15 Temmuz gecesi; milletin iradesi ile silahın, cesaret ile korkunun, demokrasi ile vesayetin karşı karşıya geldiği tarihi bir kırılma anıdır.
Siyasi görüşü, yaşam tarzı, dünya görüşü ne olursa olsun milyonlarca insan, ülkenin yönetimine sandık dışında müdahale edilmesine karşı ortak bir duruş sergilemiştir. Bugün üzerinden yıllar geçmesine rağmen asıl sorulması gereken soru;
15 Temmuz'da neredeydin?
Bu soru; hangi meydanda bulunduğumuza verilecek cevap ile geçiştirilecek kadar basit değildir.
Asıl mesele, o gece hangi değerlerin yanında durduğumuzdur. Tarihte bazı günler vardır; insanın bulunduğu yer, hayatı boyunca taşıyacağı bir kimliğe dönüşür. Bu nedenle millet iradesinin öne çıktığı 15 Temmuz sadece bir tarih değil, İstiklal Marşı “Korkma” diye başlayan bir milletin hiç bir güç karşısında kenetlenince korkmayacağının açık delilidir.
Bugün ise ikinci bir soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
Bugün neredeyiz?
Anıları yıldönümlerinde hatırlamak kolaydır. Zor olan, o bize yüklediği sorumluluğu her gün yaşayabilmektir. Demokrasiye, hukuka, birlik ve beraberliğe sahip çıkmak yalnızca belirli günlerde değil, hayatın her alanında gösterilmesi gereken bir tavırdır. Bugün sorgulanması gereken konular, 15 Temmuz’un isimleri bilinmeyen gerçek kahramanları nerede?
Okçular Tepesi’ni koruyor muyuz?
Uhud Savaşı'nda okçulara verilen görev açıktı:
"Ne olursa olsun yerinizi terk etmeyin." Ganimet arzusu, hevesler ortaya çıkınca savaşın seyri değişti. Tarih, bazen küçük gibi görünen bir görevin bile büyük sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Bugün Okçular Tepesi'ni yalnızca tarih kitaplarında aramamalıyız.
Her dönemin kendine ait bir Okçular Tepesi hikayesi vardır. Kimi zaman bu bir makam, kimi zaman bir nöbet, kimi zaman da bir vicdan sınavıdır.
Rize'de de 15 Temmuz'un ardından oluşturulan demokrasi nöbetleri ve kurulan Okçular Tepesi çadırını hatırlıyor musunuz? O günkü toplumsal dayanışmanın sembollerinden biri olmuştu. O gün orada bulunanların bugün kendilerine şu soruyu sorması gerekir: O gün hangi sorumluluğu üstlendim, bugün hangi sorumluluğu taşıyorum? Çünkü asıl mesele çadırın içinde kaç gece kaldığımız değil; o ruhu hayatımızın ne kadarına taşıyabildiğimizdir. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, anlatacağımız kahramanlık hikayeleri değil; demokrasiye, milli iradeye ve hukukun üstünlüğüne bağlılığımız olacaktır. Onlara yalnızca 15 Temmuz'un neden unutulmaması gerektiğini, millet iradesinin neden korunması gerektiğini anlatmalıyız. Her nesil kendi imtihanını yaşar.
Belki bizim imtihanımız 15 Temmuz gecesiydi. Gelecek nesillerin imtihanı ise o geceden çıkarılan dersleri yaşatabilmek olacak.
Bu yüzden bugün yeniden aynı soruyu sormanın zamanıdır:
15 Temmuz'da neredeydin?
Sorunun cevabı ile memleket aşkı içimizde, ganimet arzusunda uzak yola devam…