Türkiye’de 2026 yılı, yağışlar açısından dikkat çekici bir yıl olarak kayıtlara geçti.
Geçen yıla göre yüzde 70 seviyesinde artan yağışlarla birlikte son 50 yılın en yüksek yağış seviyelerinden biri yaşanıyor. Veriler gelecek aylarla birlikte daha da artacaktır.

İlk bakışta bu tablo hepimize yağışlar “Su krizi yok.” Dedirtebilir…
Fakat, iklim değişiyor, yağış rejimleri değişiyor ve artık suyun ne zaman, ne kadar ve hangi bölgede geleceğini geçmişteki alışkanlıklarımızla öngörmek giderek zorlaşıyor.

Bugün yağan yağmur, yarının su güvencesi değil.

Tam tersine, iklimin bu kadar değişken olduğu bir dönemde elimizdeki suyu daha akılcı yönetmek, tasarrufu alışkanlık haline getirmek ve yağışlı dönemlerde gelen suyu geleceğe taşımak zorundayız.

Rize su zengini mi, yoksa suyu yönetme konusunda eksik mi?

Rize denildiğinde akla ilk gelenlerden biri yağmur. Yağmurun başkenti, derelerin aktığı, doğanın suyla iç içe yaşadığı bir şehir.

Ancak burada önemli bir çelişki var:

Suyumuz bol olabilir ama su depolama kapasitemiz yeterli değil.

Rize’de su depolama alanlarımızın yok denecek kadar az olması, iklim değişikliğinin getirdiği belirsizlikler karşısında önemli bir risk oluşturuyor.

Yağmur yağıyor, dereler taşıyor, su akıp gidiyor.

Peki biz bu suyun ne kadarını yarın için saklayabiliyoruz?

Devlet Su İşleri ve Rize Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalar bu açıdan son derece kıymetli.

Fakat artık meseleyi tek tek projelerin ötesine taşımalıyız.

Rize’nin, hatta Türkiye’nin, uzun vadeli bir su güvenliği stratejisine ihtiyacı var.

Bugün barajlarımızı, depolama alanlarımızı, içme suyu hatlarımızı, arıtma tesislerimizi ve altyapımızı güçlendirmeliyiz. Yağışlı dönemlerde sahip olduğumuz suyu kontrol altında tutabilmeli, ihtiyaç duyduğumuzda güvenli ve sağlıklı biçimde kullanabilmeliyiz.

Çünkü su yönetimi, yalnızca suyu bulmak değil; suyu korumak, depolamak, arıtmak ve doğru zamanda doğru şekilde kullanmaktır.

Sağlıklı bir dünyanın en büyük ihtiyaçlarından biri sağlıklı sudur.

Yarınları inşa ederken yalnızca yollar, binalar, köprüler ve altyapılar değil. Gelecek nesillere bırakacağımız en değerli mirasların başında temiz su geliyor.

“Suya sabuna dokunmadan yaşamak olmaz” sözü, bugün belki de hiç olmadığı kadar anlamlı.

Çünkü su yalnızca içtiğimiz, kullandığımız bir kaynak değil; hayatın kendisi.

Tarımın, sanayinin, şehirlerin, doğanın ve insan yaşamının temel unsuru.

Bu noktada sıfır atık uygulamaları ve atık su arıtma tesisleri de büyük önem taşıyor. Suyun kirlenmesini önlemek, kullanılan suyu yeniden kazanmak ve doğal kaynaklarımızı korumak artık bir tercih değil, zorunluluk.

Bereket bizi rehavete sürüklemesin

2026’da yaşanan yüksek yağışlar elbette sevindirici.

Ancak bu bereket bizi rehavete sürüklememeli.

Bugün gökyüzünden bolca yapan yağmur iklim değişikliğinin bize verdiği en önemli mesajlardan biri…

Su hepimizin ortak geleceğidir.

Yarını inşa etmek istiyorsak bugünün suyunu korumalıyız.

Bugünün bereketine aldanmadan…

Suyu akılcı yöneterek, tasarruf ederek, depolayarak, arıtarak ve kirletmeden geleceğe taşıyarak…

Geleceği güvence altına almak, kaliteli suyu güvence altına almakla başlar.