolsüz İlaç Kullanımı]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri 'kısa yoldan çözüm' arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda 'zihin açıcı' olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, 'Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, 'Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların 'herkes için uygun' olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel 'zihin açıcı' kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimi</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/df-44.png" type="image/jpeg" length="67782"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsimsel Alerjiler Artışta]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/mevsimsel-alerjiler-artista</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/mevsimsel-alerjiler-artista" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim geçişleri ve polen yoğunluğunun artmasıyla birlikte alerjik bünyeye sahip kişilerde şikayetler had safhaya ulaştı. Hapşırma, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı ve gözlerde yaşarma en sık görülen belirtiler arasında yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişleri ve polen yoğunluğunun artmasıyla birlikte alerjik bünyeye sahip kişilerde şikayetler had safhaya ulaştı. Hapşırma, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı ve gözlerde yaşarma en sık görülen belirtiler arasında yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, kıştan yaza ve bahardan yaza geçiş dönemlerinde farklı polenlere bağlı olarak alerjik yakınmaların hızla arttığını belirtti.</p>

<p>Hapşırma, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, boğazda gıcıklanma, öksürük, balgam, nefes darlığı, hırıltılı solunum ve gözlerde yaşarma gibi şikayetlerle ortaya çıkan alerjilerin kişiden kişiye değişebildiği ifade eden Özlü, 'Kıştan yaza girerken, bahardan yaza girerken farklı polenlere bağlı olarak özellikle alerjik bünyeli kişilerde alerjik yakınmalar hemen artmaya başlıyor. Hapşırma, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, boğazda gıcıklanma, öksürük, balgam, nefes darlığı, hırıltılı solunum, gözlerde yaşarma gibi şikayetlerle kendini gösterir. Hastalar hemen fark ediyor. Mevsimi değişir kişiden kişiye her hastada aynı olmuyor. Bazı hastalar yaz döneminde olabilir bazılarında bahar döneminde olabilir. Mevsimler alerjiler genelde polenle ilişkilidir. Ama bazen de ev tozları ya da funguslar gibi mevsimsel iklim şartlarına bağlı olarak yoğunluk değiştiği için bu tür alerjenlere karşı da semptomlar ve duyarlılık mevsimsel olarak değişebilir. Sonuç ihtimali de bu içinde bulunduğumuz mevsim hakikaten en sıklıkla mevsimsel alerjilerin kontrolden çıktığı, şikayetlerin yoğunlaştığı döneme denk geliyor. Eğer hastalarımızın önceki yıllarda buna benzer mevsimsel alerjik şikayetleri varsa aslında mevsime girmeden önce tedaviye başlamaları ya da tedaviyi arttırmaları gerekiyor. Mevsimden 15-20 gün önce aslında alerji tedavisine başlamak ve yoğunlaştırmakta fayda var. Mevsim bittikten sonra da tedavi azaltılabilir ya da tamamen kesilebilir. Tedavi yanında kaçınmak da önemli. Pek çok alerjenden tamamen hani korunmak mümkün değil. Ama polen alerjileri havada var ve dışarı çıktığınız zaman ister istemez maruz kalıyorsunuz. Özellikle sizin duyarlı olduğunuz polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde özetle rüzgarlı havalarda daha dikkatli olmak ve dışarıya çıkmamak gerektiğini söylüyoruz. Evde de olsalar kapıyı, pencereyi açmamalarını balkona çıkmamalarını söylüyoruz. Mümkün olduğu kadar kapalı ortamda polen yükünü geçirmelerinde fayda var. Eğer dışarı çıkmak da gerekiyorsa özellikle filtreli maske dediğimiz N95 ve N97 türü takarlarsa bu polenler maskede tutulur ve kendileri açısından güvenli olur. Mevsimsel alerjiler artık üretilebiliyor yani bu konuda etkili güvenli ilaçlar var. Hastanın ihtiyacına göre bu ilaçları değişen dozlarda ve kombinasyonlarda kullanıyoruz. Genelde iyi sonuçlar alıyoruz' dedi.</p>

<p>'Enfeksiyon sonrası da alerjik tetikleniyor'</p>

<p>Kıştan kalan viral solunum yolu enfeksiyonlarının etkisinin sürdüğü, bazı şikayetlerin hem enfeksiyon hem de alerji kaynaklı olabildiği kaydeden Özlü, 'Henüz kıştan kalma enfeksiyon ve bunlara bağlı şikayetler tam geçmiş değil. Biz viral enfeksiyonları görmeye devam ediyoruz. İnfluenza dediğimiz grip artık yok azaldı. Diğer solunum yolu virüsleri hala yoğun olarak görülüyor. Şu anda ortaya çıkan semptomların bir kısmı alerjenlere bağlı ama bir kısmı da enfeksiyonlara bağlı. Enfeksiyon sonrası da alerjik tetikleniyor yani bu ikisi aslında bir arada da görülebiliyor. Mevsimsel alerjilerde günümüzde süre uzadı ve yoğunluk arttı. Burada küresel ısınmanın da etkisi var. Maalesef küresel ısınma hem havadaki alerjen yükünün daha yoğunlaşmasına neden oluyor hem de alerjenlere maruz kalma süresinin daha çok uzamasına neden oluyor. Bu da mevsimsel alerjileri maalesef arttırıyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/mevsimsel-alerjiler-artista</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/05/90-139.png" type="image/jpeg" length="45617"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Grip Olduğunu Düşündü Doktora Gitmedi: Hayatının Şokunu Yaşadı]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/grip-oldugunu-dusundu-doktora-gitmedi-hayatinin-sokunu-yasadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/grip-oldugunu-dusundu-doktora-gitmedi-hayatinin-sokunu-yasadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gribal enfeksiyon geçirdiğini düşünen ancak yapılan tetkikler sonucu 4. evre kanser tanısı konulan 23 yaşındaki Talha Taşpınar, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniği'nde yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doç. Dr. Ömer Faruk Demir, ameliyatın dünyada çok nadir ameliyatlardan biri olduğunu belirterek, ana toplardamarlardan birinin içine de yayılan yaklaşık 14 santimetre büyüklüğündeki tümörü aldıklarını söyledi.</p>

<p>Gribal enfeksiyon geçirdiğini düşünen Talha Taşpınar (23), rahatsızlığı aylarca geçmeyince bir sağlık kuruluşuna başvurdu. Yapılan tahlil ve tetkikler sonucu 4. evre kanser hastası olduğunu öğrenen genç şok yaşadı. Taşpınar, bir yakınının tavsiyesi ile Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniği'ne başvurdu. Burada Doç. Dr. Ömer Faruk Demir ve ekibi tarafından Taşpınar'a tekrar çeşitli tahlil ve tetkikler yapıldı. Ameliyatın çok riskli olduğu ancak yaşı genç olduğu için bunu kaldırabilme ihtimali yüksek olduğu belirtilen Taşpınar, kabul etmesiyle Doç. Dr. Ömer Faruk Demir ve ekibi tarafından ameliyata alındı. Yaklaşık 6 saatlik ameliyatla tümör alınan ve 2 gün yoğun bakımda kalan genç, sağlığına kavuşmasıyla mutluluk gözyaşları döktü.</p>

<p>'Üşüttüğümü düşündüm'</p>

<p>Hastalanma sürecini anlatan Talha Taşpınar, ''Bu süreçte sürekli bir öksürme oluyordu bende, iştahsızlık vardı. Yiyebildiğim yemekleri de sürekli bir çıkartma isteği oluyordu. Daha önceden böyle bir şikayetim olmamıştı. İlk defa oldu. Onu da ben soğuk algınlığı olarak hissetmiştim. Dedim herhalde ciğerlerimizi üşüttük. Nefes almamda zorlaşmalar oluyordu. Su dahi içemiyordum. Gece sürekli bir terleme oluyordu. Bu şekilde fark ettim. Aslında çok şükür şu an sağlığıma kavuştum, çok mutluyum. Ben burada bir şey söylemek istiyorum. Bu hastalığı geçiren biri korkmasın, Ankara'da çaresi var. Ankara'da bu hastaneye gelerek sorunsuz şekilde kendimi teslim edebilirim' dedi.</p>

<p>'İman tahtasıyla kalbinin arasında çok büyük tümör vardı'</p>

<p>Ameliyatı gerçekleştiren Doç. Dr. Ömer Faruk Demir, ''Talha bize başvurduğunda dışarıda yapılan tetkiklerde iman tahtasıyla kalbi arasında çok büyük bir kitlesi vardı. Bu kitlenin uzun çapı yaklaşık 14 santim civarındaydı. Tabii hastamızın bu kitlesi kalbine çok ağır baskı uyguluyordu. Kalpten çıkan ana arterlerin üzerine çok ciddi bir baskı vardı ve arterlerin çapları çok ciddi daralmıştı. Bunun dışında kalp zarını tutmuş vaziyette görünüyordu. Yine sol akciğeri ve aynı kitle baş ve her iki kolunun damarsal drenajını sağlayan ana toplardamarlardan bir tanesinin içine girmiş vaziyette görünüyordu. Tabii gerekli tetkikleri tamamladıktan sonra özellikle bu tümörün buradan çıkartılması gerektiğine kanaat getirdik. Burada birkaç temel faktör bizim için önemliydi. Bir tanesi Talha'nın klinik durumu çok ağırdı ve bu şekilde hayatını idame ettirmesi çok mümkün değildi. O yüzden ne yapabileceğimizi düşündük. Tabii hastamız çok genç bir hastaydı, bir de tümör yeri itibarı ve tuttuğu damarlar itibarı ile de çok nadir görülen bir şekilde başvurmuştu bize. Ki bu baş bölgesine ve kolların drenajını sağlayan ana damarı ameliyat esnasında yaklaşık 19 dakika kadar kapatmamız gerekti. Bu damarın içerisinden tümörlerini çıkartmamız gerekti. Damarı tekrar onarıp, çalışabilir vaziyette bıraktık. Ameliyattan sonraki süreçte Talha 48 saat kadar yoğun bakımda kaldı, ondan sonra yatağına aldık. Klinik durumu sabit gittikten sonra Talha ikinci günün sonunda ayağa kalktı ve klinik olarak çok rahatlamıştı. Başta ciddi bir nefes darlığı, halsizlik ve ameliyata yakın bir süreç içerisinde başlayan ağzında bir kanaması da olmuştu. Tabii ameliyattan sonra Talha'yı bu şekilde ayakta görüp gezdiğini, dolaştığını, nefes alabildiğini, ki ameliyatının daha erken dönemleri idi. Çift kademeli bir ameliyat yapmıştık aynı seansta Talha'ya'' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan ameliyatın dünyada çok nadir ameliyatlardan biri olduğunun altını çizen Demir, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>''Tabii Talha'yı ameliyattan sonra bu şekilde görünce biz bir hekim olarak çok keyif aldık. Tıbbi durumu itibarıyla çok çok nadir yapılan bir cerrahi türü. Özellikle bu damar tutulumları ile alakalı yapabileceğimiz şeyleri değerlendirmek için literatürü taramamız gerekti, başka hocalarımızla konuşmamız gerekti. Tekrar tekrar pek çok katılımla Talha'yı tartıştık, ondan sonra böyle bir şeye karar verdik. O da dediğimiz gibi hastamızın çok genç olması ve mevcut haliyle hayatını idame ettirmesinde ciddi sorunlar yaşayacağına kanaat getirdiğimiz için Talha'yla ve ailesiyle de konuşup bu ameliyata karar verdik. Çok yüksek riskli bir ameliyattı. Talha'nın boynundaki damarda bir tutulum vardı. Bu baş bölgesi ve iki koluna drenajını sağlayan damardır. Bu damarla ilgili literatürde kabaca 30 dakikaya kadar bu damarların kilitlenebildiği, yani tamamen kapatılabildiği yazıyordu. Bizim yaptığımız cerrahi sırasında bu damarı yaklaşık olarak 19 dakika kadar bağlı tuttuk ve 19 dakika içerisinde bu damarın içerisinden tümörü çıkartıp, damarı bir miktar da keserek tümörle beraber çıkarttıktan sonra onarımını tamamladık. Bugün bu halde olabildiğimiz için hepimiz çok mutluyuz.''</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/grip-oldugunu-dusundu-doktora-gitmedi-hayatinin-sokunu-yasadi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/grip-oldugunu-dusundu-doktora-gitmedi-hayatinin-sokunu-yasadi.jpg" type="image/jpeg" length="32956"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan Uyarı: 'Çocukların Beyin Gelişimi Anne Rahminde Başlar]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/uzmandan-uyari-cocuklarin-beyin-gelisimi-anne-rahminde-baslar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/uzmandan-uyari-cocuklarin-beyin-gelisimi-anne-rahminde-baslar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, çocukların beyin sağlığını korumanın önemine dikkat çekerek, 'Çocukların beyin sağlığını korumak, anne karnından başlayıp, yetiştiği ortam ile devam eder. Ev içerisindeki her eylem geleceğin bireyini yetiştiriyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kahramanmaraş'ta yaşanan saldırının ardından çocukların maruz kaldığı şiddet ortamı ve görüntüler, uzmanların gündemine geldi. Özellikle erken yaşta şiddetle karşılaşmanın çocukların psikolojik ve nörolojik gelişimini olumsuz etkileyebileceği belirtilirken, ailelerin bu süreçte daha bilinçli davranması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, çocukların sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal sağlığının da korunmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>'Çocuk yetiştiği ortamla şekillenir'</p>

<p>Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, çocukların beyin gelişiminin çok erken dönemde başladığını belirterek, 'Çocukların beyin sağlığını koruma anne rahminden itibaren başlar. Annenin hamileyken beslenmesi ve aldığı destekler, çocuğun hem zihinsel hem bedensel sağlığını belirler. Ancak süreç doğumla bitmez, çocuk yetiştiği ortamla şekillenir' dedi.</p>

<p>'Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü yapar'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların en büyük öğrenme biçiminin taklit olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şen, 'Çocuk istediğiniz kadar 'şunu yapma, bunu yapma' deyin, aslında sizi örnek alır. Gözünü açtığı andan itibaren anne ve babayı tanır ve onları kopyalar. Ev içinde konuşulan her söz, yapılan her davranış geleceğin bireyini oluşturur. Eğer evde saygı ve sevgi yoksa çocuğa dışarıdan ne kadar olumlu içerik verilirse verilsin bunun etkisi sınırlı kalır' diye konuştu.</p>

<p>'Şiddet görüntüleri çocuğun zihninde kalıcı iz bırakır'</p>

<p>Şiddet içeriklerinin çocuklar üzerindeki etkisine dikkat çeken Şen, 'Çocuk yanınızdayken onu yok sayıp şiddet içerikli diziler izlerseniz, farkında olmadan o çocuk da izler ve gördüğünü kopyalar. Bu sadece ekranla sınırlı değil; arkadaş çevresi ve dış ortam da etkili. Kahramanmaraş'taki gibi olayların görüntüleri de çocukların zihninde ciddi izler bırakabilir. Bu nedenle aileler çok daha dikkatli olmalı' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Toplum olarak sorumluluk almalıyız'</p>

<p>Ailelere ve topluma çağrıda bulunan Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Şen, 'Anne babalık fedakarlık gerektirir. Televizyonlarda şiddet ve olumsuz içeriklerin azaltılması gerekiyor. Önce herkes kendine bakmalı. Çocukların sağlıklı bireyler olarak yetişmesi için toplumun her kesimi sorumluluk almalı. Daha nazik, daha saygılı, daha bilinçli bir ortam oluşturursak çocukların beyin gelişimini de koruyabiliriz' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/uzmandan-uyari-cocuklarin-beyin-gelisimi-anne-rahminde-baslar</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 09:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/uzmandan-uyari-cocuklarin-beyin-gelisimi-anne-rahminde-baslar.jpg" type="image/jpeg" length="83817"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genç Yaşta Kalp Krizi Riskine Dikkat: 'Horlama Ve Uyku Apnesi İlk Belirti Olabilir]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/genc-yasta-kalp-krizi-riskine-dikkat-horlama-ve-uyku-apnesi-ilk-belirti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/genc-yasta-kalp-krizi-riskine-dikkat-horlama-ve-uyku-apnesi-ilk-belirti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, son yıllarda kalp krizi geçirme yaşının 40'lı yaşlara kadar düştüğüne dikkat çekerek, bu durumun önemli nedenlerinden birinin 'horlama' ile kendini gösteren 'uyku apnesi' olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uyku sağlığının insan yaşamında kritik bir rol oynadığını ifade eden Özkaya, bireylerin hayatlarının yaklaşık yüzde 25 ila 35'ini uykuda geçirdiğini hatırlattı. Uykunun hem fiziksel hem de zihinsel yenilenme açısından vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Özkaya, 'Uyku problemleri tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir' dedi.</p>

<p>'Beynin yeterli oksijen alamamasıyla ilgili'</p>

<p>Uyku apnesinin, kişinin uyku sırasında nefesinin geçici olarak durması anlamına geldiğini belirten Özkaya, bu durumun beyin ve vücutta tekrarlayan oksijen yetersizliğine neden olduğunu söyledi. Horlamanın toplumda çoğu zaman hafife alındığını ifade eden Özkaya, 'Yüksek sesli horlama aslında kişinin nefes almakta zorlandığının bir göstergesidir. Bu durum, beynin yeterli oksijen alamamasıyla ilgilidir' diye konuştu.</p>

<p>Obstrüktif uyku apnesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Özkaya, kandaki oksijen seviyesinin düşmesinin (hipoksemi) kalp ritminde hızlanma ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini belirtti. Bu değişimlerin kalp krizi riskini artıran önemli faktörler arasında yer aldığını kaydeden Özkaya, 'Uyku apnesi damar yapısını bozarak plak oluşumuna ve ani kalp ölümü riskine zemin hazırlayabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Belirtilere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Özkaya, şu uyarılarda bulundu: 'Eğer eşiniz uykuda horluyor, nefesi zaman zaman duruyor ve ardından gürültüyle nefes alıyorsa; gündüzleri sık sık uyukluyor, kendini yorgun ve halsiz hissediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, erken teşhis ve tedavinin hem yaşam kalitesini artırdığını hem de kalp-damar hastalıkları riskini önemli ölçüde azalttığını belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/genc-yasta-kalp-krizi-riskine-dikkat-horlama-ve-uyku-apnesi-ilk-belirti-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/genc-yasta-kalp-krizi-riskine-dikkat-horlama-ve-uyku-apnesi-ilk-belirti-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="37120"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar Uyarıyor: 'Pcos Hastası Çocuk Sahibi Olamaz' Gibi Bir Durum Söz Konusu Değil']]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/uzmanlar-uyariyor-pcos-hastasi-cocuk-sahibi-olamaz-gibi-bir-durum-soz-konusu-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/uzmanlar-uyariyor-pcos-hastasi-cocuk-sahibi-olamaz-gibi-bir-durum-soz-konusu-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Polikistik over sendromunun (PCOS), üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen sorunlardan biri olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, 'Hiçbir zaman 'PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz' gibi bir durum söz konusu değil. kadından birinde görülüyor, poliklinikte]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Polikistik over sendromunun (PCOS), üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen sorunlardan biri olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, 'Hiçbir zaman 'PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz' gibi bir durum söz konusu değil. Önemli olan, yumurtlamayı baskılayan insülin direnci ya da her neyse onu yenebilmek. Tüp bebek tedavisinde bu hastaların gebe kalma şansı diğer kişilere göre daha yüksek. Yaklaşık her 10 kadından birinde görülüyor, poliklinikte en sık karşılaştığımız hasta grubu. Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi söz konusu' dedi.</p>

<p>Polikistik over sendromu (PKOS), doğurganlık çağındaki kadınlarda çok yaygın görülen, yumurtalıklarında küçük kistler, adet döneminde düzensizlik, tüylenme, akne ve kısırlığa neden olabilen bir hormon bozukluğu olarak ifade ediliyor. Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer de sendroma ilişkin bilgi verdi, tanı ve tedavi süreçlerine ilişkin konuştu. Doç. Dr. Ketenci Gencer, önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>'Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi planlıyoruz'</p>

<p>'PCOS dediğimiz, polikistik over sendromu, metabolik bir hastalık' diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, 'Altta yatan insülin direnci, artmış bir androjen yükü yani kıllanma, sivilcelenme yapan hormonların baskınlığı. Farklı yaş grubunda farklı şikayetlerle geliyorlar. Adölesan döneminde daha çok kıllanma, adet düzensizliği ya da kilo artışıyla hastalar başvururken üreme çağındaki hastalar bir tık daha kısırlık problemleriyle gelebiliyor. Tanı için Rotherham Kriterleri'ni kullanıyoruz. 3 kriter var, ultrasonda gördüğümüz küçük küçük tamamiyle olgunlaşamamış çok sayıda yumurtacığın olması, 2'ncisi artmış sivilcelenme, kıllanma, 3'üncü düzensiz adet görme. 3 kriterden 2'si söz konusu olduğunda tanı koyabiliyoruz. Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi planlıyoruz, kişiye özel bir tedavi söz konusu. Özellikle altta yatan insülin direnci çok önemli. Bu durum direnç sebebiyle hastalarda ilerleyen dönemlerde şeker hastalığı olma ihtimalinin yüksek olduğunu bize söylüyor ve aynı zamanda gebelik döneminde gebeliğe bağlı şeker, hipertansiyon bu hastalarda daha sık karşılaştığımız durumlar. Hastayı daha komplike gebelikler bekliyor olabilir. Bunlardan kaçınmak için kilo vermek, hayat tarzı değişikliği, beslenme düzeni, Akdeniz diyeti gibi bu tarz tedaviler ya da insülin hassasiyeti için bazı ek tedaviler, medikal tedaviler verebiliyoruz' şeklinde konuştu.</p>

<p>'PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz' gibi bir durum söz konusu değil'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'PCOS'lu hasta tüp bebek tedavisine gittiyse çok yüksek ihtimalle gebe kalıyor' diyen, sendromla ilişkili olabilecek hastalıklara yönelik konuşan Doç. Dr. Ketenci Gencer, 'İlerleyen dönemde özellikle insülin direncine bağlı diyabet, diyabetin bütün sebep olduğu hastalıklar, kalp hastalığı, hipertansiyon gibi durumlar. Bu hastalarda östrojen fazlalığı söz konusu olduğu için ilerleyen dönemlerde endometrium yani rahim iç duvarının kanseri, meme kanseri gibi durumlar bir miktar daha fazla. Düzgün takibin çok önemli olduğu hasta grubu. Eğer bir hasta tanı aldıysa üreme ile ilgili problem yaşayabilir ama hiçbir zaman 'PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz' gibi bir durum söz konusu değil. Önemli olan, yumurtlamayı baskılayan insülin direnci ya da her neyse onu yenebilmek. Yenebilirsek hayat tarzı değişiklikleri olabilir ya da herhangi bir ilaç insülin hassasiyetini arttıran bir ilaç da olabilir. Bu tarz tedavilerden sonra yumurtlamayı sağlayabilirsek kişi spontane yollarla gebe kalabilir. Yumurta çatlatma tedavileri deneyebiliriz ya da bu da olmadıysa tüp bebeğe gidebilir. Tüp bebek tedavisinde bu hastaların gebe kalma şansı diğer hasta grubuna göre daha yüksek' dedi.</p>

<p>'PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz' gibi bir durum söz konusu değil'</p>

<p>Sendromun sıklığına yönelik konuşan Doç. Dr. Ketenci Gencer, 'Türkiye'deki oranlarla yurt dışındaki oranlar hemen hemen benzer. Yaklaşık her 10 kadından biri, yani yüzde 10- 13 gibi bir oran söz konusu, sık karşılaştığımız bir durum. Yılda bir kadın doğum muayenesi yeterli ancak 45-50 yaş bandında anormal, fazla miktarda adet kanaması olduğunda asla bu belirti göz ardı edilmemeli, mutlaka kadın doğum hekimine gidip tanı, takip, tedavi yöntemlerine bir an önce başvurulmalı. Memeyle ilgili durumlar çok önemli, 40 yaşından sonra standart tarama prosedürü söz konusu ama bu hastalarda bir tık erken başlanabilir. Kadınlar kendi meme muayenelerini yapmalı, her muayenede memeyi 4 kadrana bölerek kişi her kadranı eliyle muayene ederek eline gelen herhangi bir kitle söz konusuysa acilen hekime başvurmalı. İnsülin direncini kırmanın en önemli yollarından birisi kilo vermek, kilo verdiği zaman bazı hasta gruplarında hatta birçoğunda kilo vermek bile tek başına yumurtlamayı geri getirebilir, kişinin spontane gebe kalmasını sağlayabilir. Poliklinikte en sık karşılaştığımız hasta grubu, polikistik over sendromu. Önemli olan, var olan durumun farkında olmak, gerekli olan takipleri, kontrolleri yapmak. Eğer bir kişi PCOS ise ailesinde de diyabet hipertansiyon, kalp hastalığı gibi durumlar varsa bununla alakalı daha temkinli davranmak, yıllık rutinlerini yaptırmak, hekim takibinde olmak önemli. Özellikle aile hekimlerimiz çok güzel takip ediyorlar. 'PCOS var diye çocuk olmaz' diye bir durum söz konusu değil. İnfertilite tedavisinde basamak basamak gittiğimizde en son basamak, tüp bebek tedavisidir. Tüp bebek tedavisinde de en faydalanan grup poliskistik over sendromlu hasta grubudur. Çocuk sahibi olamama gibi bir durum çok söz konusu değil'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/uzmanlar-uyariyor-pcos-hastasi-cocuk-sahibi-olamaz-gibi-bir-durum-soz-konusu-degil</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://iha.hayathaber.com/iha/20260427AW692240_01.jpg" type="image/jpeg" length="50390"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekran Bağımlılığı Alarm Veriyor]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor-2050de-her-2-kisiden-biri-miyop-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor-2050de-her-2-kisiden-biri-miyop-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Özgür, 'Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050'de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak'</p>

<p>Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, 'Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor' diye konuştu.</p>

<p>'Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli'</p>

<p>Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, 'Miyop'un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050'de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10'unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli'</p>

<p>Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi:</p>

<p>'Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor-2050de-her-2-kisiden-biri-miyop-olabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor-2050de-her-2-kisiden-biri-miyop-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="54520"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Dijital oyunlarda şiddet, çocuklarda saldırganlığı tetikleyebilir']]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/dijital-oyunlarda-siddet-cocuklarda-saldirganligi-tetikleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/dijital-oyunlarda-siddet-cocuklarda-saldirganligi-tetikleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog Ozan Yazıcı, dijital oyunların çocukların gelişiminde önemli bir yer tuttuğunu ancak şiddet içerikli oyunların saldırgan davranışları tetikleyebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikolog Ozan Yazıcı, dijital oyunların çocukların gelişiminde önemli bir yer tuttuğunu ancak şiddet içerikli oyunların saldırgan davranışları tetikleyebileceğini belirtti. </p><p>Günümüzde çocukların yalnızca fiziksel ortamlarda değil, dijital dünyada da büyüdüğüne dikkat çeken Liv Hospital Samsun'dan Psk. Ozan Yazıcı, 'Dijital oyunlar çocukların hayal gücünü geliştiren ve eğlence sunan araçlar olabilir. Ancak bu dünyanın görünmeyen bir yüzü de var. Özellikle şiddet içerikli oyunlar, çocukların davranışlarını ve algılarını etkileyebilir' dedi. </p><p>'Saldırganlık tamamen anormal değildir' </p><p>Saldırganlığın insan doğasının tamamen dışında olmadığını ifade eden Psk. Yazıcı, 'Saldırganlık, canlıların varlığını sürdürme sürecinde ortaya çıkan temel dürtülerden biridir. Ancak bu dürtü başkalarına zarar verme niyeti taşıdığında dikkat edilmesi gereken bir davranış haline gelir. Bu zarar bazen fiziksel, bazen de sözlü ya da psikolojik şekilde ortaya çıkabilir' diye konuştu. </p><p>'Şiddet daha yıkıcı bir boyuttur' </p><p>Şiddetin, saldırganlığın daha yoğun ve yıkıcı hali olduğunu belirten Psk. Yazıcı, 'Çocuklarda bu durum akran zorbalığı, eşyalara zarar verme ya da ilerleyen süreçte daha ciddi davranış sorunlarına dönüşebilir' dedi. </p><p>'Çocuklar gördüklerini taklit eder' </p><p>Çocuklarda saldırgan davranışların oluşumuna değinen Yazıcı, 'Bu durumun tek bir nedeni yoktur. Ancak sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar çevrelerinde gördüklerini taklit eder. Saldırgan davranışlara maruz kalan çocuklar, bunu kendi davranış repertuarına dahil edebilir. Ayrıca engellenmişlik duygusu da saldırganlığı artırabilir' ifadelerini kullandı. </p><p>'Şiddet içerikli oyunlar tehlikeli bir algı oluşturabilir' </p><p>Dijital oyunların bu süreçte önemli bir etken olduğuna dikkat çeken Psk. Yazıcı, 'Şiddet içerikli oyunlarda çoğu zaman zarar veren karakterlerin ödüllendirildiğini görüyoruz. Bu durum çocuk zihninde 'şiddet eşittir başarı' gibi tehlikeli bir eşleşmeye yol açabilir' dedi. </p><p>'Duyarsızlaşma ve empati kaybı görülebilir' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sürekli şiddet içeriklerine maruz kalmanın çocuklarda duyarsızlaşmaya neden olabileceğini belirten Yazıcı, 'Başkalarının acısı zamanla daha az önemli algılanabilir. Empati kurma becerisi zayıflayabilir. Ayrıca çocuklar kontrol ettikleri karakterlerle özdeşim kurarak bu davranışları içselleştirebilir' dedi. </p><p>'Davranış değişiklikleri dikkat çekiyor' </p><p>Bu durumun çocukların sosyal ve akademik hayatını da etkileyebileceğini söyleyen Psk. Yazıcı, 'Sosyal ilişkiler zayıflayabilir, yalnızlaşma görülebilir ve okul performansı düşebilir. Aynı zamanda daha kolay öfkelenen ve daha hızlı tepki veren bir davranış profili ortaya çıkabilir' ifadelerini kullandı. </p><p>'Yasaklamak değil, yönetmek gerekiyor' </p><p>Ailelere önemli uyarılarda bulunan Yazıcı, 'Dijital oyunları tamamen yasaklamak yerine doğru şekilde yönetmek gerekir. Ailelerin çocuklarının oynadığı oyunları bilmesi, içerikleri değerlendirmesi ve sağlıklı sınırlar koyması çok önemlidir. Çünkü mesele yalnızca oyun değil, çocuğun dünyayı nasıl öğrendiğidir' şeklinde konuştu. </p><p>'Ekrandaki davranışlar gerçek hayata yansıyabilir' </p><p>Psk. Yazıcı, 'Bazen bir ekranın içinde başlayan süreç, gerçek hayatta davranışlara dönüşebilir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli ve dengeli bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşır' diyerek sözlerini tamamladı. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Samsun</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/dijital-oyunlarda-siddet-cocuklarda-saldirganligi-tetikleyebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 13:15:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/dijital-oyunlarda-siddet-cocuklarda-saldirganligi-tetikleyebilir.jpg" type="image/jpeg" length="61099"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Elektronik sigarada süre doldu: 'Kanser riski netleşti']]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/elektronik-sigarada-sure-doldu-kanser-riski-netlesti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/elektronik-sigarada-sure-doldu-kanser-riski-netlesti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, elektronik sigaralara ilişkin yapılan bilimsel çalışmaların sonuçlarının netleşmeye başladığını belirterek, '100'den fazla çalışma analiz edildi ve sonuç açıktır; elektronik sigara kansere neden olur' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Elektronik sigaraların 2000'li yılların başında geleneksel sigaraya göre daha temiz, daha az kokulu ve daha güvenli bir alternatif olarak pazarlandığını hatırlatan Prof. Dr. Özkaya, milyonlarca kişi tarafından hızla benimsendiğini söyledi. Kullanıcıların yıllardır 'Zararı var mı, sigaraya göre daha mı zararsız' sorusunu yönelttiğini ifade eden Özkaya, 'Biz her zaman bu tür ürünlerin zararlarının en az 20-30 yıllık kullanım sonrası ortaya çıkacağını söyledik. Bu süre doldu ve bilimsel veriler gelmeye başladı' diye konuştu.</p>

<p><strong>'Kanser riskini artırıyor'</strong></p>

<p>100'den fazla bilimsel çalışmanın incelendiği kapsamlı analizlere dikkat çeken Özkaya, elektronik sigaraların özellikle temas ettiği akciğer ve ağız bölgelerinde kanser riskini artırabileceğine dair güçlü bulgular bulunduğunu belirtti. Uzun vadeli sonuçların henüz tam olarak ortaya çıkmadığını ancak erken uyarı işaretlerinin ciddi olduğunu vurguladı. Araştırmalarda insan, hayvan ve laboratuvar verilerinin birlikte değerlendirildiğini aktaran Özkaya, elektronik sigaraların içerdiği kimyasalların hücre düzeyinde zarara yol açtığının ortaya konulduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Hücre düzeyinde ciddi hasar</strong></p>

<p>Elektronik sigaraların DNA hasarı, oksidatif stres ve kronik iltihaplanma gibi kanser gelişiminde kritik rol oynayan üç temel mekanizmayı tetiklediğini belirten Özkaya, 'Bu üç faktörün doğrudan kanser oluşumuna neden olduğunu biliyoruz' şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Çifte kullanım riski 4 kat artırıyor'</strong></p>

<p>2024 yılında yayımlanan bir çalışmaya da değinen Özkaya, hem geleneksel sigara hem de elektronik sigara kullanan bireylerde akciğer kanseri riskinin, sadece sigara içenlere göre dört kat daha fazla olduğunun bildirildiğini kaydetti.</p>

<p><strong>Gençler için uyarı</strong></p>

<p>Elektronik sigara kullanımının özellikle gençler arasında yaygınlaştığını ifade eden Özkaya, lise çağındaki bireyler ve 40 yaş altındaki kişilerde kullanım oranlarının arttığına dikkat çekti. Elektronik sigara ile başlayan gençlerin ilerleyen süreçte normal sigaraya geçiş yapma ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtti. Özkaya, erken bilimsel bulguların göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, 'Bugün gerekli önlemler alınmazsa, gelecekte çok daha büyük bir halk sağlığı sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/elektronik-sigarada-sure-doldu-kanser-riski-netlesti</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/elektronik-sigarada-sure-doldu-kanser-riski-netlesti.jpg" type="image/jpeg" length="66212"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Mevsim Geçişleri Depresyonu Tetikleyebiliyor]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/mevsim-gecisleri-depresyonu-tetikleyebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/mevsim-gecisleri-depresyonu-tetikleyebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Literatürde mevsimsel depresyon adıyla bilinen bahar depresyonunun, mevsim geçişlerinde ortaya çıkan bir depresyon tablosu olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Osman Yıldırım, 'Özellikle doğadaki ani sıcaklık değişimleri ve mevsim değişiklikleri sırasında vücudun bu sürece adaptasyon sağlamaya çalışması sonucunda bahar depresyonu tablosu ortaya çıkabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Literatürde mevsimsel depresyon adıyla bilinen bahar depresyonunun, mevsim geçişlerinde ortaya çıkan bir depresyon tablosu olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Osman Yıldırım, 'Özellikle doğadaki ani sıcaklık değişimleri ve mevsim değişiklikleri sırasında vücudun bu sürece adaptasyon sağlamaya çalışması sonucunda bahar depresyonu tablosu ortaya çıkabiliyor. Yoğun iç sıkıntısı, anlamsız hüzün, sürekli kaygı, endişe ve sinirlilik hali en sık görülen belirtiler arasında yer alıyor' dedi.</p>

<p>İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir'den Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Osman Yıldırım, mevsim geçişlerinde sıkça karşılaşılan bahar yorgunluğu ile mevsimsel depresyonun birbirine karıştırılabildiğini söyledi.</p>

<p>Bahar depresyonunun, literatürdeki adıyla mevsimsel depresyonun, mevsim geçişlerinde ortaya çıkan bir depresyon tablosu olduğunu belirten Doç. Dr. Yıldırım, 'Özellikle doğadaki ani sıcaklık değişimleri ve mevsim değişiklikleri sırasında vücudun bu sürece adaptasyon sağlamaya çalışmasıyla birlikte bu tablo ortaya çıkabiliyor' dedi.</p>

<p>Kış aylarında artan melatonin hormonunun baharla birlikte hızla düştüğünü ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, 'Melatonin seviyesindeki bu ani değişim uyku düzenini bozabiliyor. Bu durum sirkadiyen ritmi etkileyerek, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin seviyesinde düşüşe yol açabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'Ruhsal ve fiziksel belirtiler birlikte görülüyor'</p>

<p>Mevsimsel depresyonun doğru tanısının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, 'Yoğun iç sıkıntısı, anlamsız hüzün, sürekli kaygı, endişe ve sinirlilik hali en sık görülen belirtiler arasında yer alıyor. Kişi daha önce keyif aldığı aktivitelere karşı ilgisini kaybedebilir. Bireyler sosyal ortamlardan uzaklaşabiliyor, çevresiyle uyum sağlamakta zorlanabiliyor. Bununla birlikte suçluluk ve yetersizlik duygularında artış da görülebiliyor' şeklinde konuştu.</p>

<p>Ruhsal belirtilerin yanı sıra fiziksel şikâyetlerin de tabloya eşlik edebileceğine değinen Doç. Dr. Yıldırım, 'Uykuya dalmakta güçlük, sabahları yataktan çıkamama, gün içinde yoğun yorgunluk hissi görülebiliyor. İştah artışı ya da iştahsızlık, konsantrasyon problemleri, baş ağrısı ile kas ve eklem ağrıları da bu sürece eşlik edebiliyor' dedi.</p>

<p>'Bahar yorgunluğu ile karıştırılmamalı'</p>

<p>Bahar yorgunluğunun mevsimsel depresyona kıyasla daha hafif ve geçici bir durum olduğunu belirten Doç. Dr. Yıldırım, şu bilgileri paylaştı: 'Bahar yorgunluğu genellikle birkaç hafta sürebilen, vücudun çevresel değişimlere uyum sağlamasıyla birlikte kendiliğinden düzelebilen fizyolojik bir durumdur. Bu süreçte kişinin günlük işlevselliği büyük oranda korunur. Mevsimsel depresyon ise daha ağır bir tablodur. Eğer enerji düşüklüğüne umutsuzluk, hayattan keyif alamama, öz değer kaybı ve genel bir isteksizlik eşlik ediyorsa, bu durum artık bahar yorgunluğu değil mevsimsel depresyon olarak değerlendirilmelidir.'</p>

<p>'Belirtilerin süresi kritik'</p>

<p>Belirtilerin süresinin önemli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Yıldırım, 'Bahar yorgunluğu genellikle bir-iki hafta içinde düzelirken, mevsimsel depresyon haftalar, hatta aylar sürebilir ve kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyebilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İç sıkıntısı, isteksizlik ve yaşamdan tat alamama gibi şikâyetlerin iki haftadan uzun sürmesi durumunda profesyonel destek alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Yıldırım, 'Bu tür belirtiler yalnızca bahar yorgunluğu olarak değerlendirilmemelidir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'Yaşam tarzı değişiklikleri önemli'</p>

<p>Yaşam tarzı düzenlemelerinin süreci yönetmede önemli rol oynadığına değinen Doç. Dr. Yıldırım, 'Biyolojik saati düzenlemek için sabah erken saatlerde uyanmak ve güne erken başlamak faydalıdır. Gün ışığından mümkün olduğunca fazla yararlanmak ve yaşam alanlarını doğal ışıkla aydınlatmak gerekir. Doğal ışık, bozulan biyolojik saatin yeniden düzenlenmesinde önemli rol oynar. Stres yönetimi de önemlidir. Meditasyon, derin nefes egzersizleri ve farkındalık çalışmaları, stres hormonu kortizol seviyesini düşürerek depresif duyguların azalmasına katkı sağlar' dedi.</p>

<p>'Uyku ve beslenme düzenine dikkat'</p>

<p>Uyku düzeninin korunmasının öneminden bahseden Doç. Dr. Yıldırım, 'Her gün aynı saatte yatıp kalkmak, yatmadan önce ekran kullanımını azaltmak ve uyku ortamını karanlık, sessiz hale getirmek uyku kalitesini artırır' diye konuştu. Beslenmenin de önemli bir faktör olduğunu belirten Doç. Dr. Yıldırım, 'Ağır, yağlı ve karbonhidrat ağırlıklı besinler vücutta ağırlık hissine yol açabilir. Bu nedenle taze sebze ve meyveler, Omega-3 içeren balıklar ve ceviz gibi besinler tercih edilmeli, yeterli su tüketimine dikkat edilmelidir' dedi.</p>

<p>'Fiziksel aktivite destek sağlıyor'</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivitenin önemini anlatan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi: 'Hafif tempolu yürüyüşler, koşu, bisiklet ve yoga gibi aktiviteler, mutluluk hormonları olan endorfin ve dopaminin salgılanmasını artırarak kişinin kendini daha iyi hissetmesini sağlar. Açık havada yapılan aktiviteler faydalı olabilir. Doğayla iç içe olmak hem zihinsel rahatlama sağlar hem de kan dolaşımını artırır. Ayrıca güneş ışığı sayesinde D vitamini sentezi desteklenir.'</p>

<p>'Uzman desteği gerekebilir'</p>

<p>Tüm bu önlemlere rağmen şikâyetlerin devam etmesi durumunda uzman desteğinin önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, 'Yoğun iç sıkıntısı, isteksizlik ve yaşamdan tat alamama gibi belirtiler devam ediyorsa ve günlük yaşamı etkilemeye başladıysa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Doğru yaşam alışkanlıkları ve gerektiğinde alınacak profesyonel destekle hem bahar yorgunluğu hem de mevsimsel depresyon yönetilebilir süreçlerdir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/mevsim-gecisleri-depresyonu-tetikleyebiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/kl-24.png" type="image/jpeg" length="34876"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tek Bir Vaka Bütün Kenti Ayağa Kaldırdı]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/tek-bir-vaka-butun-kenti-ayaga-kaldirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/tek-bir-vaka-butun-kenti-ayaga-kaldirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldak'ta bir ortaokul öğrencisinin menenjit şüphesiyle yoğun bakıma alınmasının ardından kent genelinde aileler arasında büyük bir korku ve tedirginlik yaşanmaya başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zonguldak'ta bir ortaokul öğrencisinin menenjit şüphesiyle yoğun bakıma alınmasının ardından kent genelinde aileler arasında büyük bir korku ve tedirginlik yaşanmaya başladı. Salgın iddiaları paniği daha da artırırken, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Etem Pişkin, Valiliğin açıklamasıyla eşdeğer bir açıklama yaparak salgın olmadığını belirtti. Pişkin, hastalığın bulaşma riski ve seyri ile alakalı velileri rahatlatacak ve bilgilendirecek açıklamalarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zonguldak'ta bir ortaokul öğrencisinin yüksek ateş, baş ağrısı gibi belirtiler yaşaması üzerine başvurduğu hastanede menenjit şüphesiyle yoğun bakıma alınması üzerine İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sınıfında ve temas kurmuş olabileceği kişiler üzerinde antibiyotik tedavisine başlandı.</p>

<p>Öğrencinin hastanedeki tedavileri sürerken bu kez de veliler arasında tedirginlikler yaşanmaya başladı. Kamuoyunda vakaların arttığı başka kişilerin de menenjit şüphesiyle hastanelere başvurduğu iddiaları yer alınca yaşanan panik daha da büyüdü. Bu kez aileler aşı olmak için eczanelere akın ederken diğer taraftan da çocuklarını okula göndermede tedirginlik yaşadı.</p>

<p>Ancak Zonguldak Valiliği, resmi bir açıklama yaparak menenjit şüphesiyle tek bir vakanın olduğunu, tedavi sürecinin devam ettiğini salgın durumunun bulunmadığını açıkladı.</p>

<p>Öğrencinin hastanedeki tedavisi sürerken Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Etem Pişkin, menenjit hastalığı, bulaşma riskleri ve hastalık belirtileri hakkında konuştu.</p>

<p>'Salgından bahsetmek çok doğru değil, tek bir vakamız var'</p>

<p>Hastaneye birçok şüpheli vaka gönderilmesine rağmen Zonguldak'ta salgın düzeyinde bir durum olmadığını belirten Prof. Dr. Pişkin'in, Zonguldak ve çevresinde yayılan salgın iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirtti. Prof. Dr. Pişkin, şu an için hastanelerinde tedavi gören sadece bir şüpheli vaka olduğunu vurgulayarak şu bilgileri verdi:</p>

<p>'Bugün bu açıklamayı yoğun bakımımızda yatan menenjit şüpheli bir hastadan dolayı yapmaktayız. Zonguldak ve çevresinde bu dönemde menenjit vakalarının arttığına dair birçok yazı, haber ve çeşitli konuşmalar olmakta. Bu aslında tek bir vakamız var menenjit şüpheli. Baş ağrısı, kusma, ateş ve vücudundaki döküntü şikâyetiyle bu hastamız bize başvurdu. Menenjit ön tanısıyla bu hastamızı tedavi altına aldık. Hala tedavisi çocuk yoğun bakım servisimizde sürmekte. Bununla beraber birçok bize menenjit şüpheli vakalar bize gönderilmesine rağmen tespit ettiğimiz başka bir menenjit vakası mevcut değil. Şu anda Zonguldak ve çevresinde bir salgından bahsetmek çok doğru değil. O yüzden velilerin, halkımızın menenjit salgını varmış gibi korkmalarına endişe etmelerine çok gerek yok. Şu anda münferit tek bir vaka mevcut. Bu vaka da tedavisi sürüyor.'</p>

<p>'Hastalığın teşhisi için belden su alınması şart'</p>

<p>Hastalığın belirtileri ve teşhis yöntemlerine dair de uyarılarda bulunan uzman isim, kesin tanı için ailelerin ve hastaların korktuğu 'belden su alma' işleminin şart olduğuna dikkat çekerek, 'Menenjit çok korktuğumuz bir hastalık. Ölümcül seyredebiliyor. Çeşitli sekeller bırakabiliyor. Sağırlık, zeka geriliği yapabiliyor o yüzden bizim her zaman çekindiğimiz ve korktuğumuz bir hastalık. Aslında ülkemizde menenjit yapan üç tane ana mikrop var. Bu üç ana mikrobun iki tanesinde devlet tarafından aşı yapıldığı için artık bunları hemen hemen hiç görmüyoruz. Meningokok dediğimiz diğer mikroba karşı ülkemizde rutin aşılama programı içerisinde yer almadığı için vakalar görülebilmekte. Bu mikrobun da bir aşısı mevcut. Ülkemizde bu aşıyı vatandaşlarımız özel olarak temin edebiliyorlar. Menenjit bizim beynimizi tutan bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Merak edebilirsiniz bu hastalığı nasıl anlayacağız, baş ağrısı, bulantı kusma ve ateş üçlüsü bir arada olduğunda bu hastalığı aklımıza getirmemiz lazım. Doktorlar tarafından mutlaka çocuğumuzun değerlendirilmesi gerekiyor. Eğer beraberinde bu üçlü bulgularla beraber döküntü ve bilincinde değişiklik oluyorsa çocukların menenjitten çok fazla şüphelenmek gerekiyor. Mutlaka bunun tanısını koymak için belinden su almak gerekiyor. Bazen hastalarımız belinden su aldırmak istemiyorlar. Ama bu tanıyı koymak için şart ve herhangi belirgin bir sıkıntı oluşturan durum değil. O yüzden menenjit şüphesi olan vakaların hızlıca doktora başvurmalarında ve doktor muayenesinde geçmelerinde fayda var.'</p>

<p>'Covid gibi çabuk bulaşmaz, ergen gruptan daha çok korkuyoruz'</p>

<p>Menenjitin bulaşma yolları hakkında da kamuoyunu aydınlatan Pişkin, hastalığın koronavirüs gibi hızla yayılmadığını ancak özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde taşıyıcılığın daha yüksek olduğunu belirterek şunları kaydetti:</p>

<p>'Zaten eğer yakın temaslı olmadığınız müddetçe menenjit vakasıyla sizin menenjit olma ihtimaliniz çok düşük. Özellikle adolesan ve ergen gruptan daha çok korkuyoruz. Bu yaş grubunda meningokok mikrobunun taşıyıcılığı çok daha fazla gözüküyor. O yüzden bu grupta daha sık karşımıza çıkan bir hastalık. Ama taşıyıcı demek hasta demek değil. Bunların çoğunluğu hastalık yapmıyor. Salgın yaptığı zaman özellikle aynı sınıfta, aynı evde uzun süre çok beraber yaşayan insanlarda bulaş görülüyor. Öksürmekle, hapşırmakla, sekresyonlarla bulaşabilen bir hastalık ama bir influenza, bir covid gibi çok çabuk bulaşabilen bir hastalık değil. Daha uzun süreli temaslar lazım. Eğer menenjit vakası tespit ettiğimizde yakın temaslıların menenjit olmalarını engellemek için o kişilere antibiyotik tedavisi öneriyoruz. Özellikle meningokok mikrobundan şüphelendiğimizde. Bu antibiyotikleri aldığında hastalık olma ihtimallerini azalıyor. Ama buradan sakın şöyle bir sonuç çıkmasın. Sanki artık herkes antibiyotik kullansın, bütün okula antibiyotik verelim. Böyle bir durum değil. Sadece yakın temaslılara ve bu hastayla ilgilenen doktor ve hemşirelere yakın temaslı kişilere bu antibiyotiği öneriyoruz. Asıl bunun koruyucu kısmı aşılar.'</p>

<p>'Salgın olmadığı için daha önce aşı olanların tekrar olmasına gerek yok'</p>

<p>Artan panik havasıyla birlikte ailelerin çocuklarına yeniden aşı yaptırma arayışına girmesini de değerlendiren Pişkin, salgın olmayan mevcut durumda bebeklik aşılarını olanların tekrar aşılanmasına gerek olmadığını ifade etti:</p>

<p>'Bu dönemde tabi böyle menenjit vakaları görüldüğünde hemen bütün halkımızın anne babaların aklına çocuğuma aşı yaptırayım diye sorular geliyor. Bolca sorular karşımıza çıkıyor. Öncelikle salgın durumları dışında herhangi bir salgın sıkıntı olmadığında daha önce bebeklik çağında bu menenjit menigokok aşılarını yaptıranların tekrar aşılarını yaptıranların tekrar aşı olmasına çok gerek yok. Ama eğer bir salgın durumunda ki bizde şu anda salgın yok. Bir salgın durumunda daha önce aşı olanların tek doz hatırlatma dozları yapılabilir. Bunun dışında özellikle adolesan ve ergenlik dönemlerinde özellikle 12-18 yaş grup aralığında çocuklar daha riskli ve bu hastalıklara yakalanma ihtimali daha fazla. Özellikle ergenlerin daha önce aşılanmadıysa aşılanmalarında fayda var.'</p>

<p>Valilik: 'İkinci bir şüpheli vaka yok'</p>

<p>Öte yandan Zonguldak Valiliği de sürece ilişkin daha önce yaptığı bilgilendirmede, 8 Nisan günü Merkez Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu 8. sınıf öğrencisinin yüksek ateş, bulantı, kusma, baş ağrısı ve bilinç kaybı şikâyetleriyle BEUN Hastanesi'ne başvurduğunu ve akşam saatlerinde menenjit şüphesiyle hastaneye yatırıldığını açıklamıştı. Öğrencinin tedavisi sürerken tedbir amaçlı olarak yakın temaslı öğrenciler, öğretmenler, okul kantini çalışanları ve aile bireylerine yönelik koruyucu tedavi başlatıldığı duyuruldu. Valilik, basına yansıyan haberlerin hassasiyetle takip edildiğini belirterek, 'İkinci bir menenjit şüpheli vaka tespit edilmemiştir' ifadeleriyle kamuoyundaki paniğin yersiz olduğunu vurgulamıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/tek-bir-vaka-butun-kenti-ayaga-kaldirdi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/tek-bir-vaka-butun-kenti-ayaga-kaldirdi.jpg" type="image/jpeg" length="93157"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar Aylarında Cildinizi Sosyal Medyaya Emanet Etmeyin]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/bahar-aylarinda-cildinizi-sosyal-medyaya-emanet-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/bahar-aylarinda-cildinizi-sosyal-medyaya-emanet-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, ilkbahara girerken vatandaşların sosyal medya üzerinden popüler olan uygulamalara aldanmaması gerektiğini söyleyerek, 'Sosyal medyada görülen uygulamaların her cilt ve hasta için uygun olmadığını bilmek gerekiyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıştan çıkarken cilt kusurlarının daha belirgin hale geldiğini söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, 'Artık kış mevsiminin yavaş yavaş kendini bahara ve devamında yaz mevsimine bırakmasıyla birlikte ciltte meydana gelen belli değişiklikler var. Kıştan çıkarken cildimizde özellikle gözenekli görüntü, lekelerin daha belirgin hale gelmesi, matlaşma, bulanık görüntü gibi cilt rahatsızlıkları, cilt ton eşitsizlikleri, renk tonu eşitsizlikleri gibi belirtiler daha belirgin hale gelmektedir. Özellikle kış mevsiminden çıkarken. Dolayısıyla hastalarımızın yaza girerken ciltlerini, derilerini, deri kalitelerini toparlamak yönünde belli talepleri olur bizden. Tabi ki bu döneme girmemiz ile birlikte yazın yapabileceğimiz uygulamalarda biz iyileşme süresinin uzun olduğu yahut ağır cilt soyucu tedavileri ağır tedavileri tercih etmiyoruz. Çünkü güneşin daha dik açı ile gelmesiyle birlikte bu uygulamalarla komplikasyon riskimiz artmaktadır. Neler yapabiliriz? Özellikle bu bahar döneminde yaza geçiş döneminde cildimizi hazırlamak için diye soracak olursak, bu dönemde özellikle kimyasal peelingler derin değil, hafif peeling, hafif soyucu işlemleri kullanabiliriz. Yine nem aşıları gibi uygulamaları rahatlıkla kullanabiliyoruz. Leke mezoterapileri dediğimiz özellikle görünen derin ve yüzey tabakalarındaki lekelenmelere yönelik mezoterapi işlemlerimizi yapabiliriz. Yine botoks uygulamalarını rahatlıkla bu mevsimde yaza geçiş aşaması da kullanabiliriz. Cilt tipine göre yine medikal cilt bakımlarını kullanabiliriz. Akneli ciltlerde yine rozalı ciltlerde özelliğine göre bakım rutininde hastalarımızın kullandığı ürünleri değiştirmekle birlikte bunları da yine kullanabiliriz' dedi.</p>

<p>Dr. Yücel, bahar ve yaz aylarına girerken özellikle güneş kreminin kullanılmasının önemli olduğunu söyleyerek, 'Tabi ki bu yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte işlemlerimizi yapabiliyoruz ama hastalarımızdan da talep ettiğimiz şeyler oluyor. Bunlar ne olabilir? Özellikle güneş kremini çok sık ve etkili şekilde kullanımını mutlaka öneriyoruz. Çünkü her yaptığımız işlem cildimizi birazcık daha hassas hale getirdiği için güneş ışınlarından komplikasyonlardan korunmamız için mutlaka SPF 30 yada 50 güneş kremlerini gün içerisinde 2-3 kere yenileyecek şekilde kullanmamız şart. Hatta tatil dönemlerinde tatilde gidilen dönemlerde de mutlaka şapka ve güneşi şeffaf şekilde geçirmeyen kıyafetlerle yani fiziksel bariyer dediğimiz kıyafetlerle de destekleyerek istenmeyen ultraviyole ışınlarının istenmeyen yan etkilerinden de kurtulmayı planlıyoruz. Bunlar da bizim hastalarımızdan talep işlemler oluyor' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Sosyal medya yöntemleri her cilde uygun olmayabilir'</p>

<p>Dr. Muhammed Burak Yücel, sosyal medyada popüler olarak görülen uygulamaların her hastaya ve cilde uygun olmadığını söyleyerek, 'Belki bir diğer dikkat edeceğimiz nokta her işlemi sosyal medyada özellikle şu an popüler olan her işlemin her hastaya uygun olmadığını bilmek ve bunu mutlaka ehil ellerde dermatoloji uzmanların da mutlaka hastaların beklentilerini ve cilt özelliklerini, deri özelliklerini de bir araya getirerek yapabileceğimiz optimum şeyleri mutlaka doktor kontrolünde yapmak. Çünkü internette bazı görülen sosyal medyada popüler olan hemen sonuç aldığımız önce-sonra fotoğrafları arasında bizim ne yapıldığını bilmediğimiz ama mükemmel sonuç alınan işlemlerin bir o kadar da komplikasyon oranının arttığını bilmekte fayda var. Çünkü bizim için önemli olan Sürdürülebilir ve uzun süreli iyilik halleridir. Hemen yapılan işlemlerde bizim de sonuç alabildiğimiz uygulamalar olabilir. Ancak uzun dönemde 2 ay sonra 3 ay sonra tekrar kış aylarında yeniden girdiğimizde aynı sorunla örnek veriyorum leke tedavisi yapıldıysa o lekenin çok daha artmış ve nüksetmiş bir biçimde yahut roza hastalarında yahut akne hastalarında çok daha komplike ve nüksetmiş bir şekilde hastalar bize geri geldiği zaman bundan ne hasta hoşnut olacaktır ne hekimin istediği bir sonuç olacaktır. Önemli olan uzun süreli sürdürülebilir iyilik halidir sağlık uygulamalarında, dermokozmetik uygulamalarında. Dolayısıyla sosyal medyada popüler olan her işlemin her hasta grubu için uygun olmadığını bilmek çok önemli. Mutlaka doktor kontrolünde cildin ihtiyacına göre, ihtiyaçlarına göre uygun her iki tarafında hastanın ve hekimin beklentilerini karşılayacak şekilde bir planlama yaparak uzun süreli iyilik halini sürdürmek ve yaz dönemini geçirerek tekrardan sonbahar döneminde cildimiz hazırlamak önemlidir diyebiliriz' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/bahar-aylarinda-cildinizi-sosyal-medyaya-emanet-etmeyin</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/agency/iha/bahar-aylarinda-cildinizi-sosyal-medyaya-emanet-etmeyin.jpg" type="image/jpeg" length="83712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıkta Yeni Dönem: Aile Hekimliği İle İlgili Önemli Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.rizedeyiz.com/saglikta-yeni-donem-aile-hekimligi-ile-ilgili-onemli-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.rizedeyiz.com/saglikta-yeni-donem-aile-hekimligi-ile-ilgili-onemli-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yenilenen yönetmelikte; aile sağlığı merkezlerinin kamu sağlık kuruluşu olduğu belirtildi. Hizmet mekanına ilişkin asgari fiziki şartlar hizmet sunumundaki ihtiyaçlara göre güncellendi ve aile hekimliği birimlerince aile sağlığı merkezindeki ortak kullanılan malzemelerin aile sağlığı merkezine ait olduğu belirlendi. Hizmet sunumunda ihtiyaçtan dolayı tereddütsüz temin edilen ve zaten kullanılan tıbbi cihaz ile sarf malzemeler daha açık şekilde listelenerek asgari tıbbi cihaz ve malzemelerde güncelleme yapıldı.</p>

<p>Aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edildi<br />
Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı istihdamına ilişkin usul ve esaslarda düzenleme yapılarak aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edilecek. Aile hekimi olarak görev yapmakta iken askerlik veya doğum nedeniyle uygulamadan ayrılmak zorunda kalan hekimlerin uygulamaya dönmek istediklerinde öncelik hakları bulunacak. Bu öncelik hakkının kullanımı sırasında yönetmelik hükmünün farklı şekilde yorumlanması neticesinde uygulama farklılıkları görüldüğünden bu hakkın kullanımı için şartlar detaylı olarak açıklanacak ve öncelik hakkının kullanımı için başvuruya yeterli süre tanınacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlıkta şiddetin önlenmesi adına yönetmelikte yeni bir düzenleme yapıldı<br />
Hem sağlık çalışanını korumak hem de vatandaşın hizmet alımını engellememek amacıyla; şiddet durumunda vatandaşın aile hekimi kayıt değişikliğinin öncelikle farklı bir aile sağlığı merkezine yapılması, ikametgahına yakın farklı aile sağlığı merkezi yok ise aynı aile sağlığı merkezindeki başka bir aile hekimliği biriminin seçileceği hususu yönetmelikte düzenlendi.</p>

<p>Birinci aşama uyum eğitimlerinin ilk üç ayda tamamlanması zorunlu oldu<br />
Aile hekimliği uygulamasına geçiş sürecinin hızlandırılması için tüm aile hekimliği çalışanlarının bu süreçte aldığı temel eğitimleri uygulamaya geçişten sonra da alabilmesine imkan sağlanacak; ancak birinci aşama uyum eğitimlerini kişinin yerleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde tamamlaması zorunluluğu getirilecek. Yönetmelikte ayrıca, Sağlık Bakanlığı'na ait Aile Hekimliği Bilgi Sistemi'nin kullanımına ve bu sisteme geçiş sürecine ilişkin düzenlemeye yer verildi.</p>

<p>Aile sağlığı merkezinde dört hekim yerine her beş hekim için ilave oda bulunması şartı getirildi<br />
Aile sağlığı merkezlerinde birim sayısına göre oluşturulan "aşılama ve bebek/çocuk izlemleri odası" ile "gebe izlem ve üreme sağlığı odası" kriterlerinde düzenleme yapılarak her dört hekim için değil, her beş hekim için ilave oda bulunması şartı getirildi. Uygulamada sıklıkla oda sayısının fazla olduğu ve bu odaların kullanılmadığı gözlemlendiğinden bu odaların "aile hekimliği birimi" olarak sisteme katkı sunmasının sağlanması amaçlanacak.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.rizedeyiz.com/saglikta-yeni-donem-aile-hekimligi-ile-ilgili-onemli-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://rizedeyizcom.teimg.com/crop/1280x720/rizedeyiz-com/uploads/2026/04/gh-39.png" type="image/jpeg" length="79799"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
