Çaykur Rizespor’da yaz transfer döneminin sona ermesiyle birlikte gelen ve giden oyuncular üzerinden yapılanma yeniden tartışma konusu olurken, yeşil-mavililerin 24,5 yaş ortalamasıyla Süper Lig’in en genç iki takımından biri olması pozitif ve negatif yönleri ile düşündürüyor.
Çaykur Rizespor açısından transfer dönemini yalnızca “kim geldi, kim gitti?” üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Asıl mesele, gönderilen oyuncuların tecrübesiyle kadroya katılan isimlerin potansiyeli arasındaki dengenin doğru kurulup kurulmadığı.
Rizespor’un yollarını ayırdığı oyunculara baktığımızda, önemli bir ortak nokta göze çarpıyor.
Samet Akaydın, Casper Højer, Halil Dervişoğlu, Loide Augusto, Benhur Keser ve Altın Zeqiri gibi isimlerin önemli bölümü Süper Lig’i bilen, rakiplerini tanıyan ve bu ligin temposunu tecrübe etmiş oyunculardı.
Elbette bu oyuncuların tamamının takımda tutulması gerektiğini söylemek mümkün değil. Yaş, performans, maliyet veya teknik heyetin tercihleri gibi birçok gerekçe transfer kararlarında etkili olabilir.
Ancak özellikle Samet Akaydın ve Casper Højer gibi savunma tecrübesi bulunan oyuncuların gönderilmesi, hücumda ise Loide Augusto ve Altın Zeqiri gibi isimlerle yolların ayrılması ister istemez şu soruyu beraberinde getiriyor:
“Atanın ve tutanın iyi olacak” denilen bir ligde Rizespor bu iki noktada ne kadar güçlü?
Bunun cevabını sezon ilerledikçe alacağız.

TRANSFERDE ASIL SORUN: TECRÜBE Mİ, POTANSİYEL Mİ?
Rizespor’un yıllardır en sancılı başlıklarından birinin transfer olduğunu düşünüyorum.
Her sezon genç yetenek transferleri yapılıyor. Her sezon geleceğe yatırım söylemi öne çıkıyor. Ancak burada artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten geleceğe yatırım mı yapıyoruz, yoksa her sezon yeniden kadro kurmak zorunda mı kalıyoruz?
Zakarya Aris, Siaka Bakayoko, Moussa Diakité, Iustin Doicaru, Umut Erdem, Tayyip Talha, Ahmed Kutucu, Can Bozdoğan ve Gennaro Borrelli gibi isimlerin önemli bir bölümü Rizespor açısından henüz tam anlamıyla kendisini ispatlamış oyuncular değil.
Bazı isimlerin elbette ciddi potansiyeli olabilir. Bazıları ilerleyen haftalarda beklentilerin çok üzerine de çıkabilir.
Fakat transfer yapıldığı gün oyuncunun potansiyelinden çok, Rizespor’un bugününe ne vereceği de konuşulmalı.

LİGİ BİLMEYEN KADROYA GÜVENMEK KOLAY DEĞİL
Süper Lig başka bir lig.
Burada yetenek kadar lig tecrübesi, fiziksel mücadele, deplasman atmosferi, hakem standardı, rakiplerin oyun alışkanlıkları ve sezonun uzunluğu da önem taşıyor.
Bir oyuncunun kendi liginde başarılı olması, Süper Lig’de de aynı başarıyı göstereceği anlamına gelmiyor.
Rizespor’un bu transfer döneminde dikkat çeken tarafı ise bazı bölgelerde Süper Lig tecrübesi sınırlı veya tamamen kapalı kutu sayılabilecek oyunculara yönelmesi oldu.
İşte burada yönetimin “gençleştirme” politikasıyla “takımın rekabet gücü” arasındaki dengeyi nasıl kurduğu önem kazanıyor.

GENÇLEŞMEK TEK BAŞINA BAŞARI GETİRMEZ
Rizespor şu anda 24,5 yaş ortalamasıyla Süper Lig’in en genç iki takımından biri konumunda.
Genç takım kurmak elbette kötü bir fikir değil.
Tam tersine, doğru oyuncu grubunu yakaladığınızda gençlik hem sportif hem de ekonomik açıdan kulübe büyük avantaj sağlayabilir.
Ama gençleşmek ile tecrübesizleşmek aynı şey değil.
Genç oyuncunun yanında ona yol gösterecek, zor maçlarda sorumluluk alacak, soyunma odasında ağırlığını koyacak deneyimli futbolcuların da bulunması gerekiyor.
Çünkü sezon başında her şey güzel görünebilir.
Asıl mesele işler kötü gittiğinde ortaya çıkacak.

KADRO RİZESPOR’A AVANTAJ MI SAĞLAYACAK?
Şimdi önümüzde çok net bir soru var:
24,5 yaş ortalaması Rizespor için avantaj mı olacak, yoksa sezon içerisinde canımızı yakacak mı?
Bunun cevabını transfer verileri değil, sahadaki futbol verecek.
Genç oyuncular hızlı gelişir, fiziksel olarak sezon içerisinde yükseliş gösterebilir, ekonomik değer kazanabilir.
Ama aynı genç oyuncuların formsuzluk dönemleri, baskı altında hata yapma ihtimalleri ve Süper Lig tecrübesizliği de olabilir.
Dolayısıyla mesele yaş ortalamasının düşük olması değil.
Mesele, o yaş ortalamasının içerisinde doğru oyuncuları bulabilmek.

RİZESPOR’UN ARTIK BİR SİSTEME İHTİYACI VAR
Yıllardır onlarca genç oyuncunun “geleceğin yıldızı” etiketiyle transfer edildiğini görüyoruz.
Ancak geçmişte Rizespor’un bu şekilde transfer ettiği bazı oyunculardan sportif anlamda yeterince faydalanamadığı, sonrasında ise kiralama veya bonservis maliyetleri nedeniyle ekonomik yükle karşı karşıya kaldığı dönemler yaşandı.
İşte bu nedenle genç oyuncu transfer etmek tek başına bir proje değildir.
Asıl proje;
Oyuncuyu bulmak, geliştirmek, oynatmak, değerini artırmak ve gerektiğinde doğru zamanda satabilmektir.
Eğer bunların tamamı bir sistem içerisinde yapılmıyorsa, her sezon yapılan onlarca genç transferinin kulübe yalnızca maliyet oluşturma ihtimali de var.
Bu tablo, kurumsal ve sistematik yapılanma iddiasındaki bir kulüp için yeniden düşünülmesi gereken bir konu.

TEKNİK HEYETİN İŞİ ŞİMDİ BAŞLIYOR
Transfer dönemi kapandı.
Artık mazeret dönemi de kapandı.
Kim geldi, kim gitti tartışmasının yerini artık kim oynuyor, takım nasıl oynuyor ve alınan oyunculardan ne kadar verim alınıyor? soruları almalı.
Recep Uçar’ın elindeki kadro artık belli.
Şimdi teknik heyetin görevi, genç oyuncuların enerjisiyle tecrübeli isimlerin liderliğini doğru bir sistem içerisinde birleştirmek.
Çünkü transferde yapılan tercihler ne kadar tartışılırsa tartışılsın, futbolun nihai karar mercii yine saha olacak.

SON SÖZ: BEKLEYİP GÖRELİM
Ben Rizespor’un her yıl çok sayıda genç oyuncu almasını doğru bulmuyorum.
Genç oyuncu alınmasın demiyorum.
Tam tersine, doğru genç oyuncu alınsın diyorum.
Süper Lig seviyesinde kendisini kanıtlamış birkaç oyuncunun yanına gelişime açık gençleri koymak, bana göre çok daha sağlıklı bir model.
Bu sezon ise Rizespor farklı bir tercih yaptı.
Tecrübenin bir bölümünü gönderdi, gençliğin dozunu artırdı.
Şimdi hep birlikte göreceğiz:
Bu gençlik Rizespor’a kanat mı olacak, yoksa sezon içerisinde ayağına dolanan bir yük mü?
Cevabı sahada verecek.
Şimdilik söylenecek tek şey var:
Hayırlısı diyelim, bekleyip görelim.