Dün bir esnaf odasında seçim vardı.
Ama aslında sandığa sadece oylar değil, 25 yılın muhasebesi atıldı.
Bir tarafta kapısı hiç çalınmamış esnaf…
Diğer tarafta kapısı hiç açılmayan, kök salınmış makamlar…
Ve ortaya çıkan sonuç:
Değişim cesareti kazandı ama sandalye yerinden oynamadı.
Dün elektronikçilerden elektrikçilere, teknoloji ürünü satanlardan fotoğrafçılara, matbaacılardan bakım-onarım işi yapan esnafa kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan esnaf odasında seçim vardı. 274 oyun kullanıldığı seçimde, mevcut başkan Güven Aksoy 144 oy, başkan adayı Sefer Alan 124 oy aldı.
25 yıldır esnafının kapısını çalmayan, halini hatırını sormayan mevcut başkan Güven Aksoy’un karşısına çıkan ekip için bu iş baştan zaten eşit şartlarda bir yarış değildi. Eşit bir yarış olsaydı, sandık mevcut başkanı çoktan gömerdi.
Karşı tarafta ne vardı?
Üye telefonları, iş yeri listeleri, oda imkânları, makamlar, araçlar…
Öbür tarafta ne vardı?
Samanlıkta iğne arar gibi çalışmak.
Aday olan ekip, çoğunun telefonuna bile ulaşamadı. Bir kısmına gitti, çoğuna gidemediler. Çünkü ellerinde ne doğru düzgün bir üye listesi vardı ne de kapısını çalacakları iş yerlerinin bilgisi.
Ama şunu yaptılar: Cesaret ettiler.
Şehrin her köşesinde vergiyle, kirayla, SGK’yla, maaşla boğuşan on kişilik bir ekip çıktı ve dedi ki:
“Bu esnaf odası bugüne kadar bizi görmedi. O zaman biz bu odaya adayız. Esnaf odası nasıl yönetilir, herkese gösterelim.”
Bir tarafta; dört farklı esnaf kolunda başkanlık yapan, üç makam arabası olan, koltuklarda kök salmış, dükkânı olmayan, vergi levhası evinde duran bir başkan…
Diğer tarafta ise sabahın köründe dükkânını açanlar vardı.
Sefer Alan vardı; çocuklarıyla, elemanıyla işinin başında.
Sefa Er vardı; elektronik tamirinin bütün çilesini sırtlamış.
Ali Kalender vardı; cadde üzerindeki telefon dükkânında ayakta kalma mücadelesi veren.
Serdar Keskin vardı; elinde telefon sabahtan akşama müşteri derdi çözen.
Sinan Yılmaz vardı; Rize’de yazıcı dolum işinde alın teri döken.
İsmail Baş vardı; küçük işletmesini yaşatmaya çalışan.
Yavuz Demir vardı; elektrik işine yıllarını vermiş, ekibin ağır abisi.
Erdem Uzun vardı; Atatürk Caddesi’nin hızlı uşağı.
İsa İslamoğlu vardı; küçük ev aletlerinde ismi bilinen.
Akın Büyük vardı; bilgisayarın beynine girip arızayı bulan.
Yani hepsi esnaf.
Yani hepsi bu şehrin içinden.
Ben de bu odanın bir üyesi olarak, bu ekibe destek verdim. Çünkü hedefleri vardı, planları vardı. “Esnaf odaları ne iş yapar?” sorusunu tarihe gömmek istiyorlardı.
Olmadı.
Mevcut düzen devam etsin diyen irade sandıktan çıktı.
Ama asıl kazanan kimdi biliyor musunuz?
Bu yola cesaretle çıkan o on koca yürekli insan.
Bu sabah kalktılar, dükkânlarının kapısını açtılar. Evlerine helal ekmek götürmek için işlerinin başına geçtiler.
Allah hepimize helalinden kazanmayı, helalinden yemeyi nasip etsin.
Diğeri mi?
Er ya da geç…
Boğazında kalır.
Acısı da çıkar.