Maalesef Çaykur Rizespor’un içinde bulunduğu süreçte, siyasi gücün ve futbolun içinden gelmemiş yöneticilerin etkisini görüyoruz.
Yıllardır her platformda sesimizi duyurmaya çalışsak da bu anlayışın değişmesini sağlayamadık.
Bir şehrin kaderiyle, tutkusuyla ve hayalleriyle oynanmaya devam ediliyor.
Yıllardır örnekler verdik, yol haritaları çizdik, fikirler sunduk. “Bir araya gelelim, bu işin içinden gelmiş spor adamlarını yönetim anlayışının bir parçası hâline getirelim, sistemi bu şekilde kuralım. Bizler aynı yolun yolcusuyuz.” dedik.
Biz söyledik, biz dinledik. Hiçbiri yanaşmadı. Çünkü pasta çok büyük!
Rize, futbola düşkün, yeşil-mavi armaya âşık, tutkulu bir şehir…
Ancak sportif anlamda öyle yanlışlara imza atılıyor ki aklın ve mantığın almadığı işler…
Çok uzağa gitmeye gerek yok
Bu yıl bir yönetim değişikliği yaşandı. Aslında burası da üzerinde durulması gereken önemli bir nokta. Ancak ben sporun içinde kalmayı tercih ediyorum. Yeni yönetim göreve geldiğinde ortada bir takım şablonu vardı. Eksikler belli, yapılması gerekenler belli.
Ancak biz şu gerçeği her zaman görmezden geliniyor:
Bu kulüpte işin doğruları yapılmıyor, sistem kişilerin keyfi istekleri doğrultusunda…
Bu anlayış, Rizespor’da adeta bir kural hâline geldi.
Her şeyi belirleyen bir üst akıl olacak, göstermelik bir başkan seçilecek, “Şu yöneticiler olmazsa olmaz.” denilecek.
Transferleri, teknik direktöre dahi danışmadan yapacaklar. İşler iyi giderse başarıyı sahiplenip “Biz başardık.” diyecekler. İşler kötüye gittiğinde ise tek suçlu teknik direktör olacak.
“Sistemi yok”, “Oyunu okuyamadı”, “Bu iş onun işi değil.” gibi yorumlarla bir teknik direktör gönderilecek, yerine başka bir teknik direktör getirilecek.
Peki, sorunlar çözülecek mi? Hayır!

Sezon başında deplasmanda alınan galibiyetler suni umutlar verse de kazandığımız maçlardan sonra bile uyarılarımızı sürdürdük.
“Takımlar henüz hazır değil. Fikstür açısından bize uygun takımlarla oynuyoruz. Zorlu sürece girdiğimizde sıkıntılar yaşayacağız. Kadromuz yeterli değil, transferler yetersiz.” dedik.
Ancak kimse bu uyarılara kulak asmadı.
Her mağlubiyetin ardından bahaneler üretildi. İyi oynadığımız söylenerek yapılan hatalar görmezden gelindi. Bugün geldiğimiz nokta ortada: Çaykur Rizespor, ligin son beş takımı arasında yer alıyor.
Peki, suçlu kim? Bu soruyu sorduk. Ancak herkes üç maymunu oynuyor.

KIRAVATLILAR, SİZE SESLENİYORUM!
Bu şehir artık verilen sözlere eskisi gibi inanmıyor, duyduğu her açıklamaya güvenmiyor. Yıllardır bu kulübün içinde yer alan ve katkıları tartışılan isimler var. Şehir artık aynı anlayışın devam etmesinden yoruldu.
Taraftara hayal satmayın! Daha düne kadar Rizespor’un kapısından geçmeyen, maçlarına gitmeyen isimler bugün yönetici konumunda.
Bu kulüple olan bağınız nedir? Amacınız ne? Bu şehre, bu takıma ve bu taraftara ne katıyorsunuz?
Bu şehre, takıma ve taraftara hizmet eden herkesin başımızın üstünde yeri var. Ancak görevini kulübün menfaatleri doğrultusunda yerine getirmeyen, sorumluluğunu taşımayan ve liyakatten uzak bir yönetim anlayışını kabul etmek mümkün değil.
Daha önce yaptığım uyarıyı bir kez daha tekrarlıyorum: Bu anlayışla devam edildiği sürece Çaykur Rizespor, bu sezon küme düşme tehlikesini en fazla hissedecek takımlardan biri olacaktır.

Yarın çok geç olabilir!
Çünkü söz konusu olan yalnızca bir futbol takımı değil; bu şehrin tutkusu, hayalleri ve yeşil-mavi renklere gönül vermiş binlerce insanın umududur.