Yeni bir eğitim-öğretim yılı daha başladı
… Ama yıllardır değişmeyen bir sorun da yine çocuklarımızın karşısına çıktı: Öğretmen belirsizliği.
Okullar açılıyor ya geçen yıldan öğretmeni değişiyor yada birkaç gün, belki bir hafta sonra öğretmeni değişiyor. Yerine ücretli ya da geçici görevlendirilen başka bir öğretmen geliyor. Çocuğun yeniden alışması, yeniden güven kurması gerekiyor.
ikinci, üçüncü sınıftaki öğrenciler?
Onlar da eğitim yılının ilk günlerinde öğretmen değişiklikleriyle karşı karşıya kalabiliyor.
Oysa eğitim sadece müfredatı anlatmaktan ibaret değil. Hele ilkokul çağındaki bir çocuk için öğretmeniyle kurduğu bağ, güven duygusu ve sınıf ortamındaki istikrar eğitimin kendisi kadar önemli.
Burada artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bu düzen neden her yıl yeniden yaşanıyor?
Öğretmenlerin atama ve tayin işlemleri neden eğitim-öğretim yılı başladıktan sonra dahi devam ediyor? Okullar açılmadan çok önce hangi öğretmenin hangi okulda ve hangi sınıfta görev yapacağı neden kesinleştirilmiyor?
Bunun bir planlaması yapılamaz mı?
Atama ve tayin süreçleri zaruri haller dışında okullar kapandıktan sonra tamamlanmalı, eğitim-öğretim yılının başlamasına en az bir ay kala öğretmenlerin görev yerleri ve sınıfları kesinleşmeli. Öğretmen okuluna gidip hazırlığını yapmalı, öğrencisini ve velisini tanımalı, sınıfını eğitim yılına hazır hale getirebilmeli.
Bundan hem öğretmen kazanır hem veli en önemlisi öğrenci.
Tam da bu noktada eğitim sendikalarına büyük bir sorumluluk düşüyor.
Sendikaların elbette öğretmenlerin ekonomik, sosyal ve özlük haklarını savunması gerekir. Ancak eğitim sendikalarının görev alanı yalnızca maaş, ek ders, atama ve özlük haklarından ibaret olmamalı.
Sendikalar sınıftaki çocuğun sesini de duymalı…
Çünkü öğretmenin hakkını savunurken öğrencinin hakkını göz ardı edersek eğitim mücadelesinin en önemli tarafını eksik bırakmış oluruz.
Artık biraz masa başından kalkma zamanı…
Sadece ekonomik kazanımlar üzerinden değil, çocukların geleceği için de mücadele etme zamanı.
Eğitim sendikaları “kim daha iyi eğitim ortamı oluşturulması için mücadele etti?” yarışına girmeli.
Çünkü öğretmen değişikliklerinin, geçici görevlendirmelerin ve plansızlığın bedelini ne sendika yöneticileri ne bürokratlar ne de veliler ödüyor.
Bu bedeli çocuklar ödüyor.
Ve çocuklarımızın eğitim hayatının ilk yıllarında yaşanan her belirsizlik, onların geleceğinden eksilen bir parçaya dönüşebiliyor.
O nedenle çağrımız açık:
Sendikalar; öğretmenin hakkını savunurken öğrencinin hakkını da savunsun.
Masa başından kalkın, sınıflara bakın.
Çünkü mesele yalnızca bugünün öğretmeninin hakkı değil; yarının Türkiye’sini yetiştiren çocuklarımızın hakkıdır.