Bundan kırk yıl önce mücadeleye bir tek minibüsle başladı. Şimdi onun için “İstanbul’un servis kralı” diyorlar. Abdurrahim Albayrak ağabeyi ziyaret edip bir gününe tanıklık ettim. Geçmişi konuştuk.

15.000 araçlık bir filosuyla, altmış üç bin kişinin, evlerinden işyerlerine, işyerlerinden evlerine sağ salim ve zamanında ulaştırılmasını sağlıyor. En büyük tutkusu Galatasaray’dır. Memleketinin takımı sorulunca “Rizespor için her zaman elimden geleni yaptım, yapmaya da hazırım” demekten de geri durmuyor. Şirketinin renkleri sarı-kırmızı, yemekhanedeki çatal bıçaklar sarı kırmızı, havlusu sarı kırmızı… Sırf renkleri sarı-kırmızı diye, Shell ve Pirelli`den bayilik almış. Ona kalırsa, sarı kırmızı olsun, üç kuruş pahalı olsun.

HER ŞEY BİR TESADÜFLE BAŞLADI

Abdurrahim Albayrak iş dünyasındaki başarısını söyle anlatıyor: 1977 yılında bir gün Edirnekapı`da durakta beklerken, arabamın yanında bir Mercedes duruverdi. İçinden iki kişi indi. Yanıma gelip, “Fabrikamızın servis hizmetini üstlenir misin,” diye sordular. Ben de “yaparım,” dedim. Daha sonra birlikte fabrikaya gitmeye karar verdik. Onlar kendi araçlarıyla önüme düştüler, ben de minibüsümle onları takip etmeye başladım. Avcılar tarafına yöneldik. Git git yol bitmiyor. O zamanlar Avcılar`da daha oturan falan yok. İstanbul`dan iyice uzaklaştık. Beni bir telaş aldı, birden minibüsü durdurdum. Ben durunca öndeki araba da durdu. Niye durduğumu sordular. Ben de, “abi beni kaçırıyor musunuz, İstanbul bitti, tabelada Edirne yazıyor, siz beni nereye götürüyorsunuz?” dedim. İkisi birden gülmeye başladılar. Fabrikanın çok yakın olduğunu söylediler. Ancak bu diyalog aramızdaki iletişimin ısınmasına, çabucak kaynaşmamıza yol açtı. Fabrikaya vardığımızda, daha inşaat sürüyordu. Bu benim ilk işimdi ve tek arabayla servise başladım. Zamanla fabrika büyüdü, araba sayısı da arttı. İkinci işim Sümerbank Pazarlama Müessesesi oldu. Hiç unutmuyorum, o işi aldığım akşam, sabaha kadar uyuyamadım. Sonunda bugünlere kadar geldik. O zaman kırk kişi taşıyorduk, şimdi altmış üç bin kişiyi taşır hale geldik.

ANAM BİR ZEYTİNİ BİZE BİR KEREDE YEDİRMEZDİ

Bu noktalara gelmeden önce çok fakirlik çektik. Hatta kahvaltı ederken annem zeytini bize bir defada yedirmezdi. Bir zeytini en az dört sefer ısırmak zorunda kalırdık. “Babası Almanya’dayken sokakta top oynadı” demesinler diye çok çalışıyordum. Her şeyi yapıyordum. Okuldan çıktıktan sonra briket kesiyor, akşam olunca da kestane veya simit alıp satıyordum. Babam Almanya’dan geldiğinde depoladığım briketleri görünce çok şaşırmıştı. Böyle sıkıntılı bir geçmişten gelince insan işine dört elle sarılıyor. Günde neredeyse on altı saat çalışıyorum.

YEVMİYE İLE ÇAY TOPLAMAYA GİDERDİM

Çocukluğumda tarlalara çay toplamaya giderdim. Tarlasında çalıştığım kişi hak ettiğim parayı o akşam verirse daha mutlu olurdum. O insan benim gözümde çok değerli olurdu. Ancak tabii bir ay sonra verenler de çıkıyordu. Ben bunları bizzat yaşadığım için benim yanımda çalışan insanların maaşları bir gün bile sekmez.  Hayatımdaki en önemli olaylardan biri de ilk aldığım Mercedes otobüstür. Yeter ki, bir Mercedes otobüsüm olsun, o zaman canımı alabilirsin diye her akşam Allah`a dua ederdim. Günün birinde bu dileğim de yerine geldi. Otobüsüme o kadar çok ilgi gösterdim ki, her gün yıkamaktan, silmekten neredeyse boyası kalkacaktı.

SABAH ALTIDA KALKARIM

Muntazam bir şekilde her sabah saat altı da kalkarım ve en az bir iki fabrikayı kontrol ederim. Böylelikle hem işverene işlerini takip ettiğimi gösteririm hem de çalışanıma, benim de onlar gibi çalıştığım mesajını veririm. Çalışma tempomla yanımda çalışanlara örnek olmaya çalışırım. Ne var ki, yanımda çalışan herkese teşekkür ederim, çünkü hepsi de bana ayak uydurmaya çalışmıştır.

RİZE’NİN YETİŞTİRDİĞİ DEĞERLİ İNSAN

Abdurrahim Albayrak, Merhum Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ile olan örnek arkadaşlık yaşadı. Mesut Bey’in oğlunun vefatı sürecinde arkadaşının evlad acısını ta yüreğinde yaşadı. Bakın Mesut Bey’i nasıl anlatıyor: “Mesut Yılmaz Rize'nin yetiştirdiği önemli devlet adamlarından biridir. Siyasi hayatının ilk yıllarında kendisini şahsen tanımıyordum ama Rizeli olduğunu biliyordum. Ben çok sıkı bir Galatasaray taraftarıyım kendisi de öyle koyu bir Galatasaraylı idi. Küçük oğlu Hasan da bizim gibiydi. Kendisiyle Galatasaray'ın maçlarında samimi olduk. Küçük oğlu Hasan'a toplar, formalar hediye ederdim. Hatta bir defasında kocaman bir Galatasaray topu alarak, makamına götürmüştüm. Galatasaray maçlarında başlayan dostluğumuz zamanla ilerledi, maçları hep birlikte izlerdik. Mesut Bey; Birebir tanıdığınızda çok dost canlısıdır, çok cana yakındır aynı zamanda çok iyi bir devlet adamıdır. Başbakanlığı döneminde bir demir-çelik fabrikasına atanan genel müdüre benim yanımda söylediklerini hiç unutmam. Kendisine, 'Bakın göreve başladığınızda particilik yapmayacaksınız, göreviniz boyunca Anavatan Partisine hangi mesafedeyseniz diğer partilere de aynı mesafede olacaksınız' dedi. Aynı tavrını Çaykur'da işe alım sırasında da gördüm. Genel müdüre, 'Ben sadece ANAP'lıların değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanıyım. Herkes, kural ve kaidelere göre işe alınacak' dedi.O kadar birbirimize destek olur, dertleşirdik ki ben de bir hafta sonu dahi ayrı kalamazdım. Bir gün 'Çok bunaldım, beni bir yere götür' dedi. Biz de Dubai'ye gittik. Gerçi o tarihi mekânları çok severdi o yüzden Dubai'den de çok hoşlanmadı. Sahilde bir sigarayı söndürüp diğerini yaktığını görünce, 'Ağabey yeter bu kadar çok içme' diye sitem ettim. 'Ah Abdurrahim ah, ben bunu şimdi içmemeyim de ne zaman içeyim?' dedi. Yavuz'u kaybetmenin acısıyla kendisini tamamen bıraktı. İlk evladıydı, çok etkilenmişti. O an ikimiz birbirimize sarılıp en az 10 dakika bu şekilde ağladık. O anı hiç unutamıyorum. O tatil boyunca ne bir şey yiyebildi ne de bir şeyden zevk aldı. Çok üzücü bir 3-4 gün geçirdik."

YAŞAMAMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPIYOR

Mesut Yılmaz'ın ameliyatını dünyanın önde gelen beyin cerrahlarından Prof. Dr. Uğur Türe'nin yaptığını hatırlatan Albayrak, "O sırada hastanene koridorunun bir ucunda Yılmaz diğer ucunda ise Galatasaray'ın Başkanı Mustafa Cengiz yatıyordu. Sayın Türe, bir gün beni aradı, 'Koridorun bir ucundaki Mustafa Cengiz çok ağır bir hasta ancak yaşamak için elinden geleni yapıyor. Hiç moralini bozmuyor ve direniyor. Koridorun öbür ucundaki Yılmaz ise yaşamamak için elinden gelen her şeyi yapıyor, bana yardımcı ol' dedi. Kendisine daha gayretli olması için telkinde bulunduğumda, elimi tuttu ve 'Abdurrahim, onun derdi yok, benim Yavuzum gitti' diye cevap verdi. Her şeyi içine attı." diye konuştu. Yılmaz'ın bir devlet adamı olarak çocuklarına çok vakit ayırma fırsatı bulamadığına dikkati çeken Albayrak, bu zaman ve ilgiyi torunlarına verdiğini, oğlunun kaybından sonra da torunlarının ona umut olduğunu anlattı. Albayrak, Yılmaz'ın çok hızlı yemek yediğini, uzun uzun yemek yemeyi zaman kaybı olarak gördüğünü dile getirerek, kendisinin en çok mantı, hamburger ve gofret sevdiğini belirtti. Mesut Yılmaz'ı hiçbir zaman unutmayacağını vurgulayan Albayrak, onun sevdiği yemekleri yerken bile ona dualar okuduğunu, acısını içinde taşıdığını ve aklına geldikçe gözlerinin dolduğunu dile getiriyor

Ve Mesut Bey’in vefatı sürecinde yaşadığı acıyla onun güzelliği bir kez daha ortaya çıktı. Apo ağabeyi severim. Çünkü o bizim derenun insanı.

ABDURRAHİM ALBAYRAK KİMDİR?

1954 yılında Rize`de dünyaya geldi. İlkokulu Rize`de bitirdi. Almanya`ya işçi olarak giden ilk gurbetçilerden olan babası birkaç yıl sonra Türkiye`ye dönüp bir dükkân açmış, işler iyi gitmeyince Almanya`ya geri dönmek zorunda kalmıştır. Bu sefer yanına oğlu Abdürrahim`i de almıştır. Almanya`nın Frankfurt kentinde babasının yanında inşaatlarda çalışan Abdurrahim; askerliğini yapmak için tekrar Türkiye`ye döndü. Askerliği bitince Almanya`da biriktirdiği parayla bir minibüs aldı ve bir süre memleketi Rize`de minibüs şoförlüğü yaptı. Daha sonra akrabalarının baskısıyla İstanbul`a taşındı. Albayrak, İstanbul`da çalışırsa daha fazla para kazanabileceğini düşünüyorlardı. İstanbul`da, Rizelilerin yoğun olduğu Habibler Köyü`ne yerleşti. Edirnekapı-Habibler hattında minibüs şoförlüğü yapmaya başladı. İşleri iyi gidince zaman içinde babasının gönderdiği parayla ikinci minibüsünü aldı. Daha sonra üçüncü, dördüncü derken birden o hattaki en fazla minibüse sahip kişi unvanı kazandı. Günümüzde 15.000 araçlık bir filonun sahibidir.