Hamdi Gezmiş Ağabeyi Deniz Gezmiş'in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini Abim Deniz isimli kitabında ailesinin Rize ile bağından ve ağabeyinin Rize Ardeşenli Cihan Alptekin ile dostluğundan sıkça söz eder. Hamdi Gezmiş’i rahmetle anarken o bölümlerinden yaptığım alıntıları sizlerle paylaşıyorum.

İKİZDERE BAŞKÖYLÜ DENİZ GEZMİŞ VE GEZMİŞOĞULLARI
Baba tarafımız “Gezmişoğulları” sülalesinden gelir. Atalarımız, Orta Asya’dan göçen Oğuz Türklerinin bir kolu olarak Anadolu’ya gelmiş ve Rize’nin İkizdere kazasına bağlı Cimil’e yerleşmiş.
Çimil, Erzurum sınırına yakın, dağlar üzerinde kurulmuş bir köymüş. Zamanla büyüyüp üç köy olmuş. “Gezmişoğulları” bu köylerden Başköy’de yaşamış, ticaret ve tarımla uğraşmış. Tespit edebildiğimiz en büyük atamız, Cimilli Mustafa Ağa... 1840’ta Cimil’den ayrılmış. Ama köyde akrabaları kalmış, ilişkileri de sürmüş.

İKİZDERE’DEN ERZURUM’A
Eski CHP Milletvekili Sami Kumbasar, Cimillidir. Hayatını anlattığı kitabında, o dönemden Cimil’de kalan akrabalarımızın halen “Özgen” soyadını taşıdığını, köyün yakınlarında büyükdedemize ait olan eski arazinin, hâlâ “Gezmişin Çayırı” olarak anıldığını yazıyor. Hatta abimin arandığı günlerde polis Başköy’e gidip akrabalarımızı sorgulamış. Çimil, Tanzimat döneminde göç vermeye başlayınca geniş aile, Karadeniz’e ve İstanbul’a dağılmış. Soyun bize ait kolu, Erzurum’u kendine mekân seçmiş. Ailemiz, Erzurum Ovacık’ın Çıkrıklı köyüne yerleşmiş. Gezmişoğulları 1. Dünya Savaşı’nda 16 şehit vermiş. Babamın üç dayısı, Erzurum’un geri alınmasında şehit edilmiş. Cimilli Mustafa Ağa’nın oğlu Kasım’ın beş çocuğundan biri Kâmil’dir; Kâmil’in beş çocuğundan birinin ismi ise Hamdi. Benim ismini aldığım dedem Hamdi Bey... Hamdi dedem, ailenin bir kolunu Ilıca Beypınar (eski ismiyle Öznü) köyüne taşımış. Daha sonra, hamile eşini geride bırakıp harbe gitmiş. 1914’te Sarıkamış’ta savaşmış, Ruslara esir düşmüş. Günlerce süren bir tren yolculuğundan sonra Sibirya’ya götürülmüşler.
Yolda Baykal Gölü’nü görüp deniz sanmışlar. Sibirya ormanlarındaki bir toplama kampında üç yıl kötü koşullarda esir tutulmuş Hamdi Bey... Bir hayli de işkence görmüş. 1915’te oğlunun doğduğundan haberi bile olmamış. O yokken eşi ve oğluyla ilgilenme işini, kardeşi Tevfik Bey üstlenmiş. Çocuğu olmayan Tevfik Bey, Erzurum Kızılay Derneği başkanı ve Erzurum Hastanesi Başkâtibi olarak görev yapmış. Yeğenine İstanbul’da sevdiği bir arkadaşı olan Dr. Cemil Topuzlu’nun adını vermiş. Hamdi dedem, Rus Devrimi’nden sonra esir kampından firar etmiş. Arkadaşlarıyla birlikte bir at arabası ele geçirmişler. Uzun bir yolculuktan sonra Erzurum’a dönebilmişler. Hamdi Bey ile oğlu, ancak o zaman birbirlerini görebilmişler. Ve Cemil, bir “yabancı” kendisini kucaklayınca uzun uzun ağlamış. Hamdi dedem, oğlunu nüfusa ancak 1917’de kaydettirebilmiş. Oğlunun büyüdüğünü göremeden de vefat etmiş.

CAN DOSTU CİHAN ALPTEKİN
O yaz ailece abimi görmeye gittik. Bu kez okulu tatilde olan annem de bizimle gelebilmişti.
Kartal’dan arabalı vapurla Yalova’ya geçtik. Oradan Bursa dolmuşlarına bindik. Cezaevinde indik.
Cezaevinin bahçesinde oturduk. Cezaevi müdürü ya da savcısının kardeşi, abimin Hukuk Fakültesi’nden arkadaşıydı. O da ara sıra katılıyordu görüşmemize... Bazen de müdürün odasında görüşme yapıyorduk. Şartlar çok daha rahattı. Abimin keyfi, neşesi her zamanki gibi yerindeydi. Can dostu Cihan yanındaydı. Ayrıca orası Nâzım Hikmet’in yattığı cezaeviydi. Bize onun ünlü pozunu verdiği pencereyi gösterdi. Kendisi de orada bir fotoğraf çektirmişti. 18 Eylül 1970 Cuma günkü duruşmada Deniz abimin tahliyesine karar verildi. O gün Cihan Alptekin’le birlikte Bursa Cezaevi’nden çıktı. Ama çıkar çıkmaz, Bursa Emniyeti’nce gözaltına alındı. Çünkü Erzurum Askerlik Şubesi’nin celbi vardı; okuldan ihraç edildiği için tecili bitmişti, onu askere alacaklardı. Biz bunu Cihan’dan öğrendik. Tahliye olduklarının ertesi günü Cihan eve geldi. Sarıldık. Babam, “Deniz nerede?” diye sordu.
Cihan da, “Cemil Amca, Deniz, askerlik sorunu nedeniyle gelemiyor. Ankara’ya geçmek zorunda kaldı,” dedi. Bir gazete, Deniz’in Trabzon’a geldiği ihbarı üzerine Trabzon’daki amcası, emekli zabıt kâtibi Gülağa Gezmiş’in ifadeye çağrıldığını yazıyordu. Bir başka gazeteye göre, izine Rize’de rastlanmıştı; bu nedenle Deniz’in anneannesinin evi basılmıştı.

CİHAN’I KAYBETMEK DENİZİ YAKTI
O haberi aldığımız sabah, ağzımızı bıçak açmadı. Kendi aramızda bile sohbet yapmadık. Söyleyecek bir şey yoktu. Çok, çok etkilendik. Adeta öleceklerini bile bile gittiler Kızıldere’ye... Denizlerle birlikte ölmeyi kabullenme tutumuydu. Ve ben Denizin gördüğüm en hüzünlü ânının, o an olduğunu hatırlıyorum; Kızıldere’yi duyduğumuz an. Kendisini kurtarmak için ölümü göğüsleyenler, kendisi için ölenler... O, müthiş etkiler insanı. Cihan’la Denizin ilişkisi, müthiş bir ilişkiydi. İstanbul’da yedikleri ekmek, içtikleri su ayrı gitmezdi. Ayrılmaz ikiliydiler. Kardeş gibiydiler. Her yerde, her şeyde beraberlerdi. Cihanı kaybetmenin acısı, Denizin çok canım yaktı. Ama tabii sadece Cihana yanmakla kalmadı. Mahir de onun için çok önemliydi. Ve kendisi için eyleme giden diğer yoldaşları. Dedim ya; Deniz'i en hüzünlü o an gördüm.

AĞABEYİMİN MİRASINI YERİNE GETİRDİM
1978-1983 yılları arasında İETT’de müfettişlik yaptım. Ancak 12 Eylül 1980 darbesinden sonra cadı avı başladı; gidişatı görüp işten ayrıldım. Özel sektörde bir işe girecektim, “Deniz Gezmiş’in kardeşiymişsiniz,” dediler, almadılar işe... Üzülmedim, onur duydum. Mali müşavir olarak serbest çalıştım. Mahkemelerde bilirkişilik yaptım uzun süre... 1990’ların sonunda yeminli mali müşavirlik sınavlarına girdim, kazandım. Bizim mesleğin en yüksek mertebesidir bu... Tırnağımla kaza kaza bu noktaya geldim. Bu arada abimin mirasını yerine getirememek, bilim adamı olamamak içimde ukde kalmıştı. 2011’de, üniversiteyi terk edenlere af çıkınca İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne başvurdum. 25 yaşında bıraktığım okula, 59 yaşımda yeniden döndüm. 45 yıl önce abimin fotoğraf çektirdiği anıtın önünde onun anısına poz verdim.

Kaynak. Abim Deniz Hamdi Gezmiş Can Yayınları 2016