Şu sözleri duymayanınız var mı?
“Ben evladımı kaybettim, başka analar ağlamasın…”
Peki ya şunu?
“Teröristleri tam çevirmiştik, operasyon bitecekti. Komutan, ‘Ankara’dan haber geldi, bırakıyoruz.’ dedi…”
Bir soru daha sorayım.
Şehit akrabası, şehit arkadaşı, şehit komşusu olmayan kaç kişi kaldı bu ülkede?
Yok değil mi?
Evet…
Neredeyse yok.
Çünkü bu ülke tam 42 yıldır bir ağıt dinliyor.
Kanla yazılmış, gözyaşıyla söylenen uzun bir ağıt…
Takvim yapraklarını geriye çevirelim.
15 Ağustos 1984.
PKK, Siirt’in Eruh ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçelerinde eş zamanlı silahlı saldırılar gerçekleştirdi. Türkiye, yıllarca sürecek terör döneminin başlangıç noktasıyla o gece karşı karşıya kaldı. Saldırılarda şehitlerimiz oldu, asker ve siviller yaralandı.
Sonra?
Sonrasını hepimiz biliyoruz.
Şehit cenazeleri…
Bayrağa sarılı tabutlar…
Evlatlarının ardından ağıt yakan analar…
Dağın başındaki karakolda sabaha kadar nöbet tutan Mehmetçik…
Köyünden göçmek zorunda kalan insanlar…
Bombalanan yollar, basılan köyler, pusular, mayınlar…
Ve yıllarca aynı soru:
Neden?
Hadi cevap verin.
Neden?
Bu ülkenin çocukları neden öldü?
Analar neden ağladı?
Milyarlarca dolar neden dağa, silaha, terörle mücadeleye harcandı?
Türkiye neden 42 yıl boyunca enerjisinin önemli bir bölümünü kendi içinde yürütülen bu kanlı mücadeleye vermek zorunda kaldı?
İşte asıl acı tarafı da burada.
Bu soruya 42 yıldır herkes bir cevap verdi.
Ama hiçbir cevap, cevap olamadı.
⸻
Ve gelelim 10 Ağustos 2026’ya…
Tarih bazen insana garip tesadüfler sunuyor.
PKK’nın Eruh ve Şemdinli saldırılarının yıl dönümüne yalnızca beş gün kala Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tarihi bir oylama yapıldı.
Resmî adıyla “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, kamuoyunda kullanılan adıyla “Çerçeve Yasa”, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Düzenleme, PKK/KCK’nın silah bırakması ve örgütsel yapının sona erdirilmesi sürecine ilişkin hukuki çerçeveyi oluşturuyor.
Üstelik Meclis aritmetiğine baktığımızda çok geniş bir destekle…
467 milletvekili kabul, 87 milletvekili ret, 7 milletvekili çekimser oy kullandı.
Türkiye siyasetinin hemen her konuda ikiye, üçe, bazen beşe bölündüğü bir dönemde bu tabloyu umutlandırıcı bulmak gerekir.
Elbette bir kanun çıktı diye ertesi sabah bütün meseleler ortadan kalkmış olmayacak.
Devletler temenniyle değil, sonuçlarla hareket eder.
Silah gerçekten bırakılacak mı?
Örgütsel yapı gerçekten sona erecek mi?
Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek başka yapılanmalar ortaya çıkacak mı?
Bunların hepsi takip edilmek zorunda.
Ama eğer bu yasada öngörülen süreç başarıyla tamamlanırsa…
Eğer gerçekten silahlar susarsa…
Eğer dağdan artık ölüm haberi gelmezse…
Eğer hiçbir anne kapısında askerî araç gördüğünde dizlerinin bağı çözülmeyecekse…
O zaman yıllardır duyduğumuz bazı cümleler de tarihe karışacak.
Bir anne artık şöyle demeyecek:
“Ben evladımı kaybettim, başka analar ağlamasın.”
Bir genç yıllar sonra arkadaşına şöyle anlatmayacak:
“Teröristleri çevirmiştik ama Ankara’dan haber geldi, bırakmak zorunda kaldık.”
Ve bir gün biri çıkıp,
“Şehit akrabası, şehit arkadaşı olmayan var mı?”
diye sorduğunda…
Belki yeni nesilden çocuklar ellerini kaldıracak.
“Benim yok.”
diyecekler.
İşte Türkiye’nin gerçek zaferi o gün olacak.
⸻
42 yıldır bize bir soru bırakıldı:
PKK terörü neden başladı?
Bu sorunun cevabı, tekrarlıyorum, hiçbir zaman yeterince bir cevap olmadı. Şimdi benim, annelerimiz için, çocuklarımız için, memleketim için bir hayalim var.
Yıllar sonra çocuklarımız tarih kitaplarını açsınlar.
15 Ağustos 1984’ü okusunlar.
Ardından 2026’yı…
Ve öğretmenleri onlara sorsun:
“Çocuklar, Türkiye’de PKK terörü neden bitti?”
Bu kez cevapsızlık olmasın.
Evlatlarımız hep birlikte cevap versinler:
Çünkü Türkiye 42 yıllık kan ve gözyaşına artık yeter dedi.
Çünkü devlet güçlüydü.
Çünkü millet birliğinden vazgeçmedi.
Çünkü siyaset, bütün farklılıklarına rağmen gerektiğinde aynı masanın etrafında oturabildi.
Ve en önemlisi…
Çünkü artık hiçbir anne ağlamasın istendi.
Umarım bundan sonra bu ülkenin dağlarında silah sesi değil, çocuk sesi yankılanır.
Umarım bundan sonra anneler evlatlarını toprağa değil, geleceğe uğurlar.
Ve umarım 15 Ağustos denildiğinde yeni nesiller bizim hatırladığımız gibi kanı, terörü ve gözyaşını değil; kardeşliği, güvenliği ve dostluğu hatırlar.