Libya Temsilciler Meclisi, 20 Ekim 2026’da bir karar aldı; Akdeniz’in öteki kıyılarından açıklamalar yağmaya başladı.
İsrail kınım kınım kınadı. Yunanistan ciğerlerini patlatırcasına itiraz etti. Avrupa Birliği yöneticileri en derin üzüntülerini bildirdi.
Peki, ne olmuştu? Şöyle bir hatırlayalım.
Türkiye ile dönemin Trablus merkezli Libya hükümeti, 2019’da Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir mutabakat imzalamıştı. Bu mutabakatla Türkiye, kendisini kıyılarına sıkıştırmak isteyen hesaplara karşı somut bir adım atmıştı. Elbette bu da çok önemliydi.
Ancak Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi anlaşmaya karşı çıkıyordu. Dolayısıyla mutabakatı eleştirenlerin elinde sürekli salladıkları bir gerekçe vardı: Libya’nın kendi içinde bile anlaşmaya itiraz ediliyordu.
Şimdi?
O itiraz eden Meclis, mutabakatı onayladı. Yetmedi, önceki ret kararını da kaldırdı.
Başka söylemle, Libya’da dün Türkiye’nin karşısında duranlar da bugün aynı anlaşmanın arkasında duruyor.
Bana göre diplomatik başarının en önemli tarafı burada. İmza atmakla yetinmeyip dosyayı yıllarca takip etmek, ilişkileri geliştirmek ve karşı çıkanların da desteğini kazanmak…
İşte bu, bir yüzyıldır unuttuğumuz dış politikada sonuç almanın resmidir.
Gelelim Akdeniz kıyılarındaki limon yemişçesine yüz ekşitmelere.
İsrail, anlaşmanın yakın müttefiklerinin egemenlik haklarını ihlal ettiğini söylemiş. Vay vay… Yunanistan bildiğimiz yerde. Bu nedenle şaşırmadık. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Liderler Zirvesi Başkanı António Costa da ortak açıklamalarında derin üzüntülerini dile getirmiş.
Üstelik mutabakata “sözde” demişler. Bak sen…
İyi de, anlaşmanın başına “sözde” koyunca Libya Meclisinin kararı kendiliğinden siliniyor mu?
Öyleyse diplomasi ne kolaymış! Hoşuna gitmeyen kararın başına bir kelime ekle, bütün mesele çözülsün.
Keşke Libya’daki milletvekillerine de haber verseydiniz. Boşuna toplanıp oylama yapmışlar!
Açıklamada Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmalarını da bildirmişler. Bizim aklımızın ucundan geçmiyordu zaten!
Fakat bunu açık söylemeleri de güzel. Bu vesileyle hukuk değerlendirmesinin yanında siyasi yakınlığın adresini net olarak öğrenmiş olduk.
Elbette bu kararla Akdeniz’deki bütün uyuşmazlıklar bitmedi. Ama Türkiye’nin yıllardır arkasında durduğu mutabakatın Libya içindeki siyasi desteği bütün ülkeyi kapsadı. Böylece anlaşmayı yalnızca Trablus’taki yönetimin tercihi olarak gösterenlerin hesabı suya düştü.
Bakın, öylesine bir olaydan değil, Türkiye açısından tarihî değerde önemli bir diplomatik zaferden söz ediyoruz.
Öyle ki bölgemizin sağında solunda, önünde arkasında ama özellikle Akdeniz’de Türkiye’yi hesaba katmadan kurulan denklemlerin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.
Tekrarlıyorum: Bu anlaşma birilerini, en çok da Ursula ablayı üzmüş.
Son söz olarak hanımefendiye sesleneyim:
Ursula abla, Türkiye sizi üzmeye devam edecek!