Türk siyasetinin unutulmaz isimlerinden Süleyman Demirel’in dillerden düşmeyen, üstelik son derece doğru bir siyasi tespiti vardır:
“Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.”
Bu söz bugüne kadar millîydi. Artık uluslararası hâle geldi!
Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan ara seçimlerde Donald Trump’ın tahtını sallayan, bana göre yine boş tencere oldu.
Peki, nasıl?
Şöyle bir düşünün.
Donald Trump neden yeniden başkan seçilmişti? Üstelik bir dönem aradan sonra, eskisinden daha güçlü bir şekilde Beyaz Saray’a dönmeyi nasıl başarmıştı?
Elbette bunun birçok siyasi, sosyolojik ve ekonomik sebebi vardı. Ancak bana göre en önemli nedenlerden biri, Amerikan orta sınıfının giderek ağırlaşan ekonomik şartlardan duyduğu rahatsızlıktı.
Hatırlayın, 2008 yılında Amerika’da patlayan ve ardından bütün dünyayı sarsan o meşhur mortgage krizini.
Türkçe ifadeyle, konut kredisi krizini.
O kriz, Amerikan ekonomisinde ve toplumunda derin izler bıraktı. Sonraki yıllarda yaşanan ekonomik dalgalanmalar, özellikle pandemi sonrası yükselen enflasyon, artan faizler ve hayat pahalılığı, Amerikan orta sınıfının huzurunu iyice kaçırdı.
İnsanlar çalışıyor ama eskisi kadar rahat yaşayamıyordu. Kazanıyor ama kazandığıyla aynı hayat standardını sürdüremiyordu.
Uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Tek kelimeyle özetleyelim: Tencere!
Şimdi diyeceksiniz ki burada bir ironi yok mu?
Bir tarafta tenceresi kaynamayan vatandaş, diğer tarafta milyarder bir iş insanını kendisine kurtarıcı olarak seçen Amerikan halkı!
Var elbette.
İşte burada Trump’ın kişisel özellikleri devreye giriyor.
Trump, Amerikan siyasetinin alışılmış kalıplarına pek uymayan bir lider. Sert konuşuyor, meydan okuyor, bazen kendi partisinin geleneklerini bile altüst ediyor. Özellikle mevcut düzenden rahatsız olan seçmenlerde, sistemi değiştirebilecek güçlü adam algısı oluşturmayı başarıyor.
Nitekim ilk kez başkan seçildiğinde ve 2024 seçimlerinde de öyle oldu.
Vatandaşın önemli bir bölümü, ekonomik sıkıntılarını çözebileceğine inandığı Trump’ı bir kez daha başkan seçti.
Peki, Trump ne yaptı?
Oraya gelmeden önce Amerikan seçim sistemindeki ara seçim kavramına kısaca bir göz atalım.
Hemen söyleyeyim, sakın Amerikan seçim sisteminin bütün ayrıntılarını anlamaya çalışmayın. Anlayamazsınız demeyeceğim ama işiniz gerçekten zor!
Öyle geniş, öyle karmaşık bir sistem ki eyaletten eyalete değişen uygulamaları da hesaba kattığınızda insanın kafası karışıyor.
Ancak ara seçimlerin mantığı oldukça basit.
Amerikan başkanları dört yıllığına seçiliyor. İşte bu sürenin tam ortasında, yani ikinci yılda, Kongre seçimleri gerçekleştiriliyor.
435 üyeli Temsilciler Meclisinin tamamı, 100 üyeli Senatonun ise yaklaşık üçte biri yeniden seçiliyor. Bazı eyaletlerde valilik seçimleri de yapılıyor.
Böylece başkan görevine devam ederken halk, Kongredeki siyasi dengeleri değiştirebiliyor.
Başka söylemle, seçmen başkana iki yılın sonunda bir karne veriyor.
Şimdi gelelim Trump’ın karnesine.
3 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirilen ara seçimlerde Cumhuriyetçiler ağır bir yenilgi aldı. Demokratlar hem Senatoda hem de Temsilciler Meclisinde çoğunluğu ele geçirdi.
Düşünün, iki yıl önce Trump’ı büyük umutlarla Beyaz Saray’a taşıyan seçmenlerin önemli bir bölümü, bu kez onun partisine sırtını döndü.
Peki, neden?
Bana göre cevabın önemli bir bölümü yine mutfakta saklı.
Trump, Amerikan halkına ekonomik rahatlama, güçlü bir ekonomi ve daha iyi yaşam şartları vaat etmişti.
Ancak işler beklendiği gibi gitmedi.
Üstelik Trump, belki de İsrail’le kurduğu stratejik ilişkinin ve kendi dış politika tercihlerinin etkisiyle, İran savaşının içinde buldu kendisini.
Savaş başladı, Hürmüz Boğazı’ndaki enerji taşımacılığı büyük ölçüde aksadı, petrol fiyatları yükseldi.
Petrol fiyatları yükselince ne oldu?
Amerikan vatandaşının cebinden daha fazla para çıkmaya başladı.
Bir yıl önce galonu yaklaşık 3 dolar olan benzinin ülke ortalaması 4 doların üzerine çıktı. Dizel yakıt ise 6 doları aştı.
Burada küçük bir hatırlatma yapalım.
Amerika’da otomobil, neredeyse hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır.
Tabirimi mazur görün, Amerikalılar neredeyse lavaboya bile otomobille giderler!
Üstelik çoluk çocuk!
Dolayısıyla akaryakıt fiyatlarındaki artış, Amerikan seçmeni için yalnızca ekonomik bir gösterge değildir. Her gün cebinde hissettiği bir maliyettir.
Elbette mesele sadece otomobilin deposunu doldurmakla sınırlı değil.
Petrol yükselirse taşımacılık maliyetleri artar. Taşımacılık maliyetleri artarsa üretim ve dağıtım pahalılaşır. Bunlar pahalılaşırsa market raflarındaki ürünlerin fiyatları da baskı altında kalır.
Yani savaşın faturası, sonunda mutfağa kadar gelir.
İşin bir de başka tarafı var.
Savaş dönemlerinde bazı petrol şirketleri, enerji tüccarları ve savunma sanayii kuruluşları büyük kazançlar elde etti.
Bir tarafta savaşın ekonomik yükünü omuzlarında hisseden milyonlarca insan, diğer tarafta bu şartlardan kazanç sağlayan şirketler…
İşte toplumun adalet duygusunu asıl rahatsız eden meselelerden biri de bu.
Çünkü vatandaşın sorduğu soru son derece basittir:
Ben fakirleşirken kim zenginleşiyor?
Bu soru yalnızca Amerika’da değil, dünyanın hemen her ülkesinde siyasetin en tehlikeli sorularından biridir.
Üstelik Trump açısından mesele sadece ekonomiyle de sınırlı değil.
Trump seçmeninin önemli bir bölümü, Amerika’nın dünyanın dört bir yanındaki savaşlara daha az karışmasını, kaynaklarını kendi vatandaşları için kullanmasını istiyordu.
Hatırlayın, onların bir de Vietnam sendromu var.
Fakat karşılarında yine savaşla, askerî harcamalarla ve dış politika krizleriyle uğraşan bir yönetim buldular.
Sonuçta ortaya çıkan çelişki oldukça ilginç.
Amerika’yı yeniden büyük yapma iddiasıyla yola çıkan Trump, Amerikan vatandaşının günlük hayatını ekonomik açıdan daha zor hâle getiren gelişmelerin siyasi sorumluluğuyla karşı karşıya kaldı.
Elbette bütün ekonomik sorunların sebebi Trump değil. Amerikan ekonomisinin yapısal meseleleri var. Önceki yönetimlerden devralınan sorunları var. Küresel ekonominin etkileri var.
Ancak siyasetin değişmeyen bir gerçeği de var.
Vatandaş geçmişteki sorumluları bir yere kadar dinler. Sonra dönüp ülkeyi bugün yönetenlere bakar. Yine rahmetli Demirel’in sözüyle, “Dün dündür, bugün bugündür.” der.
Ve sorar:
Benim hayatım neden düzelmedi?
İşte bu soru sandıkta karşılığını buldu.
Demokratlar seçimlerden güçlenerek çıktı. Cumhuriyetçiler Kongredeki çoğunluklarını kaybetti. Trump ise başkanlık koltuğunu korumasına rağmen siyasi hareket alanının önemli bir bölümünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Çünkü artık karşısında, yasama faaliyetlerini zorlaştırabilecek, atamalarını engelleyebilecek ve yönetimini daha sıkı denetleyebilecek bir Kongre çoğunluğu var.
Peki, Trump bitti mi?
Hayır!
Amerikalıların deyimiyle, “Topal Ördek” oldu ama bitmedi.
Trump gibi siyasi refleksleri güçlü, mücadeleci ve beklenmedik hamleler yapabilen bir lider için “bitti” hükmünü vermek doğru olmaz.
Ancak şurası kesin: İşi artık çok daha zor.
Hele ki ekonomide beklenen iyileşmeyi sağlayamazsa, 2028 başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin işi daha da zorlaşabilir.
Aslında burada yalnızca Amerika’ya özgü bir durum yok.
Türkiye’de de Avrupa’da da Amerika’da da seçmen davranışlarını etkileyen pek çok unsur bulunuyor. Milliyetçilik, güvenlik, ideoloji, liderlik, din, kültür ve dış politika…
Hepsi önemli.
Ancak ekonomik sıkıntılar belirli bir noktayı aştığında, diğer bütün unsurların önüne geçebiliyor.
Çünkü insanın karnı doyduktan sonra konuşabileceği çok şey vardır. Ama karnı açsa konuşacağı ilk mesele bellidir.
İşte Süleyman Demirel’in yıllar önce yaptığı tespitin büyüklüğü de burada.
Demirel bu sözü söylerken muhtemelen bir gün Amerikan seçimlerini açıklamak için kullanılacağını düşünmemişti.
Ama görünen o ki siyasi gerçekler, ülkelerin sınırlarını pek de umursamıyor.
Amerikan seçmeni, iki yıl önce ekonomik sorunlarını çözmesi için Trump’ı başkanlık koltuğuna oturttu.
İki yıl sonra ise aynı ekonomik sorunlar nedeniyle partisini Kongrede ağır bir yenilgiye uğrattı.
Demirel’in sözünü bir kez daha hatırlayalım:
“Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.”
Anlaşılan o ki boş tencere artık yalnızca Ankara’da değil, Washington’da da ses çıkarıyor.
Hem de öyle bir ses çıkarıyor ki Beyaz Saray’da kulakları sağır ediyor!