Neredeyse Malazgirt Meydan Muharebesi'nden bu yana benim ülkemde üç meslek oldukça popülerdir:
Doktorluk, avukatlık ve mühendislik..

.Siz hiç evladını anlatan bir anne babanın göğsünü gere gere:
"Benim oğlum işletmecidir." dediğini duydunuz mu?
İşletmeciler yanlış anlamasın. Üniversite eğitimi aldığım alanlardan biri de işletme. Ancak benim ülkemde gerçeklik biraz farklıdır.
Anne babalar, evlatlarına kız isterken bile bu üç mesleği daha büyük harflerle söyler:
"Bizim oğlan DOKTOR."
"Bizim kız AVUKAT."
"MÜHENDİS damadımız var."
Bu meslekler yalnızca bir geçim kapısı olmadı; uzun yıllar boyunca toplumsal itibarın da en gösterişli tabelası oldu.
Hâl böyle olunca, üniversite tercihlerinde hukuk fakültelerinin önünden bekleme sırası hiç eksik olmadı.
Geçtiğimiz günlerde Rize Barosu'nun ekim ayının ilk haftasında seçime gideceğine dair bir haber okudum. Şimdiden seçilecek hukukçumuzu tebrik ediyorum.
Haberde, 307 avukatın oy kullanacağı yazıyordu.
Doğrusu şaşırdım.
Bizim Rize'de 307 avukat...
"Bu sayı biraz fazla değil mi?" diye düşündüm.
Sonra oturdum, araştırdım.
Meğer Rize'de avukat çok değilmiş.
Rize'nin nüfusu 346 bin 947. Baroya kayıtlı avukat sayısı ise 307. Yani bir avukata yaklaşık 1.130 kişi düşüyor.
Üstelik dikkat çekici bir ayrıntı daha var:
Rize'deki avukatların 150'si kadın, 157'si erkek. Aradaki fark sadece yedi.
Doğrusu, benim memleketime de bu yakışırdı.
Buraya kadar her şey güzel.
Asıl mesele Türkiye tablosuna baktığımızda ortaya çıkıyor.
Türkiye'de 2020 yılı sonunda 143 bin 330 olan avukat sayısı, 2025 yılı sonunda 206 bin 678'e ulaştı. Beş yıldaki artış yüzde 44.
Bugün Türkiye'de yaklaşık her 417 kişiye bir avukat düşüyor.
Oysa Türkiye'nin nüfusu aynı dönemde yüzde 44 artmadı.
Dava sayıları yüzde 44 artmadı.
Ticaret hacmi, şirket sayısı ve hukuki hizmet ihtiyacı da aynı oranda büyümedi diye düşünüyorum.
Ancak hukuk fakülteleri mezun vermeye, gençler cübbe giymeye ve yeni bürolar açılmaya devam ediyor.
Eskilerin deyimiyle, teşbihte hata olmaz:
Pasta aynı hızla büyümüyor ama sofraya sürekli yeni misafirler oturuyor.
Rekabet artıyor.
Ücretler baskılanıyor.
Mesleğe yeni başlayan genç avukatlar daha zorlu bir mücadeleye giriyor.
Tam da bu noktada son yılların en popüler tartışmasına geliyoruz:
Yapay zekâ avukatların elinden işi alacak mı?
Elbette yapay zekâ; dilekçe hazırlayacak, içtihat tarayacak, sözleşme analiz edecek ve birçok rutin işlemi hızlandıracak. Fakat bana sorarsanız, avukatlık mesleğinin önündeki en büyük risk yapay zekâ değil.
Asıl risk, mesleğin kendi içindeki kontrolsüz büyümesi.
Çünkü hiçbir teknoloji, aynı pasta etrafında her yıl biraz daha artan sandalye sayısı kadar etkili bir rekabet oluşturamaz.
Bu yüzden soruyu yeniden sormanın zamanı geldi:
Avukatlık mesleği için daha büyük tehlike yapay zekâ mı, yoksa avukat sayısındaki hızlı artış mı?
Benim cevabım şimdilik oldukça net:
Avukatın işini yapay zekâ değil, avukat çokluğu alacak.