Geçtiğimiz cuma günü AK Parti’nin kuruluşunun 25. yılı kutlandı.
Elbette kutlamalar görkemliydi.
Dile kolay…
Çeyrek asır.
14 Ağustos 2001’de kurulan, yaklaşık 15 ay sonra girdiği ilk genel seçimden birinci çıkan, o günden bugüne merkezi iktidarı ve yerel yönetimleri bırakmayan bir siyasi hareketten söz ediyoruz.
Neredeyse tamamı iktidarda geçen bu 25 yıl için 25 tane değil, 25 bin tane yazı kaleme almak mümkün.
Ekonomiyi yazarsınız.
Dış politikayı yazarsınız.
Yolları, köprüleri, hastaneleri, savunma sanayiini yazarsınız.
Hataları yazarsınız.
Eksikleri yazarsınız.
Krizleri, seçimleri, 367 kararlarını, e-muhtıraları, darbeleri, tartışmaları yazarsınız.
Sevenleri yazarsınız, kızanları yazarsınız.
Ama bugün bunların hiçbirisini yazmayacağım.
Çünkü bugün başka bir şeye baktım.
Ve kendime çok basit bir soru sordum:
Demokratik ülkelerde, 20. ve 21. yüzyılda seçimlerle işbaşında kalan siyasi liderler arasında kim, ülkesinin yönetiminde en uzun süre aralıksız kalmış?
Başbakan, cumhurbaşkanı…
Ben unvana bakmadım.
Siyasi liderliğin ve ülke yönetiminin merkezinde aralıksız bulunmasına baktım.
Ortaya ne çıktı dersiniz?
Recep Tayyip Erdoğan.
Evet…
Türkiye’de lider.
Dünyada da lider. Hem de öyle ki, beraber yürüdük biz bu yollarda, şarkısının yanına, kimler geldi kimler geçti, şarkısını eklemeye değecek kadar.
Önce Türkiye’ye Bakalım
Cumhuriyet tarihimizin uzun siyasi dönemlerini önümüze koyalım.
Mustafa Kemal Atatürk:
29 Ekim 1923 – 10 Kasım 1938.
Yaklaşık 15 yıl.
İsmet İnönü:
11 Kasım 1938 – 22 Mayıs 1950.
Yaklaşık 11 yıl 6 ay. Tamam, tek parti dönemi iktidarları ama olsun, sonuçta bu memleketin tek partili dönemleri.
Adnan Menderes:
22 Mayıs 1950 – 27 Mayıs 1960.
Yaklaşık 10 yıl kesintisiz başbakanlık.
Süleyman Demirel:
En uzun kesintisiz başbakanlık dönemi 1965–1971.
Yaklaşık 5 yıl 5 ay. Daha sonraki yıllarda defalarca yeniden başbakan oldu ve 1993’te Cumhurbaşkanlığına seçildi; ancak görev dönemleri kesintisiz değildi.
Turgut Özal:
13 Aralık 1983’te başbakan oldu, 1989’da Cumhurbaşkanlığına geçti ve 17 Nisan 1993’teki vefatına kadar devletin en üst siyasi makamında kaldı. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 9 yıl 4 aylık kesintisiz bir dönem.
Ve…
Recep Tayyip Erdoğan.
14 Mart 2003’te Başbakanlık koltuğuna oturdu.
2014’te halk tarafından Cumhurbaşkanı seçildi.
Bugün 16 Ağustos 2026.
Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerini birlikte ele aldığımızda, ülke yönetiminin siyasi merkezinde 23 yıl 5 aydır aralıksız bulunuyor.
Türkiye tablosunda sonuç açık.
Ama bir de dünyaya bakalım.
Peki Dünyada Durum Ne?
Burada özellikle bir sınır koydum.
Diktatörlükleri saymadım.
Tek parti rejimlerini saymadım.
Askerî yönetimleri saymadım.
Seçimin göstermelik olduğu sistemleri de bu karşılaştırmanın dışında tuttum.
Demokratik seçimlerle yönetilen ülkelerdeki uzun siyasi liderliklere baktım.
Ve ortaya oldukça ilginç bir ilk beş çıktı.
1- Recep Tayyip Erdoğan – Türkiye
14 Mart 2003 – bugün
23 yıl 5 ay ve devam ediyor.
2- Tage Erlander – İsveç
11 Ekim 1946 – 14 Ekim 1969
23 yıl.
3- Jean-Claude Juncker – Lüksemburg
20 Ocak 1995 – 4 Aralık 2013
Yaklaşık 18 yıl 10 ay başbakanlık yaptı.
4- Robert Menzies – Avustralya
19 Aralık 1949 – 26 Ocak 1966
Kesintisiz ikinci başbakanlık dönemi yaklaşık 16 yıl 1 ay sürdü.
5- Helmut Kohl – Almanya
1 Ekim 1982 – 27 Ekim 1998
Yaklaşık 16 yıl.
Bu arada Angela Merkel’i de unutmayalım.
O da 2005–2021 arasında yaklaşık 16 yıl Almanya Şansölyeliği yaptı. Yani Kohl’le neredeyse aynı çizgide.
Şimdi bir daha bakalım.
İsveç’te Tage Erlander: 23 yıl.
Lüksemburg’da Juncker: yaklaşık 19 yıl.
Avustralya’da Menzies: 16 yıl.
Almanya’da Kohl ve Merkel: 16’şar yıl.
Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan:
23 yılı aşkın süredir ve hâlâ devam ediyor.
Üstelik kaç seçimden geçerek…
Kaç ekonomik krizden geçerek…
Kaç iç ve dış siyasi krizden geçerek…
15 Temmuz gibi bir darbe girişiminden geçerek…
Partisinden önemli isimlerin ayrılmasını görerek…
Bir değil, birkaç kuşağın seçmen olduğu bir dönemi yaşayarak…
Ve bütün bunların sonunda hâlâ ülkenin başında.
İşte benim 25. yılda dikkatimi çeken esas nokta bu.
Elbette birileri çıkıp Erdoğan’ın 25 yılı içerisinde şunu yanlış yaptı, bunu eksik yaptı diyecektir.
Doğrudur.
Bir başkası çıkıp şu yatırımı yaptı, şu sorunu çözdü, Türkiye’yi şu alanda ileri götürdü diyecektir.
O da doğrudur.
Çünkü çeyrek asırlık bir siyasi dönemin yalnız doğruları olmaz.
Yalnız yanlışları da olmaz.
Zaten söyledim.
Sayın Erdoğan’ın çeyrek asırlık siyasi dönemi hakkında 25 tane değil, doğrularıyla yanlışlarıyla 25 bin tane yazı kaleme almak mümkün.
Onları yazarız. İktidarın doğrularını da yazarız.
Yanlışlarını da…
Muhalefetin bunca yıl boyunca neden güçlü ve kalıcı bir iktidar alternatifi ortaya koyamadığını da konuşuruz.
Ekonomiyi de konuşuruz.
Adaleti de.
Dış politikayı da.
Belediyeleri de.
Gençleri de.
Emeklileri de.
Hepsinin zamanı gelir.
Ama bugün değil.
Çünkü bugün AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümünün hemen ertesi.
Bugün benim için kendi gözlemlerime göre muhasebe günü değil.
Bugün tebrik günü.
Bir siyasi lideri seversiniz ya da sevmezsiniz.
Oy verirsiniz ya da vermezsiniz.
Politikalarını desteklersiniz ya da eleştirirsiniz.
Ama demokratik siyasette yaklaşık çeyrek asır boyunca sandığın karşısına çıkıp ülke yönetiminin merkezinde kalabilmek, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun dikkate değer bir siyasi başarıdır.
Rakamlar da bunu söylüyor.
Türkiye siyasi tarihi de bunu söylüyor.
Dünya örnekleri de bunu söylüyor.
O hâlde 25. yılda hakkını teslim etmek gerekiyor.
Tebrikler Sayın Recep Tayyip Erdoğan.
Tebrikler AK Parti.
Ve tebrikler AK Partililer.
Çeyrek asrın sonunda rakamların söylediği en kısa cümle de galiba şu:
Erdoğan, Türkiye’de de dünyada da lider.