Bazı insanlar vardır komşusunun yumurtasını çalan. Herkesi kendi gibi görür. İnsan, dünyayı baktığı penceredeki kadrajdan ibaret bilir. Kendi yaptığı işi başkasının da yaptığına inanır. Kendi korkusunu başkasının üzerine giydirir. Kendi hesabını, başkasının defterine yazmaya çalışır.

Suçluluk psikolojisi ile içi titreyenlerin, başkalarını sürekli suçlu ilan etmesi de biraz bundandır. Her şeye bir savunma geliştirirler. Soru sorulmadan cevap verir, kimse suçlamadan kendilerini aklamaya çalışırlar. Ortada suç yoktur ama savunma hazırdır. Çünkü, bazıları hayatı sürekli ifade vermek zorunda olduğu bir karakol gibi yaşar.

Kimi laf, kimi iftira, kimi dedikodu, kimi de yıllardır çiğneyip durduğu aynı bahaneyi anlatır… Ne var ki bazı kelimeler ağızdan çıktığında yalnızca anlamını değil, kokusunu da taşır. Kelimeler bazen insanın içini gösterir. Kimi cümleler vardır, daha sahibinden çıkarken insanın burnuna kötü bir kokular gelir. Çok vardır, etrafınızda, sokaklarda…

İnsanın asıl mücadelesi, başkalarıyla değil, kendi nefsiyle… Nefsi kirli olanı zemzem suyu da paklamaz. Çünkü mesele dışarıdan ne kadar temiz göründüğünüz değil, içeride ne taşıdığınızdır. Üzerine güzel sözler, pahalı kıyafetler, makamlar, unvanlar, kalabalıklar giydirerek insanın içindeki kiri saklamak mümkündür; temizlemek değil. Yunus Emre, dergaha götürmek için eğri odun seçmezdi. Bugün bırakın düz odun toplamayı, eğri odun olduğumuzu kabul etmekte bile zorlanıyoruz. Hepimiz kendimizi düzgün, başkasını eğri görüyoruz. Oysa belki de en büyük erdem, insanın bir gün çıkıp, “Benim de eğrilerim var” diyebilmesidir.

Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, başkasını suçlamasından daha zordur. Herkes kendi defterini kendi yazar. Yazdığınız her harf, attığınız her imza, kurduğunuz her cümle bir anlam ifade eder. Sonra dönüp “Ben öyle demek istemedim” demek, yazılmış kelimeleri silmeye her zaman yetmez. Karalamak da bizim, yazmak da. Hangi satırı hangi niyetle yazdığımızı en iyi yine biz biliriz.

İnsan bazen başkasının defterindeki lekeleri büyütürken kendi sayfasındaki karalamaları görmezden gelir. Oysa herkes kendi defterinden sorumludur. Başkasının yazısını düzeltmeye çalışanlar, önce kendi cümlelerinin imlasına bakmalıdır. Sonuçta hayat, herkesin eline verilmiş bir defterdir.


Unutulmaması gereken:
Çoban Mehmet Ali’nin de dediği gibi, kör gözleri açılınca ilk bastonunu kırar… Siz siz olun, yaş odunları kırmayın…