Yaklaşık bir aydır fon olayıyla yatıp kalkıyoruz. Kaldı ki zaten yatıp kalkılmayacak gibi de değil. Bana göre bütünsel anlamda bakıldığında Türkiye’nin son 25 yılda yaşadığı en önemli olaylardan biri. AK Parti’nin ise kapsamı ve muhtemel sonuçları açısından karşı karşıya kaldığı en önemli mesele.
Çünkü bu olay yalnızca ekonomik bir sorun değil. Siyasetten bürokrasiye, hukuktan kamu yönetimine, ahlaktan toplumsal güvene kadar pek çok alanı ilgilendiriyor.
Öncelikle birkaç görüşümü kısaca tekrarlamak istiyorum.
Birincisi, bu konunun üzerine hiç taviz verilmeden, büyük bir ciddiyetle gidilmeye devam edilmeli.
İkincisi, olayın üzerine gidiyoruz diye ortalık kırılıp geçirilmemeli. Evet, ekonomik büyüklük açısından Türk ekonomisinin küçük bir parçası diyebiliriz. Ancak bu konu doğru yönetilmezse sonuçları ekonominin geneline yansıyabilir.
Bir başka mesele de mağdurların hakları teslim edilirken yeni mağduriyetler oluşturulmaması. Çünkü hiç kimse kafasına silah dayanarak fon aldırılmadı.
Son olarak, şu “Bu işin arkasında İsrail var, FETÖ var, Amerika var” söylemlerini de bırakın artık. Elbette onlar bu durumu kendi çıkarları için kullanmaya çalışacaktır. Hatta üzerinde horon oynayacaklardır. Ama meseleyi bu şekilde sulandırırsanız vermek istediğiniz mesaj yerine ulaşmaz.
Gelelim bugünkü konumuza.
Bir defa altını kalın çizgilerle çizelim: Fonda işlem yapan herkes vurguncu değildir!
Bu olayda bana göre üç ayrı kesim var: Mağdurlar, mağrurlar ve madrabazlar.
Mağdurlar var. Bunlar, tamamen yasal olduğunu düşünerek, risk alıp yatırım yapan insanlar.
Madrabazlar var. Bunlar, ismi, makamı, mevkisi ne olursa olsun, bizim Rize’deki deyimle, dereden kütük kapmaya çalışanlar.
Mağrurlar var. Bunlar ise aslında olayın farkında oldukları hâlde isimlerini, görevlerini ve itibarlarını düşünerek bu işe hiç bulaşmayanlar.
İşte bu üç kesimin birbirinden çok ciddi şekilde ayrılarak işlem yapılması gerekiyor.
Nasıl mı? Söyleyeyim.
Kurumlarına güvenmiş, hukuk sistemine inanmış, riskli de olsa yasal olduğunu düşündüğü bir ekonomik faaliyette bulunmuş.
Bunun karşılığında başına gelebilecek en kötü şey, yatırımının değer kaybetmesi olmalı. Birilerinin haksız kazançları uğruna batırılmak değil! Bunlar mağdur. Mağduriyetleri hukuk çerçevesinde asgari düzeyde de olsa ortadan kaldırılmalı.
Bir de içeriden bilgi alarak haksız kazanç sağladığı, hadi Türkçesini söyleyelim, vurgun yaptığı iddia edilenler söz konusu.
Ayrıca fonları suç gelirlerini aklamak amacıyla kullananlar varsa onlar da aynı kapsamda değerlendirilmeli.
Madrabaz dediğim tam da bu kesim!
Üzerlerine öyle gidilmeli ki hem yaşanan olay bütün yönleriyle aydınlatılmalı hem de bundan sonra benzer işlere kalkışmayı düşünenler için ciddi bir ders olmalı.
Bu noktada hemen söyleyeyim, konu kamu yöneticileri açısından değerlendirildiğinde ise işin ahlaki ve helal kazanç boyutu da göz ardı edilmemeli.
Yalnızca ekonomik kazançtan söz etmiyorum. Görevin kötüye kullanılması, kamu gücünün kişisel çıkarlara alet edilmesi ve insanların iyi niyetinin kötüye kullanılması ihtimallerinden de söz ediyorum.
Bu bölümde üçüncü kesime, yani mağrurlara özel bir parantez açmak gerektiği kanaatindeyim.
Çünkü bir insanın önüne her zaman maddi menfaat sağlamak için ortam çıkabilir. Hele ki elinde makam, yetki ve bilgi varsa bu ortamlar daha da çoğalabilir. Bazen insanın en büyük kazancı, öyle ya da böyle kazanabileceği paradan vazgeçme olgunluğunu göstermesidir.
Özellikle kamu görevi yürütenler açısından mesele yalnızca kanunlara uygun davranmak değildir. O makamın itibarını, kendisine duyulan güveni ve taşıdığı sorumluluğu da korumaktır.
İşte bu nedenle, imkânı olduğu hâlde haksız kazanç ihtimalinden uzak duranları da görmezden gelmemeliyiz. Çünkü dürüstlük, sadece yanlış yapmamak değil, yanlış yapma imkânı varken de doğru kalabilmektir.
Ve gelelim son sözlerime.
Mağdurlara sözüm: Tamam, sisteme güvendiniz. Ama risk de aldınız. Bu nedenle kaybettiklerinizin tamamını geri almayı beklemeyin. Hukuken hakkınız olan elbette teslim edilmeli. Ancak yatırımın doğal risklerini de başkalarına yüklememelisiniz.
Madrabazlara sözüm: Sizi Allah’a havale ediyorum. Ama önce hukuk ve siyaset gereğini yapsın!
Mağrurlara sözüm: Size helal olsun! İmkânınız olduğu hâlde bu işe bulaşmadınız. İsminizi, makamınızı, itibarınızı milyonlara, milyarlara da olsa değişmediniz.
Son olarak bir de devletimize sözüm var:
Mağdurun hakkını koruyun, madrabazın hesabını sorun, mağrurun da alnından öpün.