Fatih Sultan KAR / İST.
Bölgesinin tanıtımına, meraklarına ve dostlarına adanmış ömrü geride bırakarak sonsuza uğurlanan Hasan Gülas hatıraları ve eserleriyle gönüllerde yaşayacak.

Güzel birikimleri hatıralar bıraktı
Hiçbir şeyi ertelemeyin, çünkü yarına dair hiçbir garantimiz yok. Bu sözün doğruluğunu bugün aldığım haber bir kez daha teyit etti. Bir hafta kadar önce Fotoğraf Sanatçısı, Belgesel YapımcısıCemal Gülas ağabeyim hastanede yatmakta olan babası güzel insan Hasan GülasAmca'nın yanından aradı. Telefonu kapatırken yazın memlekette babasıyla buluşma sohbet etme sözü almıştım. Bu gün aldığım haberse hiç kimseler bu alanla ilgilenmezken Rize kültürü üzerine çalışmalar yapmış Hasan Gülas Amca'mızın vefat ettiğiydi. O bir gazeteci, köşe yazarı, fotoğrafçı bir gezgin ve gönül insanıydı. Oğlu Cemal Gülas Ağabeyden, ortak dostlardan hep hatıralarını, güzelliklerini dinledim.Ama olmadı dünya gözüyle görmedim kendisini. Hani bu yaz buluşacaktık Hasan Amca…

Kültüre, bölgeye adanmış bir ömür
1935 yılında Rize Çamlıhemşin ilçesi Makrevinç Köyü'nün Pogina (Boğaziçi) mahallesinde doğdu. 1950 yılında İstanbul'da dayısı Niyazi Turan'ın yanında iplik makinaları parçalan yapımına başladı. Fotoğrafa merak sarışıda o yıllara rastlar. 1955' de ilk defa kendi dialarını kendi banyo yapmaya başladı. 1957'de Şehir Gazetesinde roman ve tefrika türü yazılar yazmaya başladı. Çok sayıda ulusal gazetede çalıştı.Vatan Hasreti, Sessiz Harp ve Karanlıktaki Şeytan ve Sonu isimli romanları yayınladı. 1961'de kendime ait bir işyeri kurarak tekstil makina işini yürütmeye başladı. Ve uzun yıllar bu sektörde faaliyet yürüttü.

Bir geri dönüşün öyküsü
Yönetmenliğini Cemalettin İrken'in yaptığı 'Anadolu'nun Gözleri' belgeseli 'Bir Geri Dönüşün Öyküsü isimli bölümüne Hasan Gülas'ın yaşamı konu edilmiştir. İstanbul'a çalışmaya giden ve 50 yıl sonra metropolün karmaşasına dayanamayarak çocukluğunun geçtiği bulutların üzerindeki dağlara, eşsiz yaylara, buz gibi sularında balık tuttuğu derelere dönen Hasan Gülas'ın gözünden, Çamlıhemşin'in zorlu tabiat şartlarının yetiştirdiği hırçın ama sıcakkanlı insanları, onların öyküleri, müzikleri ve kültürleri anlatılıyor.

Ömer Gülas Dedesini anlatıyor
Dedem darbe yıllarında İstanbul da kardeşleri ile beraber kurdukları torna atölyesinde ekmeğini taş dan çıkarırken , bir yandan Milliyet gibi çeşitli gazetelere fotoğrafçılık yaparak hayallerini gerçekleştiriyordu. Yine bir darbe sabahı elinde fotoğraf makinası haber peşinde koşar. Dönemin koşulları zordur. Sokak da askere ve polise görünmeden iş yapmaya çalışan dedem köşeyi dönerken askerler tarafından ensesinden yakalanır. Kendisi ile beraber yakalanan birçok gazeteci gibi onu da duvarın dibine sıraya sokarlar. 'Ellerinizdeki fotoğraf makinelerini ve çektiğiniz filmleri önünüze yere koyun' diye emreder asker. Asker herkesin kimliklerini kontrol eder ve çektiği filmleri imha eder. Direnenleri gözaltına alır. Makinalar kırılır. Dedem bakar ki kurtuluş yok, işte o Karadeniz zekasının ona bahşettiği akıl devreye girer. Yerden eğilip fotoğraf makinesini, filmlerini alıp cebine koyar. Komutanın yanına yaklaşıp kulağına fısıldar ve cebinden çıkardığı kağıt parçasını gösterir. Komutan dedeme 'senin işlem tamam sen git' der ve uzaklaştırır. Ertesi gün gazete de manşette kimsesiz insansız İstanbul fotoğrafları boy gösterir. Fakat dedemin askerden paçayı yırtması peşini bırakmaz. O zamanın büyük solcu gazetesi olan milliyet de dedikodular duvarlardan taşmaya başlar. Ve beklenen olur dedem gazetedeki işine son verilir. Bu durum dedemin umurunda değildir. Çünkü derdi fotoğraf çekmek olan bir torna ustasıdır. Dedikoduların büyümesindeki neden ise; gazeteci arkadaşları sorar ' ya Hasan nasıl paçayı yırttın o gün, gösterdiğin kağıt neydi?' formüllün kendisinde kalmasını istediği için bu dedikodular büyür zaten. İşin hilesini bana yıllar evvel anlattı bizim kurnaz. Meğer Rize / Çamlıhemşin kütüğüne bağlı olan kimliğini kullanarak valilikten turist kağıdı almış. O yüzden ne asker ne polis dokunmuyormuş.

Kendi kaleminden Hasan Gülas
*1955'den beri Rize'yle ilgili binlerce dia muhtelif takvim ve çeşitli kartpostallarla Rize'nin doyumsuz güzelliğini sergileyerek Rize'yi tanıtmak için uğraştım. TRT'de çektiğim Rize manzaraları çoğu kez yer aldı. Ayrıca yine hazırladığımız Rize Video Belgeselleriyle güzel yöremizi tanıtmaya çalıştık ve çektiğimiz bu belgeselleri hediye olarak birçok devlet adamlarına, milletvekillerine ve yabancı turizm şirketlerine yolladık.

*Yaptığım bu çalışmaların temel gayesi Rize'nin dünya çapındaki doyumsuz güzelliğinin anlaşılması ve ortaya çıkmasıdır. İşte bu nokta çok önemlidir. Çünkü Rize'nin bu denli büyüleyici bir doğaya sahip olduğu bilinmiyordu. Dolayısıyla da gerek turizm alanında olsun gerek tanıtım alanında olsun yöremizin bu özelliklerinden faydalanılmıyordu. Ama şimdi öyle değil. Bu değerlerin farkına varıldı ve çalışmalara da çoktan başlandı. İşte bunun nedeni de bu yörenin gerek video belgeselleriyle gerek kartpostallarla tanıtılması ve bunların devlet büyüklerine gösterilmesidir.

*Büyük şehirlerde şehirlerdeki yoğun stresli hayat standartları insanları bunaltıp yorgun düşürmektedir. Bu da dinlenme yerlerinin insanları stresten bunalımdan çıkaracak yerleri yani doğayı günümüzde insan için kaçınılmaz kılıyor. Yani doğayı insanlar için bir mecburiyet kaynağı kılıyor. İşte bu mecburiyet ve de yöremizin muhteşem doğa güzelliği beni böyle bir çalışmaya itmiştir diyebilirim.

*Yöremiz dağ turizmi açısından çok büyük bir potansiyele sahip. İşte bu doğrultuda turizme yönelik birçok çalışma yapılabilir. Ama bana göre en büyük sorun altyapı vede yol sorunudur. Bilhassa yollar yapıldığı an işler daha da kolaylaşacaktır. Böyle oluncada büyük bir turizm potansiyeline sahip Ayder ve çevresi yörelerimiz daha da değer kazanacaktır. Yine Ayder'in bir kaç köylünün mülkiyetinde olması nedeniyle burada yapılacak faaliyetler de haliyle kısıtlanmış oluyor. Biz Ayder'in karşısında yer alan ormanlıktan bir yolla bu bölgenin Seyran Yaylası'na bağlanmasıyla bu sorunun kökünden giderileceğine inanıyoruz. Ayrıca bu yöreler arasında yer alan Ormanlık bölgeyi doğallığım bozmadan yapılacak yayla tipi evlerle turizm konaklama merkezi haline getirme planlarımızda şu an mevcuttur.

*Bilhassa bu yöredeki doğal ormanın kesilmeyip bu yörenin milli park statüsüne alınması taraftarıyız. Çünkü burası yaradılış olarak doğal bir milli parktır.

*Önümüzdeki yaz Rize'de dağ turizmiyle ilgili bir kooperatif kurmayı planlıyoruz. Buraya isteyen hemşerimiz üye olabilecek. Bütün konaklama tesisleri ormanın doğallığım bozmadan dağ evi tipinde ormanın içinde yer alacak. Üye olan Hemşerilerimiz isterlerse kendileri tatillerini burada geçirecekler, istekleri halinde de bu evler turistlere kiralanarak her nevi pansiyon şeklinde işletilecektir. Böylece hem yöremize turizm kaynaklı bir gelir kaynağı kazandırmış olacak hemde hemşerilerimiz tatillerini kendi yörelerinde doğayla baş başa olarak geçirme imkanına sahip olacak.

Çektiğimiz belgeselleri yabancı turizm acente ve kuruluşlarına gönderip karşılığında da çok beğenildikleri haberlerini alıyoruz.

* Ülkemizde yeşili böyle devamlı mevcut olana bir yer yok. Hatta ben şuna şahit oldum bizim bazı manzaraların Türkiye'de olduğuna bile inanılmıyor. Yani insan bu kadar doğal tropikal yani değişik bir güzellik karşısında ister istemez etkileniyor.

*Çeşitli yarışmalarda ödül ve mansiyonlar aldım. 35 bin çekim arasında elimde binlerce dia mevcut bu da haliyle geniş bir koleksiyon oluşturuyor. Aslında ben bu işi mesleğimin dışında bir hobi olarak yapıyorum.

* Dünya hayatı bir rüyadır. Herkes bir gün bu rüyadan uyanacak. Hırslarınızı ilişkinizi buna göre ayarlayın. Bu alemde iz bırakarak sonsuza uğurladığımız Hasan Gülas Amcaya Allah'tan rahmet diliyoruz. Mekanı cennet Olsun. Ailesine ve sevdiklerine başsağlığı diliyoruz…



Fotoğrafçı babanın fotoğrafçı oğlu; (Soldan sağa Malike Gülas, Cemal Gülas, Hatice Gülas ve Hasan Gülas. (Boğaziçi Köyü, Çamlıhemşin, Rize, 1957) (Foto: Hasan Gülas)


Üç kuşak Gülas Ailesi: Hasan Gülas (dede), Cemal Gülas (baba) ve Ömer Gülas (oğul). (Boğaziçi Köyü, Çamlıhemşin, Rize, 2007)


Editör: Haber Merkezi