Gazeteci camiası ilginç camia…
Boş buldukları güne kendilerine kutlama yazmışlar sanırım.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü…
24 Temmuz Basın Bayramı…
21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü…

21 Ekim çok öne çıkmasa da Osmanlı döneminde özel gazete Tercüman-ı Ahval yayın hayatına başladığı için bazı kesimlerce değerlendirilen günlerden bir tanesi…
Konu bizi ilgilendirince, emekliliğin tadını çıkarırken kıssadan hisse okuyalım, ufkumuz açılsın hevesiyle bu gazeteciliğin nasıl bir hikâyesi olduğunu merak edip o dönemin işleyişini kurcalamaya karar verdik…
Karşımıza devrin efsanesi “Malumatçı Tahir” çıktı.
Lakabı Baba Tahir…
İnsan lakabı duyunca gurur duyuyor…
Baba demek halk dostu, doğrunun yanında, eğrinin karşısında…
Hal böyle olunca, “Ulan, efsane doğmuş, efsane yaşamıştır.” diyerek hikâyesini okuyalım diye girdik arşive…
Derken bir de ne görelim…
Bizim Baba, biraz kaba, biraz aba sistemiyle malı götürmüş…
Kalemini bir o yana bir bu yana akçeler için sallıyormuş.

Baba Tahir’in en meşhur hikâyesi:
“İstanbul’da içme suyunun getirildiği Terkos Gölü’nü Fransız şirketi işletiyor. O zaman neden verilmiş öz kaynak, bunu da gelecekte araştıracağız. Bizim konu Malumatçı…
Şirket, işi biliyor; Malumatçı Tahir’e her ay bir miktar renkli kâğıt vererek onun şerrinden korunmaya çalışırmış.
Ancak şirketin yeni müdürü durumu kabullenmeyince paracıkları gelmemeye başlayan bizim Malumatçı Tahir, (insan gibi) önce haber gönderir, hak edişini ister.
Adaletten taviz vermeyen efsane, keseler gelmemeye başlayınca Malumat dergisinin manşetinden ‘Avcıların yaraladığı domuz Terkos Gölü’ne düştü ve boğuldu.’ haberini patlatır…
Fransız şirket şokta, haber İstanbul’a yayılmış…
Müslüman halk kirlenmiş su içer mi?
Fransız şirket, hemen Malumatçı Tahir Efendi’nin kendine göre hak edişini gönderir…
Malumatçı aylığını alır almaz ilkeli habercilik anlayışıyla ‘Aldığımız son istihbarata göre domuz hakikaten vurulmuş ama göle düşmemiş, sahilin gerisinde gebermiş ve leşi de bulunmuştur.’ diyerek İstanbulluyu rahatlatır.
Fransız şirketin ve milletin gönlüne su serpilir…

Malumatçının sağlığında ‘Bana bulaşmasın da kimi ısırırsa ısırsın.’ diyen de çokmuş, el altından mama vereni de…”

Sonra birgün yan yatınca; mezar taşına Malumatçı’nın sevenleri bir dörtlük yazmış:
“Ne kendisi etti rahat
Ne âleme verdi huzur
Yıkıldı gitti dünyadan
Dayansın ehl-i kubur”

Günümüzde Malumatçı Tahirler yok mu?
Bir kanunu, yasası olmayan düzende, elini kolunu sallayanın kendini malumatçı ilan ettiği yerde, resmî kurumların, sivil toplum kuruluşlarının iki satır yazı için kriter koyamadığı mecrada itibar yoktur, malumatçı çoktur…

Basın sektörü büyük bir boşlukta, yoklukta ve hiçlikte…
Mesleği icra edenlerin geldiği durumu izaha çare bulamayınca mizaha yöneliyoruz…
Biz unu eledik, eleği astık; yaş altmış, iş bitmiş…
Ama geriden gelen nesil için…
LÜTFEN dik duruş ve bir düzen…
Mesleğin net bir şekilde tanımlanması, bu işi yapan insanların 212 çerçevesinde çalışma alanı bulması ve kurumlarda kabul görmesi, temel hususların belirlenmesi, mesleğin rehabilite edilmesi gerekiyor…

Gazeteci kime denir?
Kimler medya mesleği içinde olabilir?
Bu işi yapabilmenin kriterleri ve esasları nelerdir?
Ömrünü eğitime adamış insanlar, gazetecilik okumuş, dirsek çürütmüş insanlar, sahada on yıllardır emek veren insanların yerine, sadece sosyal ağlar üzerinden yapılan paylaşımları gazetecilik kabul edilen bir ortam…
Sosyal medya yeni dünya düzeninde elbet olmazsa olmaz. Ama tek başına bu sistem en büyük zararı basın sektörüne ve emek veren gerçek meslek mensuplarına vermektedir.

Bir not da kurumlara…
Sosyal medyadan yaptığınız iki paylaşımı, 100 beğeniyi başarı olarak değerlendirmeyin…
Basın kuruluşlarıyla yarışıp “İlk biz paylaştık.” havasından çıkıp basının işini yapmaya kalkmayın…
Sonra Malumatçı Tahirler ilkeli habercilik yapmaya kalkmasın…