Bazı aylar takvimde görünür.
Bazı aylar insanın içine görünür.
Ramazan biraz da böyledir işte.

Bir yanda ihtiyaç sahibine ulaşmak için kapı kapı gezenler...
Bir yanda bir çocuğun yüzü gülsün diye poşet taşıyanlar...
Bir yanda fitreyi, zekâtı, koliyi, gönlü usulca yerine ulaştıranlar...

Öte yanda ise sofrada beş kişiye yetecek yemek varken on beş kişilik israf kuranlar.

Demek ki mesele sadece oruç tutmak değil.
Mesele biraz da kalbin ne tuttuğu.

Bu ayda birlik, beraberlik, paylaşma, komşuyu gözetme, garibin elinden tutma daha görünür hale geliyor. Güzel de oluyor. Ama şu gerçeği de kenara yazalım: Yardımlaşma sadece Ramazanlık bir duygu olmamalı. Bir ay boyunca merhamet dağıtıp on bir ay boyunca unutmak, vicdanı kampanyaya çevirmektir.

Dernekler, STK’lar, vakıflar, kuruluşlar elbette kıymetli. Ama bu yapılar sadece fotoğraf karesinde değil, yılın her gününde sahada olmalı. Çünkü yoksulluk mevsimlik değil, hayatın tam ortasında.

Bir tarafta evine ekmek götürme derdi olan aileler...
Öbür tarafta tabakta bırakılan pilavlar, çöpe giden pideler, bir lokma alınıp kenara itilen tatlılar...

İsraf biraz da sessiz ayıptır.
Çok görünmez ama çok çürütür.

Sofrayı büyütmek marifet değil.
Gönlü büyütmek marifet.

“Bir lokmanın kıymetini bilmeyen, bir ömrün yükünü anlayamaz.”

ÖZ GÜVEN GELDİYSE, SAHADA BAHANE BİTER

Çaykur Rizespor’da Samet Akaydın’ın sözleri yabana atılacak sözler değil.
“Öz güvenimiz yerine geldi” diyor.

Futbolda bazen taktik konuşulur, bazen formasyon, bazen eksik bölge...
Ama çoğu zaman asıl mesele kafanın içidir.

Ayağın önce akla, akıl da önce morale bakar.

Takım kazanınca şehir dik yürür.
Şehir dik yürüyünce takım daha diri olur.
Bu işler birbirine bağlı.

Rizespor son haftalarda o ürkek havayı dağıttıysa, bu sadece puan cetveline yazılmaz. Bu, soyunma odasına da yazılır. Tribüne de yazılır. Şehre de yazılır. Hele Trabzon deplasmanı öncesi bu cümlelerin anlamı daha büyüktür. Çünkü böyle maçlar sadece futbol değil, karakter sınavıdır.

Samet’in bir başka cümlesi daha önemli:
“Bu şehir bunu hak ediyor.”

İşte tam mesele bu.

Rizespor’un başarısı sadece sahadaki on bir kişinin meselesi değil. Bu şehir yıllardır cefayı çektiyse, biraz da sefanın kapısını aralamayı hak ediyor.

Takım içindeki birlik iyiyse, bu sahaya geç kalmaz.
Yeter ki hava bozulmasın, gereksiz rehavet başlamasın.

Çünkü Karadeniz’de bir maç kazanmak sevinçtir, seriyi sürdürmek ise şahsiyettir.

“Kendine inanan takım, rakibinden önce korkuyu yener.”

ÇÖPÜ YERE ATAN, ŞEHRİN YÜZÜNE ATIYOR

Rize Belediyesi’nin paylaştığı video yerindeydi.
Hatta geç bile kalınmış bir hatırlatma.

Çöpünü yere atma.
Temiz Rize hepimizin sorumluluğu.

Bu kadar net.
Bu kadar sade.
Bu kadar mecburi.

Belediye ekipleri gece gündüz çalışıyor.
Sokak süpürülüyor, konteyner boşaltılıyor, cadde temizleniyor.

Ama biri çıkıp elindeki bardağı, peçeteyi, izmariti, poşeti yere bırakıyorsa...
Kusura bakmasın, o artık sadece çöp atmıyordur; şehrin emeğine saygısızlık ediyordur.

Temizlik belediyenin görevi olabilir.
Ama temiz tutmak hepimizin terbiyesidir.

Bazı insanlar hâlâ “Ben attım, nasılsa biri alır” kolaycılığında.

Yok öyle yağma.

Bu şehir otel lobisi değil.
Bu şehir bizim evimiz.

Rize’yi seviyorum demek kolay.
Seviyorsan kirletmeyeceksin.

Bu kadar basit.

Ve ben bu konuya vurgu yapmaya devam edeceğim.

Çünkü temiz bir şehir sadece görüntü meselesi değildir.
Ahlak meselesidir.
Disiplin meselesidir.
Birlikte yaşama kültürü meselesidir.

“Yere atılan her çöp, zihinde biriken ihmalin kardeşidir.”

KALENDERCE

Ramazan bize aç kalmayı değil, tokken de insan kalmayı öğretmeli.
Futbol bize skoru değil, birlikte ayağa kalkmayı göstermeli.
Şehir ise bize şunu fısıldamalı:

Bir yere aidiyet, lafla değil, emekle belli olur.

Sofrayı paylaşalım.
Takımı destekleyelim.
Sokağı koruyalım.

Çünkü insan bazen bir pidede,
bazen bir tezahüratta,
bazen de yere atmaktan vazgeçtiği küçücük bir çöp parçasında
kendi vicdanını ele verir.