Bütün ekonomi kitaplarında yazar: Ekonomi asla yalnızca ekonomi değildir. Ekonomi aynı zamanda psikolojidir, sosyolojidir ve daha birçok şeydir. Bu durumu çok güzel anlatan kısa bir dünya turu yapalım.

Amerikalılar işsizlikten, Almanlar enflasyondan, Türkler ise doların yükselmesinden korkar. Çünkü toplumların ekonomik korkularını geçmişte yaşadıkları büyük travmalar şekillendirir. Yani ekonomiye sosyoloji ve psikoloji de yön verir.

Neden mi?

Çünkü Amerikalının hafızasında 1929 Büyük Buhranı ve milyonlarca işsiz, Alman’ın hafızasında ise 1923 hiperenflasyonu vardır. Türk insanı içinse dolar yalnızca yabancı bir para birimi değildir. Geçmişte yaşadığımız ekonomik krizler, doların yükselişiyle ilgili bu toplumsal hassasiyeti daha da güçlendirmiştir.

Madem Türk insanının gözü dolardadır, biz de Rize’nin göz bebeği yaş çaya bir kez doların penceresinden bakalım.

Çay, Rize için sıradan bir tarım ürünü değildir. Çay; bahçedeki emek, evdeki aş, çarşıdaki hareket, esnafın umudu ve öğrencinin harçlığıdır. O kadar ki Rize’de hayatın ritmi büyük ölçüde çay mevsimine göre şekillenir. Birinci sürgün başladığında yalnızca bahçeler değil, şehrin ekonomisi de hareketlenir. Bir kere İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in Rizelileri soluğu Rize’de alır. Sonra ne olur? Çay nakde dönüşür; üreticinin eline geçen para manava, bakkala, pazara, nakliyeciye ve daha birçok sektöre yayılır.

Kısacası çay, Rize ekonomisinin yeşil damarıdır.

Peki, bu yeşil damarın son 25 yıllık yeşil dolar serüveni bize ne söylüyor?

Takvimler 2002 yılını gösterdiğinde üreticiye bir kilogram yaş çay için 32 kuruş ödeniyordu. Bu tutarın o günkü dolar karşılığı yaklaşık 22 centti. Başka bir ifadeyle üretici, bir ton yaş çay sattığında yaklaşık 220 dolarlık gelir elde ediyordu. Gel zaman git zaman, yaş çayın hem Türk lirası hem de dolar karşılığı yükselmeye başladı.

Bugün geldiğimiz noktada, 2026 yılı yaş çay fiyatı kilogram başına 35 lira olarak belirlendi. Fiyatın açıklandığı günkü dolar kuru üzerinden hesaplandığında bir kilogram yaş çayın karşılığı yaklaşık 77 cente ulaşıyor.

Yani 2002’de kilogramı yaklaşık 22 cent olan yaş çay, bugün yaklaşık 77 cent ediyor. Bir ton yaş çayın brüt karşılığı da yaklaşık 220 dolardan 770 dolara yükselmiş durumda.

Başka bir ifadeyle, üreticiye ödenen yaş çayın kilogram fiyatı son 25 yılda nominal dolar bazında yaklaşık üç buçuk katına çıktı.

Elbette bu hesap, üreticinin cebine giren toplam paranın dolar karşılığını gösteriyor. Üreticinin gerçek kazancını belirlemek için gübre, işçilik, taşıma, budama ve toplama maliyetlerini de dikkate almak gerekir. Çünkü kazanç, yalnızca ürünün kaça satıldığıyla değil, o ürünü yetiştirmek için ne kadar harcandığıyla da ölçülür.

Buna rağmen ortaya çıkan 25 yıllık tablo önemlidir. Günün sonunda bakıldığında, yaş çay fiyatının yalnızca Türk lirası cinsinden değil, dolar karşısında da belirgin biçimde yükseldiğini gösteriyor.

Madem dolar, madem Türk lirası, madem ekonomi; insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Çayın dolar karşılığı 25 yılda yaklaşık üç buçuk katına çıktığına göre, acaba dolar mı saklasaydık, çay mı?

Aslında ikisi de ayrı bir dert. Doları saklasaydık kurunu takip edecektik, çayı saklasaydık büyük ihtimalle bayatlatacaktık.

En iyisi doları ekonomiye, çayı demliğe, hak ettiği kazancı da üreticinin cebine bırakmak.