Geçtiğimiz nisan ayında evlatlarımızla ilgili peş peşe iki korkunç okul saldırısı yaşadık. Peki, aradan aylar geçtikten sonra toplumda, özellikle anne babalarda değişen bir şey var mı?

Maalesef ben göremedim.

Gönül hiç istemez ama yaşananların ciddiyeti hâlâ yeterince kavranmış değil. Üstelik üzerinden yalnızca birkaç ay geçmesine rağmen bu korkunç olaylar neredeyse hiç yaşanmamış gibi unutuldu.

Peki, ne olmuştu? Bir hatırlayalım…

Şanlıurfa’da okulun eski bir öğrencisi silahlı saldırı gerçekleştirmiş, 16 kişiyi yaralamıştı. Ertesi gün Kahramanmaraş’ta henüz 14 yaşındaki bir öğrenci, beş silah ve yedi şarjörle okuluna gelmiş; sekiz öğrencinin ve bir öğretmenin hayatını kaybettiği korkunç bir saldırı gerçekleştirmişti.

Israrla “çocuk” diyorum. Çünkü Kahramanmaraş’taki saldırının faili de henüz 14 yaşındaydı. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümü de çocuktu.

Yani o gün toprağa düşen yalnızca bedenler değildi; akıl, vicdan ve gelecek de ağır yara almıştı.

Suçlu Herkes, Aileler Hariç!

Şimdi gelin, yaşananlarla ilgili toplum olarak bir suçlu listesi çıkaralım:

Silahlı çocuklar suçlu, öğretmenler suçlu, okul müdürleri suçlu, Millî Eğitim Bakanı suçlu, Cumhurbaşkanı suçlu, NATO suçlu, Birleşmiş Milletler suçlu, Trump suçlu…

Hatta eğer yaşayan varsa Mars’takiler bile suçlu.

Ama aileler melek!

Tekrarlıyorum: Aileler melek. Onların gram suçu yok!

O günlerde yazılanlara, çizilenlere ve yapılan yorumlara bakınca ortaya çıkan sonuç maalesef tam da buydu. Herkes sorgulandı fakat çocukların ilk eğitimlerini aldıkları aile ortamı neredeyse hiç konuşulmadı.

Elbette bu korkunç olayları yalnızca aileler üzerinden açıklamak doğru değildir. Okulun, çevrenin, arkadaşların, internetin, ruhsal sorunların, silaha erişimin ve kamu kurumlarının sorumluluğu da mutlaka araştırılmalıdır.

Ancak bütün bu sorumluları sıralarken aileyi listenin dışında bırakmak da gerçekle yüzleşmemektir.

Çocuğu Yetiştiren Yalnızca Sofradaki Yemek Değildir

Şöyle bir an için düşünelim:

Bir çocuk ormanda doğsa, orada büyüse, hayatta kalmayı başarsa ve 15 yaşına gelse nasıl birine dönüşür?

Büyük ihtimalle filmlerde gördüğümüz Tarzan benzeri bir hayat sürer. Bir değil, yüz çocuk aynı şartlarda büyüse ortaya birbirine büyük ölçüde benzeyen yüz ayrı hayat çıkar.

Çünkü insanı büyüten yalnızca yediği yemek değildir.

İçinde yetiştiği çevre, gördüğü örnek, duyduğu söz, maruz kaldığı davranış, ödüllendirilen tavır ve görmezden gelinen yanlış…

Hepsi bir karakter inşa eder.

Tamam da benim derdim ne?

Anlatayım…

Şimdi dönelim bizim evlere.

Evlerin görünmez hükümdarları kimlerdir?

Evlerde en çok kimin dediği olur?

Aile bütçesinden en fazla kimin için para harcanır?

Arkadaş sohbetlerinde ve sosyal medyada gururla en çok kimlerden söz edilir?

Bu sorular uzar gider. Ama cevap çoğu zaman aynıdır.

Dürüst olalım, gerçekten aynıdır:

Çocuklar!

Çocuk Sahibi Olmak Değil, Çocuk Yetiştirmek

Sevgili anne babalar, lütfen kusuruma bakmayın…

Çocuk sahibi olmak tek başına bir başarı değildir. Asıl başarı; o çocuğu sorumluluk sahibi, vicdanlı, çalışkan ve hayata karşı dirençli bir insan olarak yetiştirebilmektir.

Evet, çocuk kıymetlidir. Evet, değerlidir.

Fakat çocuğunuzu bir buluş, bir icat, dünyada hiç kimsenin sahip olamayacağı benzersiz bir varlık gibi görür ve onu gerçek hayattan kopuk biçimde büyütürseniz gün gelir o çocukların bir kısmı şiddete, bir kısmı uyuşturucuya, bir kısmı da burada açıkça söyleyemeyeceğimiz başka karanlıklara savrulabilir.

Sonra ne olur?

Fail aramaya başlarsınız.

Önce okulda, sonra sokakta, ardından internette ve devlette…

Yetmez, Mars’a kadar gidersiniz.

Ama dönüp aynaya bakmazsınız.

Sevgi Yetmez, Örnek de Olmak Gerekir

Ben yaklaşık 20 yıldır aynı şeyi yazıyor, aynı şeyi söylüyorum:

Çocuklarımız için hiçbir zaman geç değildir.

Değerli anne babalar, çocuklarınıza daha bebekliklerinden itibaren gerçekçi yaklaşın. Onları gerçekten tanıyın. Onlara yalnızca sevgi vermeyin; örnek de olun.

Siz ekran başından kalkmazken onların telefona gömülmemesini beklemeyin.

Siz öfkenizi kontrol edemezken onların sabırlı bireyler olmasını umut etmeyin.

Siz hayatı kolaycılıkla yaşarken onların mücadeleci insanlar olarak yetişmesini hayal etmeyin.

Çocuklarınızı kendi özelliklerine göre hayata hazırlayın. Hayatın yalnızca kolaylıklarını değil, zorluklarını da görmelerine izin verin.

Her istediklerini önlerine koymayın.

Her sıkıntılarını siz çözmeyin.

Her yanlışlarını sevgi kisvesi altında örtmeyin.

Onların yanında gereksiz tartışmalara girmeyin.

Ellerine telefon verip susturmayın.

Özgürlük adı altında başıboşluk sunmayın.

Bunların çoğunu aslında siz de biliyorsunuz. Fakat ne yazık ki toplum olarak bazı gerçekleri ancak büyük travmalar yaşandıktan sonra hatırlıyoruz. Bir süre konuşuyor, herkesi suçluyor ve ardından hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Oysa mesele tam da burada başlıyor:

Çocuk yetiştirmek yalnızca büyütmek değildir.

Karakter inşa etmektir.

Sorumluluk vermektir.

Sınır koymaktır.

Sevgi kadar terbiye, ilgi kadar yön, özgürlük kadar denge sunmaktır.

Bir ağacın bile sağlıklı büyümesi için budanması, korunması ve yönlendirilmesi gerekirken çocukları kendi hâline bırakmak, onları büyütmek değil, kaybetmektir.

Unutmayın…

Evet, çocuklar sizin; ama sevapları da sizin, günahları da…